Bursa'yı çok severim. Ama en çok da Bursa'nın İskender kebabını severim. Çocukluğumdan bu yana sayısız kereler Bursa'dan transit geçtim. Her seferinde öğlen saatlerinde burada olmaya çalıştım. Sebebi Heykel'in yakınlarındaki eski İskender kebapçısında kebap yemek içindi. Bugünkü gibi kebapçıların bir tür fast food mekânı haline gelmediği dönemlerdi ve tıklım tıklım kebapçıda zor bela bir yer bulduğunuzda, yemeğin önünüze gelmesi için en az 45 dakika beklemeyi göze almanız gerekiyordu.
TORUNLAR YÖNETİYOR
Bugün İskenderoğlu ailesinin hemen hemen tüm bireylerinin kendi adlarına neredeyse her köşe başında bir şube açmalarıyla bu kebapçı gözümde büyüsünü yitirdi. Ancak Bursa ile aramdaki kebap ilişkisi hemen bitmedi. Bu kez de eski Santral Garajı'nın karşısındaki Uludağ Kebapçısı'nı keşfettim. Cemal ve Cemil kardeşlerin son derece mütevazı ama bir o kadar da mükemmel kebabı için yağmurlu havalarda bile dışarıda, kapının önüne konmuş küçük masalarda, ufak taburelerde oturup beklemeyi göze aldım. Ama o da modaya uydu ve İstanbul'da şubeler açtı. Onun da büyüsü kaçtı. Dolayısıyla artık kebap yemek için Bursa'ya uğramanın gereği kalmadı. Bu haftanın başlarında Bursa'daydım. Bursalı dostlarıma "Burada en iyi yemek yenecek yerler neresi?" sorusunu yönelttim. Hepsinin ilk akıllarına gelen isim Hayat Lokantası'ydı. Dolayısıyla Bursa'da ilk kez kebapçı dışında bir lokantada yemek yemek için Hayat Lokantası'na gitmem artık farz oldu. Hayat Lokantası aynı adda iki farklı mekânda hizmet veriyor. Birincisi 1947'den bu yana kentin o dönemde merkezi konumundaki Santral Garaj mevkiindeki küçük, mütevazı esnaf lokantası. Lokantanın sahibi Mustafa Selek genellikle bu ilk göz ağrısı mekânda konuklarını ağırlıyor. İkinci restoran henüz çok yeni. Eski Merinos fabrikasının kurulu olduğu alanın belediyeye verilip Bursa halkının soluklanacağı geniş bir park haline dönüştürülmesinden sonra, burada birbiri ardına kültürel ve sosyal tesisler açılıyor. Bu bağlamda belediye, Merinos fabrikasının 'salaş ambarları' olarak adlandırılan kesiminde ilk sosyal tesis olarak kentin bu yüz akı esnaf lokantasına çağdaş bir tesis yapması için yer tahsis etmiş ve yeni mekân 2008 yazında hizmete girmiş. Dostlarım beni önce eski lokantaya götürdü. Bizim İstanbul'dan bildiğimiz temiz pak, kapının hemen önündeki kasada lokantanın kurucusu Mustafa Selek'in oturduğu, karşıda camlı tezgâhın arkasında çeşit çeşit yemeklerin sıralandığı geleneksel bir esnaf lokantası burası. Buranın ve yeni mekânın aşçıları farklıymış ve yemekler her iki lokantada ayrı ayrı pişiriliyormuş. Tezgâhta yemek servisi yapan usta iki lokanta arasında yemek açısından pek fark olmadığını, sadece yeni yerde, zeytinyağlılar başta olmak üzere çeşitlerin daha fazla olduğunu söyledi. Ardından yeni lokantaya yöneldik. Burası İstanbul'da olsa, çok şık bir İtalyan restoranı ya da örneğin lüks bir balık lokantası olarak değerlendirilirdi. Nedense İstanbul'da kimsenin aklına böylesine çağdaş bir binada geleneksel Türk mutfağının örneklerini esnaf lokantası tarzında sunmak gelmez. Mustafa Selek hep hayal ettiğim ama bugüne dek hiç rastlamadığım bir adım atmış, mükemmel bir restoran yaptırıp torunlarının yönetimine bırakmış.
AŞÇI TABAĞI TERCİH EDİLMELİ
Hayat Lokantası iki katta toplam 600 kişinin aynı anda ağırlanabileceği, yazın camları kaldırılıp, üst kat teras ve alt bahçe kısmına masalar yerleştirildiğinde açık havada da yemek yenebilecek çok şık bir mekân. Kapıdan girdiğinizde çok geniş bir tezgâh sizi karşılıyor ve burada her gün 50 çeşit yemek pişiriliyor. Buranın en ünlü spesiyalitesi kuzu tandırmış. Biz saat 13.00 civarında gittiğimizde maalesef tükenmişti. Böylesi bir esnaf lokantasında yemekler hakkında bir fikir sahibi olmanın en iyi yolu, çok sayıda yemekten birer kaşığın aynı tabakta sunulduğu 'aşçı tabağı' ısmarlamaktır. Ben de bunu yaptım. Arkadaşım dil çorbası ve ardından iç pilavlı hindi tandır istedi. Dil çorbası cazip geldi, ben de az çorba istedim; arkadaşımın iç pilavından da tattım. Her ikisi de mükemmeldi. Bana aşçı tabağında servis edilen ıspanak kavurma, ayşekadın fasulye, etli lahana sarma, hindi tandır, İzmir köfte, soğan ve mantar yahninin her biri birer başyapıttı. Bir esnaf lokantasının en önemli kalite kriterlerinden biri beyaz pilavdır. Biraz da pilav istedim. Pirincinin kalitesi, yağı ve tane tane kıvamıyla Türk mutfağında pilavın niçin böylesine önemli olduğuna en güzel örnekti. Yemeğin üzerine harika bir kabak tatlısı ve Bursa'ya özgü süt helvasını tattım. Süt helvası hafif kavrulmuş un ve sütle yapılmış, üzeri fırında karamelize edilmiş çok lezzetli bir tür muhallebi. Dostlarımın yalancısıyım; Mustafa ustanın yarattığını söylediler. Kim yaratırsa yaratsın, sırf süt helvası yemek için bile buraya gidilebilir. Türk mutfağının çağdışı kaldığını, yabancı mutfaklardan örnek almamızı söyleyenlerin Merinos'taki Hayat Lokantası'nı görmelerini salık veririm. Burası esnaf lokantalarının geleceğine örnek oluşturuyor. Bundan sonra Bursa'dan geçerken kebapçı için değil, Hayat Lokantası'nın birbirinden güzel yemekleri için gideceğim.
Beğendiklerim:
Esnaf lokantası denince akla mütevazı mekânlar gelir. Gerçi aralarında daha şık olanları da var ama Hayat Lokantası gibi görkemli ve yemekleri mükemmel bir 'esnaf restoranı' ile ilk kez karşılaştım.
Beğenmediklerim:
Yemekleri güzel, servisi oldukça başarılı, önünde park yeri bulunan, fiyatları makul, geleneksel yemekleri mükemmel, görkemli bir restoranda kusur aramaya kalkmak haksızlık olur.
Mutfak *****
Servis ****
Ambians *****
Hayat Lokantası
Merinos Parkı, Osmangazi, Bursa
Tel: (0224) 272 27 77