- Müziği seçmenizde babanızın etkisi çok muydu, yoksa hiç yok muydu? - Zeynep A: Bebeklikten itibaren gördüğüm alkıştan tüylerim diken diken olurdu. Ondan da istemiş olabilirim. Ama müzik hep hayatımdaydı, hiçbir zaman çıkmadı.
- Z:A: Lisede okurken şarkı söylemesi için bir teklif aldı. Kabul etmedim. Dedim ki, 'Yüksek tahsil diploması istiyoruz. Ne olduğu önemli değil: Su ürünleri fakültesi, Sümeroloji...' Bunu söylerken itiraf edeyim ki kızımın doktor olmasını isterdim. Sanatçı olmasam, doktor olmak isterdim. Eğer doktorluğu seçerse o mesleğin sihirli güzellikleri arasında bunları unutur diye umdum, ama döndü dolaştı yine sanatsal bir uğraşa girdi. - Zeynep A: Sonra şarkı söylemeye başladım. Melih Kibar ile tanıştım.
- Z.A: Orada bile Zeki Alaysa etiketini hiç kullanmadık. Dedim ki bir gün, 'Oğlum sana birini göndereceğim, dinleyeceksin, bana telefon açacaksın, olur ya da olmaz diyeceksin.' Ertesi gün Melih telefon açtı. 'Hayatımda duyduğum en iyi seslerden biri,' dedi. Kızım olduğunu bilmiyordu. - Sezen Aksu'nun vokalistliğini yaptınız. Sonra neden devam etmedi?
- Zeynep A: Hamile kaldım... Bıraktım. Melih Kibar'la bir buçuk yıl çalıştım. Hatta albüm anlaşması yaptık büyük bir hırsla, ama onun ömrü yetmedi. Eşim, babamın eşi Jülide dahil hepimiz Melih Kibar'ın öğrencileriyiz. Bizi tanıştırdı ve ayrıldı. 'Siz kendi kanatlarınızla uçun,' dedi ve biz uçarken, o da gerçekten kanatlandı. 2005 yılında şirketimizi kurduk; film ve reklam müzikleri yapıyoruz. Ben böyle yavaş yavaş çıkmayı seviyorum merdivenleri. Babamın önayak olup da bütün kapıları açmasını istemezdim. - Bu arada yaş geçmiyor mu?
- Zeynep A: Geçsin. Benim tarzım, yaşam biçimim çok gençlik gerektirmiyor. Ben zaten melankolik bir tipim. Yandan kıvır gibi şarkılarım yok. O dramatik sesimle insanları etkileyeceğimi biliyorum. - Zeki Alasya olarak hayallerinizi gerçekleştirebildiniz mi?
- Z.A: Hayatı mutluluklar, mutsuzluklar, güzellikler, çirkinlikler gibi karşıtlıklarla yaşıyorsunuz. Demek ki bütün kötü duygulara olabildiğince kabul göstererek, geldiğince güzellikleri seçerek bu yaşamı sürdürmekte fayda var. Bir ışık taşıyoruz: Işık ebedi, ışığı taşıyan eller ölümlü. Siz ölümlü olarak ışığı taşıdığınız süre içerisinde güzel eserler yaparsanız o ışık gibi olursunuz. En büyük rahatlıklarımdan biri, benim öldüğümü kimsenin iddia edemeyecek olması. En yakınlarımın bile... Çünkü hep eserlerimle karşılarında olacağım.