İnce, keskin sesli bir kadın, unutulmuş bir tangoyu söylüyordu. Sevgi'ye göre, siyah tüller içinde bir kadındı bu tangoyu söyleyen. Tül elbisesi, dizlerinin altına kadar uzanıyordu; siyah şeffaf çoraplar giymişti. Rüzgâr da vardı; boynuna taktığı siyah tül eşarp dalgalanıyordu. Plak, gramofon, kadın... her şey siyahtı; kadının sesi bile siyahtı." Sevgi, Oğuz Atay'ın
Tehlikeli Oyunlar romanından bir karakter. Ama anlattığı tango söyleyen kadın tarifini Sema'ya okuyunca, "Aa, benim gibi," dedi. Eğer Sema'yı dinlemediyseniz, sesinin siyah renge gidene kadar hangi renklere değdiğini anlatmak biraz zor. Ama o koyuluk, dem, yoğunluk sesine nasıl oturmuş en azından onu anlatabileceğiz. 1956'da Ankara'da başlamış hayatı. Berlin'e yüksek lisans yapmaya gidene kadar orada yaşamış. Tabii evin, mahallenin, arkadaş toplantılarının şarkı söyleyen kızı olmuş hep. Sema'ya şarkılar söyletilmiş ama konservatuara gönderilmesi pek mümkün değilmiş: "Çok istedim ama bizim zamanımızda öyle konservatuar falan biraz zordu. Ben memur bir ailenin çocuğuyum. Hatta babam Almanya'da bir konserime gelmişti yıllar sonra. Beni sahnede görmekten hiç mutlu olmadı. Çünkü hâlâ onun kafasında şarkıcı olmak iyi bir şey değildi. Allah rahmet eylesin." Babasını hâlâ çok sık düşündüğünü söylese de bu onda bir ukdeye dönüşmemiş: "Benim anarşist bir yapım var. Evden çıktıktan sonra bunun ne kadar büyük bir nimet olduğunu gördüm; yalnız başına ayaklarının üstünde durabilmek, sahnede olmak, istediğin şarkıları söylemek, yani seçebilmek." Hayatındaki seçimlerinden birine şaşılacaksa o da üniversitede kütüphanecilik okuması olabilir. "Ben şarkıcı olamayınca gazeteci olmak istedim ciddi ciddi. Kazanamadım ama 10 parmak daktilo öğrendim. O sırada da Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampusunun kütüphanesine girdim sekreter olarak." İşte buradaki çalışma ortamı çok mutlu etmiş Sema'yı ve Ankara Üniversitesi Kütüphanecilik bölümüne girmiş ve mezun olmuş. 1981 yılında Berlin yolu gözükmüş Sema'ya. Sosyal Bilimler Fakültesi'nde yüksek lisans yapmış. "Buranın çok civcivli olduğu dönemlerdi. Üniversiteye kaydoldum. İş buldum kendime. Otistik çocuklarla çalıştım, bebek baktım. Para kazandım. Müziğe başladım; en önemlisi bu." Berlin'de çok anlamlı bir özgürlüğün tadına vardığını söylüyor Sema. İlk olarak Kreuzberg'in Dostlar Topluluğu'yla çalışmış. Hayatına ilk giren adamın da 'yerden tavana kadar plak koleksiyonu olan' biri olduğunu anlatıyor. İlk eşi çellistmiş. 1987'de evlenmiş: "Ben evde şarkı söyleyince Dimo (Dieter Moritz) bana diyordu ki, 'Aa, ne kadar güzel, bu senin besten mi?' 'Yok canım', diyordum, 'bu
Kalamış.' Sonra Dimo piyanoya oturup notaya alıyordu. Yani ilk albümüm
İstanbul'u Dinliyorum (1991), sonra
Sihir (1995) ve
Anılarda İstanbul (1996) öyle çıktı." Belki de bu sebepten bu ilişkide dostluğun baskın çıktığını, aşkın bittiğini ama paylaşımın devam ettiğini söylüyor. Şimdi 13 yıllık bir ilişkisi var. 1994'te ise, "Hâlâ iddia ediyorum: Yaptığım işlerin içinde en değerlilerinden bir tanesi. Niye çok az insan biliyor; çok acı. Böyle bir işin bütün dünyayı dolaşması gerekiyordu," dediği Nâzım Hikmet'in
Şeyh Bedreddin Destanı'nı yapıyor, Tuncel Kurtiz'le. Yerebatan Sarnıcı'nda, "Günümüz için bir ayin" diye sunulan bu gösteri bugün hâlâ konuşuluyor. CD olarak da kaydı var.
SABAHAT AKKİRAZ'A HAYRAN
Sonra da bir albüm serisi olan 'Efsane Hanımlar' dönemi başlıyor.
Ekho (2006) ve
Ekho II (2009) albümleriyle Sema 1940'larda biten müziği sandıklardan çıkarmaya başlıyor. Tango, kanto, operet, fokstrot söyleyen kadın şarkıcılar bunlar. "İlk Seyyan Hanım'la başladım dinlemeye. Seyyan Hanım'ı çok sevdim; her şeyini toplamaya, öğrenmeye başladım. Onun tekrar tanınmasını istiyordum. Bana el verdiğini düşünüyorum." Daha sonra Şamran Hanım çıkmış karşısına, sonra arkası gelmiş; Suzan Lütfullah, Afife Hanım, Deniz Kızı Eftelya. "Ben bu hanımlara söz verdim. Bütün dünyayı onlara gezdireceğim," diyor Sema ve ekliyor: "Hepsi bugün hit olabilecek kadar güzel parçalar. Ben çok popüler hale getirmedim. Ama
Mazi Kalbimde Bir Yaradır'ı,
Fikrimin İnce Gülü'nü,
Hasret'i benden sonra da söylediler. Ben istiyorum ki bunlar söylensin, yarım kalmasın, sandıklar açılsın..." Bu niyetin bir projeye dönüşmesi de yakınmış: "Bu şarkıların maalesef notaları yok. O yüzden bir nota kitabı ve
Yeditepe ve Yedi Efsane Hanım diye bir albüm projem var." "Günümüz müziğinden neler tüketiyorsunuz?" sorusunu da şöyle yanıtlıyor: "Çok türkü dinliyorum. Sabahat Akkiraz'ı çok seviyorum. Çok acayip bir yorumu var. Onun bizim kültürümüze kattığı çok önemli değerler var bence. Bir de itiraf ediyorum, Madonna'ya hayranım."