Müzisyen olarak kodlamışız Emre Altuğ'u. Albümleri, şarkıları düşünülürse haksız da sayılmayız. Lakin oyuncu olarak da kimi zaman sinemada, ağırlıklı olarak da televizyonda boy gösteriyor. Sinema mevzu bahis olduğu zaman popüler filmlerde bulunmayı tercih eden Emre Altuğ, yine bizi şaşırtmadı ve popüler kulvarda yol alan
Sizi Seviyorum ile bu hafta itibariyle karşımıza çıktı. Filmde sevgilisini aldatan sonra da bunun ceremesini çeken Erkut adlı bir erkeği oynuyor. Uzun metraj dizi tadında bir film olarak tanımlanabilecek
Sizi Seviyorum'u bahane edip mikrofon uzattık kendisine. Ama onun müzikte olduğu kadar oyunculukta da iddialı olduğunu öğrendik. "18 yıl oldu oyunculuğa başlayalı," diyor. En az müzik çalışmaları kadar ciddiye aldığını söylüyor. Özellikle komedi filmlerinde rol almasını, müzik çalışmalarında daha eğlenceli işler yapmasını da memleketin karamsar hallerine bağlıyor. Çok yakında baba olmaya hazırlanan Emre Altuğ, gülerek "Önce bir çocuğu görelim," dese de heyecanlı. "Artık daha temkinli olacağım gibime geliyor," diyor. Çünkü ileride her yaptığı işin hesabını çocuğuna vermek istiyor.
- Müzisyen kimliğinizin daha ön planda olduğunu düşünüyorum. Oyunculuk da yapıyorsunuz. Bu konuda iddialı mısınız?
- Yaptığım her şeyde iddialıyım. 18 yıldır oyunculuk yapıyorum, iddiasızım dersem yaptığım işlere haksızlık olur. Birçok insandan bilgi ve tecrübe anlamında çok yukarıdayım. Ama bu şu demek değil; bilgi ve tecrübe pratikte çok üst düzeyde mesleğinizi icra etmenizi sağlamaz. Bunun da farkındayım.
- Sizin için müzisyenlik ve oyunculuk arasındaki denge nasıl?
- Benim için aynı değerdeler. Ama popüler anlamda müzisyen kimliğim ön planda. Çünkü işin doğası gereği müzisyenler daha ön plandadır. Oyuncular ise kendilerini geri planda tutar. Bu da doğal. Çünkü oyuncunun, kendini kabul ettirmesi için seyirciye az bilgi vermesi gerekir ki, canlandırdığı karakterin inandırıcılığı artsın.
- Sizinle ilgili çok bilgi var seyircilerin belleğinde. Bunun için siz inandırıcılık konusunda sıkıntı yaşıyor musunuz?
- Tabii dezavantaj yaşıyorum.
- Bu kadar göz önünde olmanın başka dezavantajları var mı?
- Artık böyle bir değerlendirme aşamasından çıktım. Aslında popüler olmanın da dezavantajları var ama bunları artık kanıksadım. Çünkü bunların üzerine hayıflanmak, dertlenmek, bunları hayatımızın bir şanssızlığı olarak görmek benim motivasyonumu düşürüyor. Artık barışık olmak zorunda kaldığım o dejavantajları, yaptığım işlerin bir yan etkisi olarak görüyorum.
- Sizi daha çok popüler filmlerde izliyoruz...
- Dört-beş yıl uğraşıp senaryo yazıp sonra beş kuruşsuz Don Kişot edasıyla sinema yapmaya çalışan insanların projelerinde yer almak istemiyorum. Çünkü, başta bu tür insanların kendilerine haksızlık yaptığını düşünüyorum. Bence parasız sinema yapılamaz. Bunun için de gerçekleştirilebilecek film projelerinde yer almak istiyorum.
- Sizi Seviyorum'da Erkut, aldatma olayı sonrası 'Erkekler kaçar kadınlar kovalar, bu erkekliğin doğasında vardır,' gibi bir açıklama yapıyor. Emre Altuğ, Erkut'la ne kadar benzeşiyor?
- Erkut'un benim içimde biri olduğu kesin de, onu hayatıma ne kadar yansıtıyorum orası tartışılır. Duygusal anlamda benzeşiyoruz, ben de zaman zaman onun gibi, elimdekinin kıymetini kaybettikten sonra anlıyorum. Erkut'un dillendirdiği düşüncenin doğru olduğunu düşünüyorum. Ama erkek olmanın, büyümenin ve olgunlaşmanın da getirisi bu duygudan kurtulmaktır.
DOĞUMHANEYE GİRMEYİ DÜŞÜNMÜYORUM
- Baba olacaksınız ve filmde doğumhane sahnesi var. Bu sahne çekilirken empati kurdunuz mu?
- Kurmadım. Gerçekte, doğumhaneye girmeyi düşünmüyorum. Filmdeki doğumhane sahnesini de nasıl daha komik hale getiririm diye düşünerek oynadım.
- Peki baba olmaya hazır mısınız?
- Bende bir duygu değişimi olmadı. Kadınlar hamile olduklarında o duygu değişimini yaşıyorlar ama erkeklerde bu süreç farklı işliyor. Bizde galiba çocuğun doğmasıyla başlıyor o süreç. Önce bir çocuğu görelim (Gülüyor). Fakat garip bir ruh hali taşıyor insan. Bir kere üretim açısından daha temkinli olacağım gibime geliyor. Ona hesabını veremeyeceğim projelerin içerisinde yer almamak gibi bir kaygım var. Bu anlamda o mu baba, ben mi babayım anlamış değilim.
KARAMSAR BİR HAVA ORTALIĞI KAPLIYOR
- Sizin kuşak Türkiye ve dünya meseleleriyle ilgili pek duruş sergilememekle eleştiriliyor. Oysa bir darbe, ikisi ulusal biri küresel üç ekonomik kriz, bir sürü terör olayı bu kuşağı da etkiledi. Şanssız bir dönemde Türkiye'de yaşadığınızı hiç düşündünüz mü?
- Biz hep çok kompleksli büyüdük. Bu ülke şimdilerde gündemde olan demokratik açılım sürecine bir türlü giremedi. Bu ülkenin dörtte üçü ekonomik olarak yetersiz koşullarda yaşıyor. Uzun süredir de böyle. Fakat yıllardan beri bunun düzeltilmesi için genel bir çaba göremiyorum. Ben Güneydoğu'da bir konser vermiştim. Gördüm ki, insanlar orada erken olgunlaşmış. Çocukların gözlerine bakınca anlıyorsunuz. Böyle baktığınız zaman bu ülkede sürekli bir dertli olma hali var. Karamsar bir hava ortalığı kaplıyor. Ben yaptığım işlerle de insanların yüzünde küçük bir gülümseme yaratmaya, o karamsar hava içerisinde insanların anlık da olsa ferah bir nefes almasını sağlamaya çalışıyorum. Çünkü buna çok ihtiyacımız var. Yoksa bizim kuşağın da Türkiye ile ilgili düşünceleri, tespitleri var.