Tuncay Yılmaz, daha öğrenciyken Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası eşliğinde solist olarak ilk konserini veren, ardından Almanya'dan aldığı bursla yurtdışındaki müzik serüveni başlayan ve kariyerinde uluslararası alanda çok önemli başarılara imza atan bir dünya solisti. Avrupa'da, Schumann ve Mozart gibi dâhi bestecilerin eserlerini en iyi yorumlayan virtüöz seçilen sanatçı, dünya çapında konserler veriyor ve yine dünya basınında ilgiyle takip ediliyor. Daimi piyanisti Robert Markham ile 1999'da New York'ta ilk albümünü yayınlayan Tuncay Yılmaz,
Rosepage adlı yeni albümünü çıkarmaya hazırlanıyor. 'Az ama öz söylemek' anlayışının hakim olduğunu belirttiği albümü ve Türkiye'de klasik müziğe gösterilen ilgi üzerine konuştuğumuz Tuncay Yılmaz'a göre, ülkemizde önce değerlere destek olmayı öğrenmek şart.
-
Solist olarak ilk konserinizi, henüz öğrenciyken Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası eşliğinde vermiştiniz. Ve ardından uluslararası başarılarla dolu bir kariyer geliştirdiniz...
- Uzun bir serüven. İzmir'de doğdum. Daha sonra Ankara'ya gittim ve Ankara Devlet Konservatuarı Yüksek Bölümü'nü birincilikle bitirdim. Almanya'dan kazandığım devlet bursuyla yurtdışında solistlik sınıflarını da başarıyla tamamladım. Solist olarak ilk konserimi öğrenciyken, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası eşliğinde verdim.
- Eğitiminize yurtdışında devam etmenizin size sağladığı en büyük avantaj ne oldu?
- Başka ve gerçekçi bir yarış, farklı bir atmosfer var orada. Hem sanatsal hem de entelektüel anlamda kendimi geliştirebilmem için Avrupa'da bulunmak, ustalık- virtüözite sınıflarındaki havayı solumak ve yaşamak, müziğime ve sanat hayatıma farklı değerler kattı.
- Almanya Louis Spohr Keman Yarışması'nda 'En iyi Schumann Yorumcusu' ödülünü, Mozart'ın 5. Keman Konçertosu yorumunuzdan dolayı da Saarland Üniversitesi 'Mozart Özel Ödülü'nü kazandınız. Schumann ve Mozart'ı, hem de kendi ülkelerinde en iyi yorumlayan bir virtüöz olarak seçilmeniz karşısında ne hissettiniz?
- Onur ve mutluluk. 20'li yaşların başında, çok uzun bir yola çıktığımın farkındaydım. Her zaman daha fazla çalışmam gerektiği hissine sahiptim. Bir yarışma ya da konserin ertesi günü, yeni bir amaca, farklı bir tempo ve bilinçle hep tekrar sarıldım.
MOZART VE BEETHOVEN EN YAKIN DOSTLARIM GİBİ
- Kendinize en yakın hissettiğiniz besteci Mozart mı?
- Öyle bir şey yok. Mozart'ı çok seviyor, ruhumda hissediyorum. Beethoven'a olan saygım ve bağlılığım başka. Hepsinin ayrı bir yeri var. En büyük dostlarım gibi. Mesela Brahms'la romantizmi, Bartok'ta dehanın anlamını ve yaşamdaki ritmi, Bach'la dünyevi düzenin matematiksel çözülmüşlüğünün verdiği iç huzurunu keşfettim.
- Daimi piyanistiniz Robert Markham ile uzun yıllardır birlikte çalışıyorsunuz. 1999'da ilk albümünüz olan Elgar ve Franck Sonatları önce New York'ta piyasaya çıktı ve yıllar sonra Rosepage adlı yeni albümünüz çıkıyor...
- 14 yıldır Robert'la birlikte Türkiye, Avrupa ve Amerika'da çaldık ve zamanla bir dünya ikilisi olduk. Konserler veriyoruz ve her yıl yeni eserleri repertuarımıza katmaya devam ediyoruz. 10 gün içinde de, birlikte yorumladığımız eserlerden oluşan ikinci albümümüz
Rosepage, AK Müzik tarafından yayınlanıyor. Çok mutluyuz.
- Albümün önsözünde, İdil Biret ve Doğan Hızlan gibi önemli isimlerin yazıları var. Kapağını ressam Yiğit Yazıcı'nın yaptığı albüm, repertuarı özenle seçilmiş butik eserlerden oluşuyor. Siz Rosepage albümünü nasıl tanımlarsınız?
- Rosepage, keman için bestelenmiş piyano eşlikli düzenlemeler ve danslardan oluşan bir albüm. Albümü hazırlarken az ama öz söylemek anlayışını ön planda tuttuk. Ustalık gerektiren küçük virtüöz parçaları, benim repertuarımın en önemli hazinelerindendir. Bu parçaları, 90'lı yıllardan beri Robert'la birlikte resitallerimiz sonrasında bis parçası olarak seslendirdik.
- Türkiye'de klasik müzikseverler, klasik müzik albümlerine yeterince ilgi gösteriyor mu?
- Yurtdışında satın alınıyor, sahip çıkıyorlar. Burada ise biraz gülünç ama genelde hediye edilmesi bekleniyor. Albüm deyip geçmemek lazım. Uzun yılları gerektiren büyük bir emek var. Sanat, zaten bir ömre bedel. İnsanlar, dostlarına şarap yerine bir albüm götürmelerini belki tercih etmeliler.
POPÜLERLİK BİR DEĞER KRİTERİ DEĞİL
-
Klasik müzik yeterince desteklenmiyor, değil mi?
- Gerçek değerler desteklenmiyor kanımca. Yalnız devlete laf etmek kolay, ben devlet solistiyim, devlet birçok şeyi destekliyor aslında. Kurumların başındaki ve karar mercilerindeki kişilerin, sahip oldukları yetkiyi nasıl kullandıkları oldukça düşündürücü ve kilit bir nokta. Millet olarak, düşünce tembelliğimiz var. Değerlere destek olmayı öğrenmiş olmak büyük bir vasıf.
- Destek vermek bir yana, engel olunmaya çalışılıyor üstelik...
- Türkiye'de her güzellik ve başarı için harika bir potansiyel var. Hayatta başkasındaki 'iyi olanı' görmek, en büyük erdemlerden biridir. Bu insanı küçültmez, asla yok da etmez, tam tersi yüceltir. Kıskanarak, değerli olanı yok sayarak ya da Bizans oyunlarıyla bir yere varılmaz.
-
Klasik müzik sanatçılarının popüler olmasına karşı mısınız?
- Bir sanatçının kendi değerleriyle popüler ve sevimli olmasına niye karşı olayım ki? Gerçek değişmez. Sanatçının kıymetini popüler olup olmaması değiştirmez. Sanatı olan kişi evrenseldir. Onu bir kişi ya da yüz bin kişi tanır. Bazen bir kişi, milyon kişi demektir.
-
İKSEV'de (İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı) ustalık sınıfında dersler de veriyorsunuz...
- Üstün yetenekli öğrencilerden oluşan bir sınıfta dersler verdim. Şimdi burada sadece yılda bir kez ustalık sınıfını gerçekleştiriyoruz. 13-19 Eylül 2010 tarihlerinde kemancı Tedi Papavrami ve piyanist Robert Markham ile birlikte, tekrar 'Uluslararası Akademi Keman Ustalık Sınıfı' nı gerçekleştireceğiz. Eskiden böyle çalışmalar için yurt dışına gitmek gerekiyordu. Artık 'biz gidemiyorsak, getirtelim' felsefesi oturdu.
KEMAN KONÇERTOLARI YAPACAĞIZ
-
Albüm dışında başka yeni projeniz var mı?
- Robert'la gelecek sezon birçok yere davet edildik. Özellikle Türk keman konçertolarına yeni bir yorum ve heyecan getirerek yorumlamayı ve dünyada seslendirerek tanıtmayı arzu ediyorum.