Tiyatro sanatçısı Sumru Yavrucuk,
Yabancı Damat ve
Sevgili Dünürüm dizilerinden sonra televizyona bir süre ara verip, kışı sahnede geçirdi. Atatürk Kültür Merkezi ve Taksim Sahnesi'nin bir türlü başlayamayan tadilatlardan dolayı kapalı olması yüzünden özel bir tiyatroyla anlaşarak Dario Fo'nun
Yalnız Kadın oyununu sahneleyen sanatçı, hiç beklemediği bir anda gelen film teklifiyle de sinemaya döndü. Almanya'da yaşayan yönetmen Ayşe Polat'ın ikinci filmi
Luk'un Şansı'nda oynayan sanatçıyı, önümüzdeki günlerde de yönetmenliğini Hakan Gürtop'un yaptığı ve TRT'de yayınlanacak
Bahar Dalları dizisinde izleyeceğiz.
- 16 yıl aradan sonra sinemaya döndüğünüze göre Almanya'dan reddedilemeyecek bir teklif mi aldınız?
- Bir telefon geldi ve genç bir ses, 'Sizinle Almanya çekilecek bir film için görüşmek istiyoruz, ama yarın döneceğiz, bugün görüşmeliyiz,' dedi. Ben de sinirlendim ve 'Ben kuaförümü bile bir gün önce ararım,' dedim. Biraz gergin bir başlangıç oldu. Tam da Film Festivali dönemiydi. 'Ancak iki film arasında kahve içeceğim, bari o sırada 15 dakika görüşelim,' dedim. Gerçekten önce gayri ciddi buldum teklifi. Almanya'dan da pek umutlu değildim, Fatih Akın'ın dışında bir yönetmenden heyecanlandıracak iş çıkmıyor.
- Görüşmeyi kabul ettiğinize göre sinemayı çok özlemiş olmalısınız...
- Sinema yapmayalı 16 yıl oldu, bir hayat yani. Sonra gencecik bir kız geldi ve senaryosundan bahsetti. Çok sıradan bir hikâye gibiydi. Almanya'da yaşayan bir Türk ailesine piyangodan büyük ikramiye çıkar ve o paranın elden ele geçmesiyle insanların birbirlerinden kopuşu anlatılır. Adı
Luk'un Şansı. Aslında piyango çıkan adamın adı Haluk ama Luk takma ismi. Ben de onun annesi rolünü canlandıracaktım. Biraz yönetmen Ayşe Polat'ı araştırdım.
Koru Kendini filmiyle pek çok ödül almış genç bir yönetmen...
BEN NE YAPIYORUM?
- Peki yönetmen sizi tanıyor muydu? En azından görüşmeye gelmeden önce filmlerinizi, dizilerinizi izlemiş miydi?
- Hayır, hiç tanımıyordu. Sadece 'Anne rolünü kim oynar?' diye araştırırken benim adımı da duymuş. Ben de bir hafta içinde karar verdim. Hamburg'a giderken henüz sözleşme imzalamamıştım.
- Tam bir macera desenize... Film içinde film...
- Tam macera gerçekten. Hatta uçakta giderken, 'Ya ben ne yapıyorum? Gidiyorum ama ya beni karşılamazlarsa?' diye düşündüm. Ama karşıladılar. Yine de hayatımda kaldığım en kötü odada kaldım, yatak o kadar küçüktü ki 'Ya ben bundan düşersem bir tarafım kırılır, film yarım kalır,' dedim. Çok küçük bir bütçeyle çekildi ama bu da benim hoşuma gitti.
HERKES ÇOK POZİTİFTİ
- Almanlar sizi asker disipliniyle mi çalıştırdı?
- Bir kere çok dakik ve programlılar. Sette herkes sadece kendi işini yapıyor. Çekimler sabah saat 05.30'da başlıyordu. Akşam ise bir saat daha fazla çalışmıyorlar, hemen 'Hoşçakalın,' diyorlar. Ama herkes çok pozitif ve güler yüzlüydü. Yönetmen Ayşe Polat da çok eğlenceliydi. Ben ilk defa stressiz bir sette çalıştım. Genelde benim rastladığım setler doğum sancısı çekilir gibiydi.