Esnaf lokantalarında canımın çektiği yemeklerle 'aşçı tabağı' hazırlatırım; azar azar birkaç farklı lezzeti aynı tabakta tatmak hoşuma gider. 'Aşçı tabağı'nın şık restoranlardaki karşılığı ise 'degüstasyon mönü'dür. Bulabilirsem, restoranlarda beş, yedi ya da dokuz değişik yemeğin birbiri ardından azar azar servis edildiği bu mönüyü tercih ederim. Böylelikle mümkün olduğunca değişik lezzetlerin keyfine varabilir, restoranın özelliklerini daha iyi anlayabilirim. İspanyolların 'tapas'larını, bugün balık lokantaları ve meyhanelerimizde bulamadığımız, eski dönemlerin minik porsiyonlar halinde, içkiye sadece katık olacak miktarda sunulan meze kültürünü de seviyorum. Tapas sunan restoranlarımız bu küçük lokmaları şık bir ana yemek fiyatına servise kalkışınca, insanda birkaç çeşit tadacak iştah kalmadığı gibi, eski dönemlerin az ve öz meze anlayışı da günümüzün sofradan taşan mezelerinin karşısında yok olup gitmesine hayıflanıyorum.
PAZAR-PAZARTESİ KAPALI
Yeme içme meraklılarının Nu Pera olarak tanıdıkları Tepebaşı'ndaki 200 yıllık Petit Champs Pasajı, yazın terasının manzarasıyla ünlüdür. Kışınsa giriş katında bir ya da iki restoran hizmet verir. Pasaja girdiğinizde sağda, en arkadaki penceresiz, karanlık mekân çoğu kez davetlerde yedek salon olarak kullanılır. Bu yıl bu küçük yerde LilBitz adlı bir bar-restoran açıldığını duydum. İlk rezervasyon denemem başarısızlıkla sonuçlandı. Bu vesileyle buranın pazar ve pazartesi günleri kapalı olduğunu, öğlen servisinin de bulunmadığını öğrendim. Ben de hafta içi bir akşam arkadaşımla yemek yemek üzere yer ayırttım. Bu son derece küçük mekânın sahipleri haftada iki gün restoranı kapatıp tatil yaptıklarına göre ilginç kişiler olmalıydılar. Yıllardır işlevsiz kalan o karanlık mekân, restoranın dekoratör ortağı Sema Türker'in elinde olabildiğince ferah bir atmosfere kavuşmuş. Restoranın diğer ortağı Maksut Aşkar ise Türkiye'nin en başarılı barmenlerinden. Aynı zamanda mutfakta da iddialı bir şef. Restorana girdiğimizde bize yeşil elma, zencefil ve votkayla yapılmış ferahlatıcı bir kokteyl ikram edildi. Aslında buraya restoran demek bile zor. Bir duvar boylu boyunca bar tezgâhıyla kaplı, bir duvarın önemli bölümünü giriş kapısı oluşturuyor. Geriye kalan asimetrik iki duvara da toplam 20 kişinin oturabileceği masa ve iskemleler yerleştirilmiş. Yine de klostrofobisi olanlar bile yemek yerken bunalıma girmiyor. Aydınlatma ve müziğin de katkısıyla hoş, samimi bir mekân burası. Asıl ilginç olan, yemekler. Sofraya oturduğunuzda önce ortaya taptaze lezzetli ekmeklerle kırmızı, turuncu ve yeşil renkte zeytinyağı geliyor. Kırmızı yağ rengini pancardan, turuncu havuçtan, trüf yağıyla aromalandırılmış yeşil olanı ise maydanozdan alıyor. Mönü her ay değişiyormuş. Biz gittiğimizde yeni değişmişti. Beş çeşit başlangıç, iki çeşit salata, dört pizza, bir rizotto, dört ana yemek, iki de tatlıdan ibaret mönüyü incelerken, buranın farkı hemen görülüyor: 'Portakal çiçeği asidinde pişmiş somon ceviche, rezene ve portakallı beurre blanc', 'Tersdüz bonfile burger, etli kuru fasulye püresi, salatalık chutney', 'tavada karides, safran vinegret kreması, kabak püresi', 'Dana carpaccio, mango&rezene chutney, sarı mısır pudingi', 'Tavuk konfit, kara havuç chutney ve tavuk jöleleri', listenin başlangıçları...
FİYATLAR ŞAŞIRTICI
Salata, rizotto ve pizzaları geçiyorum. Ana yemekler ise şöyle sıralanıyor: 'Miso sosta poşe levrek, sote mikro sebzeler ve balık köpüğü', 'Izgara bonfile, pancarlı çifte kavrulmuş kuskus risotto', 'Fırında kuzu, tereyağlı pancar ve şarap glaze, kimyonlu patates püresi', 'Tavada pişmiş uykuluk, fesleğenli kara havuç püresi, beyaz turp.' Bu tür sofistike yemekleri kapıda bir metrdotelin sizi içeriye buyur ettiği şık mekânlarda, gümüş servis takımlarıyla kolalı sofra örtüleri üzerinde yemeye alışkın olanlar için fiyatlar da sürpriz. Başlangıçlar ve salatalar 8 TL, pizzalar 7 TL, risotto 12 TL, ana yemekler 16 TL ve tatlılar 6 TL. Ancak restoranın, küçük şeyler anlamına gelen LilBitz adından da tahmin edilebileceği gibi yemekler küçük porsiyonlar halinde; alıştığımız porsiyonların üçte biri kadar. Biz iki kişi, mönüden somon, bonfile burger, dana carpaccio, tavuk konfit, tavada karides, salatalardan susam yağı ve şampanya sirkesiyle lezzetlendirilmiş rezene carpaccio, pizzalardan armut ve somonlu pizza, püreli uykuluk, fırında kuzu ve tatlı olarak da muz kremalı ve kakuleli profiterol ısmarladık. Sonuçta mönünün tamamına yakınını tatma olanağını bulduk. Yediklerimizin hepsi çok özenli ve lezzetliydi. Mönünün her ay değiştiriliyor oluşu, aynı yemeklerle yıllarca müşteri ağırlayan mekânlara örnek olmalı. Kokteylin ardından birer kadeh şarap eşliğinde yediğimiz yemeğe toplam 133 TL hesap ödedik. Haftanın sadece beş akşamı bu kadar az sayıda müşteriye böylesine kaliteli yemek sunan LilBitz'in ortakları bu işi ya hobi uğruna ya da İstanbul'un yemekseverlerine bir şeyler ispatlamak için yapıyor olmalılar.
* * *
Beğendiklerim:
Ismarlanan yemeklerin küçük porsiyonlar halinde birbiri ardından servis edildiği, değişik bir konsept. Yemekler gerçekten başarılı, ortam hoş ve samimi. Fiyatlar yemeklerin kalitesiyle kıyaslandığında makul.
Beğenmediklerim:
Şarap listesi sıradan. Zaten birbirinden çok farklı küçük lezzetlerin art arda sunulduğu bir konsepte şarap seçmek zor. Maksut Aşkar yarattığı yemeklere uygun kokteyller hazırlayabilecek çapta bir barmen. Kanımca denenmeli.