Onu ilk kez Q Jazz Bar'da dinlemiştim, yıllar önce... Sahnenin kenarındaki ekranda, eski Türk filmlerinin görüntüleri vardı, sahnede ise son derece muhteşem bir ses o filmlerin şarkılarını, türkülerini seslendiriyordu. Türkiye'nin en ünlü caz kulübünde, creme de la creme'in uğrak yerinde herkese Kardeş Türküler de söyletiyordu, Türk sazlarıyla Phantom of the Opera da dinletiyordu! Her telden vardı yani... Onun konuşulmasını sağlayan, onu ünlü yapan sesi kadar aynı zamanda doktorluğuydu. İki işi bir arada yapıyordu ama ikisi de hobisi değildi. Tıp fakültesiyle birlikte konservatuvarı da bitirmişti. Ve artık 'sosyete şarkıcısı' olarak anılıyordu bu Urfalı genç adam. Yıllar geçmiş üzerinden... Bu süre zarfında onun şarkılarını dinlerken, onun başarılarına şahit olurken tanışıklığımız da hep sürdü. Heyecanla piyasaya çıkmasını beklediği dördüncü albümünü dinletmek istediğinde ise, 'birikmiş ne çok şey varmış' dedik ve röportaj da yaptık. Ben bayıldım yeni albümü Biz Aşkımıza Bakalım'a... Son dönemin hit fabrikatörü Sinan Akçıl, Sezen Aksu, Nazan Öncel bile buluşmuş bu albümde. Üstelik nasıl romantik, nasıl dokunaklı. Bunu söylediğimde "Evet romantizmin dibine vurduk," dedi o da. Beyoğlu'ndaki bir rock barda keşfettiği Zifiri, Sinan Akçıl imzalı Kızım, Üzüm şarkısı ve Kalp Kırılsa da Sever bu yaz herkesin dilinde olacak belli ki. Siz de olaya Fransız kalmayın bence, bu röportajdan başlayın işe!
- Bir albüm bittiğinde ve siz onu elinize aldığınızda ne hissediyorsunuz?
- Albüm bittiği an, benim en sıkıntılı, stresli dönemim başlıyor aslında.
- Elinize yeni doğmuş bir bebek verilmiş gibi mi?
- Albüm çıkmadan beşaltı ay önce, doğum sancısı gibi sancı çekiyorum. Albüm bittiğinde ise o bebeği nasıl yetiştireceğinin kaygısı ve telaşı başlıyor bu kez...
- Kaygılı ve telaşlı mısınız şimdi?
- Tabii ki. Çektiğiniz resmin, verdiğiniz söyleşinin, röportajın ya da ilk çıkış şarkısıyla verdiğiniz mesajın, albümün genel konseptini çok iyi yansıtması gerekiyor, albümü iyi tanıtmanız gerekiyor. Çünkü önyargılar var, beklentiler var...
- Ne gibi önyargılar?
- "Bu adam ilk albümünde başarılı oldu ama arkası gelmez" diyorlardı. İkinci albüm çıktı, "şans eseri tuttu" dediler, üçüncü albümde başka bir şey... Şimdi bu dördüncü albüm. Bir şekilde istikrarın tam oturduğunun ispatı olacak bu albüm. Çekirge bir sıçrar iki sıçrar diye beklenir ya, bakalım buna ne diyecekler?
- Yani?
- Çekirgenin dördüncü kez sıçradığını görecekler! (gülüyor)
- Herkes değişim süreçleri geçirir hayatta. O anlamda bu albüm sizin hangi döneminizi yansıtıyor?
- Sakin ve ihtişamlı bir dönemi...
- Ne demek ihtişamlı?
- Kendini bilen bir dönem... Artık mesleki kaygıların duyulmadığı; hat sanatı gibi ince iş yapılan bir dönem. Bir işi başarma kaygısı ya da var olma kaygısından öte, yapılan işi güzelleştirme endişeleri taşıdığın bir dönem... Albümdeki Sezen şarkısı gibi, has ipek dokur gibi özene bezene bugüne geldiğimi düşünüyorum, çok uzun yıllar emek harcadık. Artık ömrümün en ihtişamlı dönemine girdiğimi düşünüyorum. Hayatımın en huzurlu ve en kendinden emin dönemini yaşıyorum.
- İlk yıllarda 'sosyete şarkıcısı' deniliyordu size, bugün ise Türkiye'nin en iyi tenorlarından biri. 'Evet ben büyük bir sesim' noktasında mısınız siz de?
- Hiçbir zaman bunu düşünmedim! Ben kendi sesimi dinlemekten pek hoşlanan bir insan da değilim. İlk defa bu dördüncü albümde, kendimle barıştım...
- Aa neden?
- Dayanamam ben kendi sesime! Radyoda ben çıkarsam kapatırım. O yüzden hiçbir zaman, çok iyi bir ses falan demem kendime.
- Bir şarkıcının sesini sevmemesi travmatik bir durum yaratmıyor mu?
- Yoo, insanlar hiçbir zaman kendi seslerini dinleyemezler...Tabii ki kendime güvenim var, tabii ki bir şeyleri doğru yaptığımı düşünüyorum ama söylediğin gibi karşılamıyorum.
- 'Sosyetik şarkıcı' damgası sizi hiç rahatsız etti mi?
- Hayır, tersine, doğru bir açılımdı o. Fakat bunu planlayarak yapmadım! Devlet Konservatuarına gidiyorduk, konservatuarda aldığımız eğitim, oluşturduğunuz repertuvar akademik bir repertuvardı haliyle. Napolitenler, Şansonlar, Frank Sinatra'lar, Dean Martin'ler söyleniyordu. Biz de ilk oluşturduğumuz ekipte, okulda ne öğrendiysek onları söylüyorduk.
- Peki hayaliniz, hedefiniz ne?
- Standartlarımı korumak, artık kendime, sevdiklerime vakit ayırarak dengeli yaşamak... Eskiden hep 'yurtdışına açılacağım' derdim. O da olursa olur ama 40 yaş sonrasında daha butik işler yapmak, huzurlu çalışmak istiyorum.
ARYA SÖYLEDİĞİMDE BABAM KÜFREDERDİ!
- Doktorluğa devam ediyor musunuz hâlâ?
- Ediyorum ama tam gün yasasıyla, muhtemelen bir yıl içinde devam ettirememe riskim olacak.
- Bıraktığınızda üzülür müsünüz?
- Üzülürüm. Yönetici olarak bile mesleğimi devam ettirmek isterdim. Çünkü kişisel eğitimimi hekimliğimle aldım. Derin arkadaşlık ve dostluk ilişkilerim hâlâ hastanedeki arkadaşlarımla kurduğum ilişkidir. Müzik dünyasında hiçbir zaman öyle çok derin ve köklü ilişkiler kurmadım.
- Bu kadar yıl boyunca, tüm eleştirilere rağmen üstelik; iki işi bir arada yürütebilmek kolay değil...
- Tabii davalar açıldı, soruşturmalar açıldı...
- Yoksa 'çocuk da yaparım kariyer de' gibi bir hırs mı bu sizinki?
- Bunun hırsla alakası yok. Kendimi hekim olarak gördüğümde iyi hissediyorum. Bunu anlayabilmek için o altı seneyi benimle birlikte yaşaman gerekir. Şu an meslekteki 22. yılım. Her şeyi bırak, bir kere en başta ailem için hekimliğimi devam ettirdim.
- Mahalle baskısı mı?
- Annem ve babam dağ köylerinde öğretmenlik yaptılar, yemediler içmediler beni okutabilmek için. Ceplerinde para yokken bana harçlık yolladıklarını bilirim. Dolayısıyla asla bırakmayı ve onları hayal kırıklığına uğratmayı düşünmedim.
- Şarkı söyleme isteği nereden düştü aklınıza?
- Tıp fakültesinde! Dördüncü sınıfta o kadar gömülmüştüm ki derslere, okul hayatına... Topkapı ve Aksaray'dan başka yer bilmiyordum. Bir gün canıma tak etti ve dedim ki bir şey yapmam lazım. Sesimi beğenirdi arkadaşlarım, fakültenin korosuna katıldım. Konservatuar sınav açtı, kazandım.
- Kariyer olarak istiyor muydunuz peki?
- Asla! Sen diyorsun ya 'en sevilen seslerden' falan diye, ben bugünleri düşünüp, hayalini kurduğum zaman bile 'hadi len' diyordum! (gülüyor)
- Televizyonlarda ilk çıkıp arya söylediğinizde babanızın küfrettiğini söylemiştiniz. Peki şimdi?
- Tabii küfür ediyordu, 'eşşoğlu eşek ne işin var' falan diyordu. 'İbrahim Tatlıses'e bak hiç değilse' diyordu. Dayanamıyordu bile beni dinlemeye. Şimdi havasını atıyor babam, gurur duyuyor.
- Siz kimleri dinlersiniz?
- Emre Aydın'ı ve Göksel'i, Emel Sayın'ı çok severim, Kenan Doğulu'nun sahnesine hayranım. Sahnede yetişerek büyümüş sanatçılardan biridir.
BESTE YAPMA HIRSIM YOK
"Birkaç kez yaptım ama beste yapma hırsım yok; ben bir yorumcuyum. Sesimin başka bestecilerle, başka söz yazarlarıyla buluşmasından güzel şeyler çıkabileceğine inanıyorum. Sonuçta bir yorumcunun öncelikle yapması gereken şey, iyi şarkılar bulup seslendirebilmektir diye düşünüyorum."
ACISIZ YEMEK YİYEMEM!
- Asimile olmuş bir Urfalı mısınız siz?
- Kastın Kürt olmaksa, bende Kürtlük var tabii ki. Ama ben bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğumu düşünüyorum.
- Asimile olmayı sadece politik anlamda sormuyorum. Urfalı olmaktan bahsediyorum. Hangi özelliklerini taşıyorsunuz doğduğun toprakların?
- Ne kadar farklılaşırsanız farklılaşın, orada öğrendiğiniz aile kavramı, akrabalık kavramı, memleket kavramı hiçbir zaman sizi bırakmaz. O yüzden hala Urfalı olmanın birtakım aidiyet duygularını yaşadığımı düşünüyorum.
- Acı sever misiniz mesela?
- Tabii ki, acısız yemek yiyemem!
- Urfa müzikleri?
- Urfa'nın sıra geceleri çok başkadır. Şu anki turistlere sunulan gecelerden, şovlardan bahsetmiyorum, o Kazancı Bedii döneminin dokunulmamış, has sıra gecelerinin, oradaki türkü birikiminin Urfa'nın hazinesi olduğunu düşünüyorum. Çok da severim dinlemeyi.
BU ŞARKIDA BİR PİSLİK VAR
- Şarkıları nasıl buluyorsunuz, Sezen ya da Sinan Akçıl'a gidip 'İyi bir şarkı var mı?' diye soruyor musunuz yoksa onlar mı sizi arıyor?
- Hepsi oluyor... Sürekli antenlerinizin açık olması gerekiyor. Albüm çıkardık, artık altı ay şarkı aramıyoruz gibi bir şey yok. Benim şu dakikadan itibaren sürekli antenlerim açıktır. Şarkı bulduğum dakikada alırım! 'Güzel bir şarkı bulduk' diye arasın biri, anında gider dinlerim.
- Şarkı seçerken, kıstas nedir?
- Şöyle bir kıstasım vardır; sağ kolumda tüyler diken diken olduğu an, 'haa bir dakika, bu şarkıda bir pislik var' dersin. Bizim tabirimiz budur. Sonra oturur şarkıyı arkadaşlarımla paylaşırım. Deneme kaydı yaparım, o şarkının benim üstüme oturup oturmadığını kontrol ederim. Bir albüm için, en az 200-250 şarkı okurum demo olarak. Kimi şarkı çok güzeldir ama sizinle bağdaşmaz, üstünüzde sırıtır. Denemek lazım o yüzden.
POLİTİKADAN UZAK DURURUM
"Babam iki dönemdir belediye başkanı ama ben, sanatçı olarak politikadan uzak duruyorum. Futbol fanatizmi gibi bir şey politika da... Fenerli olmak, Beşiktaşlı olmak, Galatasaraylı olmak gibi bir şey. Tabii ki daha farklı bir boyutu ama herhangi bir siyasi görüşün sanatçısı olmak gibi bir niyetim yok. Benim amacım Türkiye'ye ait bir sanatçı olmak. Siyasi görüş, dil, din, ırk, mezhep, kültür ya da ekonomik düzey farklılığı gözetmeksizin herkese hitap edebilmek..."
ÖZEL SATRANÇ TAKIMI
Ferhat Göçer'in evindeki satranç takımında Osmanlılar Haçlılar'a karşı oynuyor! Beyoğlu'nda görüp aldığı bu takımı Göçer çok seviyor.
ÖNCE TURNE SONRA İSTANBUL
"Önümde büyük Anadolu turnesi var, her albümde yapıyorum bunu. 25 şehir dolaşıyorum, en son İstanbul Harbiye Açıkhava'da çıkıyorum. Sebebi şu; ben dönünceye kadar şarkılar oturuyor, özümseniyor, klipler yayınlanmış oluyor ve sonunda görkemli bir final yaşanıyor."
ÖMÜR'ÜN MİNİ GİYMESİNİ İSTEMEM!
- Bir Urfalı olarak maçoluk falan var mıdır sizde?
- Tabii ki! Zaten Türk erkeği mevzuatının içerisinde ortak maçoluk özellikleri vardır ama bu benim maço olduğum anlamına gelmez! Kadınına sahip çıkmak, kıskanmak, kıyafetini eleştirme hepimizde yok mudur bunlar? Mesela ben Ömür'ün mini etek giymesinden rahatsız olurum hâlâ!
- Dinliyor mu ki sizi?
- Maçoluk Ömür'e sökmüyor işte!
- Kıskanç mısınız?
- Çok aşırı, patolojik değil ama kıskanç biriyim evet, Ömür'ü kıskanıyorum.
- Nasıl bir aşk sizinki?
- Ortak zevklerimiz var. Ben aşırı sinema manyağıyımdır, oturur dört film birden izlerim. Müzik de Ömür'ün hobisi. En başta bu bizi birbirimize çekti. Onun televizyon programına konuk olduğum gün tanışıklığımız başladı. Birlikte TV programı yaparken de ilişkimiz derinleşti. Daha yakından tanıdıkça ben Ömür'ü çok sevdim, çok etkilendim, aşık oldum.
- Yeni evlilik planı?
- Tabii ki istiyoruz. Tarih konuşmadık ama bu koşturmacalar bitince...
- Yeni bir çocuk?
- Yok! Benim iki, Ömür'ün bir, toplam üç tane çocuğumuz, üç de köpeğimiz var. Altı kişilik kocaman bir aileyiz, şimdilik bu kadarı yeter bize!