İki yıldır Paris'te yaşayan ve çiçekçilik eğitimi alıp en ünlü çiçekçilerinden biri olan Pascal Mutel Design Floral'de çalışan Ege Soley'le bu kez İstanbul'da konuştuk. Tatilinin bir bölümünü Bozcaada'da Corvus şaraplarının da sahibi olan babası Reşit Soley'in bağlarında geçiren Soley, ada hayatının ona sıkıcı geldiğini düşünüyor. Bir de anlattıklarına bakılırsa çevresindeki Fransızlar, Türkiye ve Türkler hakkında sınıfta kalacak kadar az bilgiye sahip. Soley, işe başladıktan sonra patronu ve arkadaşlarının, "Türkiye, Avusturya'nın komşusu mu?'', "Baban kılıç kullanıyor mu?", "İstanbul'da deniz var mı?" şeklindeki sorularına hayret etmiş. Üstelik bu yıl Fransa'da Türkiye Mevsimi rüzgârı eserken... 25 yaşında Paris'teki şahane çiçekçi vitrinlerini gördükten sonra çiçekçi olmaya karar veren Soley, ülkemizin gönüllü tanıtım elçiliğini de üstlenmiş. Carla Bruni, Mireille Mathieu, Laetitia Casta gibi ünlülerin de çiçeklerini hazırlayan Ege Soley, İstanbul'daki çiçekçilerin yeterince özenli olmadığını söylüyor.
Bağların içinde doğmadım, ada bana göre değil
"Üniversite yıllarımda yazın bağbozumunda Bozcaada'ya gidip işin ortasına düşerdim. Ama oraya yerleşip, çalışmayı düşünmedim. Babam da bunu hiç istemedi zaten. Bozcaada yaşamı çok izole. Kışın kimseyi görmüyorsunuz. Babam 50 yaşında olmasına rağmen orada tek başına yaşamaktan sıkılıyor. Altı yedi ay sadece eşiyle birbirlerini görüyorlar. Babam, beni çok zorlasaydı, mecbur kalsaydım, gidip çalışırdım. Ben de bağların içinde doğup büyümedim, kanımda öyle bir şey akmıyor. Ama California'da, Fransa'da şarapçılıkla uğraşanların çocukları bağların içinde doğuyor. Yine de bir tarafımla sorumluluk hissediyorum. Paris'te bir yıl kan ter içinde çalıştıktan sonra babama, 'Bu fabrika Bozcaada'da değil de İstanbul'da olsaydı, bugün gelip başına geçerdim,' dedim. Üniversiteden mezun olduktan sonra da babamın İstanbul'daki şirketinde bir yıl çalıştım. Telefona da baktım, reklam işleriyle de ilgilendim. Tembellik yapmadım. Ama masa başında çalışmak bana göre değilmiş, bunu gördüm. Açıkçası Türkiye'de yaşamayı da çok istemiyordum."
Çiçekçilerimizin dikkatine!
"İstanbul' daki çiçekçilerin çoğu karanlık, kasvetli, düzensiz. Herhangi bir çiçekçiye gittiğinizde ağzınız açık kalmıyor. Kadın çalışan çok az. Paris'te hep genç kızlar çalışıyor çiçekçilerde. Fransızların müşterilere davranışları çok profesyonel. Hem buketleri hazırlıyoruz hem de kapıya kadar biz geçirip, kapıda veriyoruz. Burada aynı ilgi yok. Biz Paris'te güllerin hepsini aynı boylarda kesip, su dolu vazolarda bekletiyoruz. Elime bir makas alıp, İstanbul'daki çiçekçileri dolaşıp, güllerin hepsini tek tek kesmeyi düşünüyorum bazen. Fransa'daki çiçekler de çok daha güzel."
Baban kılıç kullanıyor mu?
"Fransa'nın en ünlü çiçekçilerinden biri olan patronum Pascal Mutel, bizimle arkadaş gibi. İşe girdikten sonra bana annemle babamın ne iş yaptığını sordu. Ben de 'Babam mimar ama artık şarapçılık yapıyor,' dedim, inanamadı. 'Nasıl olur, Türkiye'de şarap üretiliyor mu? Müslümanlar şarap içer mi? Babanın kılıcı var mı? Erkek arkadaşın, erkeklerle çalışmana kızmıyor mu?' gibi sorular sordu. Babam Paris'e geldiğinde de tanıştılar. Babam ona şarap getirdi, katalogları gösterdi. Mutel, fabrikanın şıklığına, teknolojik yapısına hayran kaldı. 'Mutlaka Bozcaada'ya gelmeliyim,' dedi. İş arkadaşım kızlar da 'İstanbul'da deniz var mı? Türkiye, Avusturya'nın komşusu mu?' diye sordu. Bir müşterimiz de 'Tatilde Türkiye'ye ya da Suriye'ye gitmeyi düşünüyorum. Ama Türkiye'ye gitmekten korkuyorum, ne dersin?' dedi. Ben de 'Siz benden korkuyor musunuz?' dedim. Ona güzel bir tatil rotası çizdim, çok mutlu oldu. Durup dururken bir de Türkiye ile ilgili bir tanıtım misyonu üstlenmiş oldum."