Sonbahar-kış koleksiyonları yavaş yavaş vitrinlerdeki yerini almaya başladı. Siz de fark etmişsinizdir ki yeni sezona koyu renkler ve siyah hâkim. Klasiklerin dönüşüne de tanık oluyoruz bu sezon. Moda otoriteleri bunu ekonomik krize bağlıyor: "Risk almaktan kaçınan tasarımcılar, kimsenin hayır diyemeyeceği parçalara yoğunlaşıyor." Ekonomik krizi koleksiyonlarına yansıtan isimlere 'kötümserler' deniyor. Ama her trendin bir anti-trendi vardır. Bu yüzden kötümserlerin karşısına iyimser modacılar dikiliyor. İyimserler, dünyaya egemen olan ruh halinin modayı etkilememesi gerektiğini düşünüyor. 'Ya satılmazsa?' diye yenilikçi tasarımlar, uçuk-kaçık detaylar ve canlı renklerden şaşmaya gerek yok onlar için. Alabildiğine neon, iddialı aksesuarlar ve ışıltılı parçalardan kaçınmıyorlar. Yeni sezonun en eğlenceli, en coşkulu ve en iyimser koleksiyonu ise hiç kuşkusuz Ashish'e ait. Hint asıllı İngiliz tasarımcı Ashish Gupta'nın lakabı 'payetler kralı' zaten. İngiliz Moda Konseyi'nin Yeni Nesil Ödülünü'nü bugüne kadar üç kez üst üste kazanan genç modacı, her parçada payet kullanmış. Daha doğrusu tamamen payetlerden oluşan bir koleksiyon hazırlamış. İlham kaynağı ise HBO kanalının mini dizisi,
Carnivale. Carnivale, 1920'ler Amerikası yani Büyük Bunalım zamanında, bir karnavalın etrafında geçen olayları anlatıyor. Gupta, o zamanlarda insanların ağır gerçeklerden kaçmak için karnavallara gittiğini söylüyor ve bu eğlencenin önemini anlatıyor: "Renkler, ışık yansımaları, ışıltılar ve güzel anlar... Bizim de şu anda en çok ihtiyacımız olan şeyler, bunlar." Sezonun en iyimser modacısı, SABAH'a konuştu.
- Birçok tasarımcı klasiklere yönelirken bu kadar renkli ve coşkulu bir koleksiyon yapmayı riskli görmediniz mi?
- Seri üretime girmesi mümkün olmayan, güzel ve ilginç şeyler yapmak her zamankinden daha önemli bence. Güzel ve özel şeylerden binlerce üretemezsiniz. Şahsen, arzulanan şeyler yapmayı, sıkıcı ve değersiz seri üretim ürünlere bin kere tercih ederim. Seri üretim kıyafetler, ne olursa olsun sahibini özel hissetirmezler. Böyle zamanlarda iyimserliğe her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Eğer benim tasarımlarım insanların keyfini artırmaya yardımcı oluyorsa, işimi iyi yapmışım demektir.
- Bir röportajınızda 'Ekonomik kriz modaya eğlence katmak, eğlenmek için en doğru zaman" demişsiniz.
- Aynen. Çünkü insanlar böyle zamanlarda kaçış arıyor. Gerçeği biraz olsun unutmak için fantezi istiyorlar. Günün olumsuz koşullarına 'uyacak' şekilde giyinmek, hayatın sıkıcılığını daha da artırır, kısır döngü yaratır. Mutsuz insan, dış görünüşünden belli olur. Böyle zamanlarda eğer herkes siyah giyiniyorsa, biz renkli kıyafetler giyelim, farklılaşalım. Bu yüzden modayı eğlenceli kılmamız, yaratıcı olmamız ve her zamankinden daha da muhteşem görünmemiz çok önemli. Emin olun bu, ruh halinize de çok iyi gelecek ve kısa zamanda hayatınızın her alanına etki ettiğini göreceksiniz. Muhteşem görünmek hiç bu kadar önemli olmamıştı!
- Moda nedir sizin için? Sadece bir eğlence aracı mı?
- Moda birçok şey aslında. Zamanın sosyal ruhunun yansıması... Ama her şeyden önce cinsellik ve güçle ilgilidir moda. Günümüzde hayat, bu iki kavram etrafında dönüyor. Cinsellik derken cinsiyetlerin gücünden bahsediyorum. Her şeyin hızla ilgili olduğu bu zamanlarda eğlenceye de yer kalmalı. Hayata neşe katmanın en kolay yolu da kıyafetlerdir.
- Moda felsefenizi 'Gece kıyafetlerini tişört, tişörtleri de gece kıyafeti olarak giymek' olarak açıklıyorsunuz. Bu nasıl mümkün olabilir?
- Bu daha çok tavırla ilgili bir şey. Giydiğiniz şeyin kendisi değil, onu nasıl giydiğiniz önemlidir. Siz kıyafetleri giymelisiniz, onlar sizi değil! Günümüzde her şey mümkün; herhangi bir şeyi seçip, istediğiniz gibi giyebilirsiniz. Bir tişörtü hoş aksesuarlar ve çoraplarla muhteşem bir gece elbisesine çevirebilirsiniz. Aynı şekilde çok pahalı bir elbiseyi de son derece rahat bir şekilde giyebilirsiniz. Esas kıyafet, tavrın kendisi olduğu için fazla mükemmelliyetçilik ve 'iyi zevk' bana çok sıcı geliyor. Kıyafetleri birbirine uydurmaya çalışmak kadar korkunç bir şey daha yok! Tavır yoksa, kıyafeti çıkardığınızda bir askıdan farkınız kalmaz.
- Ashish seven, giyen kadınlar nasıl kişilerdir o zaman?
- Kesinlikle ilk girdiği andan itibaren dikkat çeken kadınlardır. İhtişamı sever, esprilidir. Giyim kuşamı sever ama rahatına da düşkündür. Renkler, desenler ve materyallerle süslenir daha çok. Neredeyse spor giyim gibi rahat ve modern kesimler, kalıplar sever.
İYİ HİSSETMENİN EN İYİ YOLU, PAYET GİYMEKTİR
- Sonbahar-kış koleksiyonunuza iddialı renkler ve desenler kadar payetler de çok hâkim. Payet aşkınız nereden geliyor?
- Payetlere çok fena takmış durumdayım; büyülü olduklarını düşünüyorum. Işığı çok farklı ve güzel şekillerde yansıtıyor ve kıyafetlere yepyeni bir boyut kazandırıyorlar. Payetli bir elbise giydiğinizde bir stara dönüşüyorsunuz. Size bambaşka bir hava katıyor; görünüşünüzü, ruh halinizi değiştiriyor. Kendinizi iyi hissetmenin en iyi yolu, payetli bir şeyler giymektir.
-
Nasıl yapılıyor bu payetli parçalar?
- Payetli kıyafetlerin hepsi tamamen el yapımı. Çok teknik ve işçilik gerektiren bir süreç. Kumaş, büyük ahşap çerçevelere geriliyor ve kesilip dikilmeden önce tek tek payetleri, boncukları işleniyor. Bir kumaşın payetlenmesi işi üç gün sürüyor ve bunu için sekiz kişi çalışıyor. Dikişler elde yapılıyor, çünkü payetli kumaşlar özel teknikler gerektiriyor.
- Sadece sizin koleksiyonunuzda değil, payetler bu sezon her yerde. 80'ler trendi mi payetleri yeniden moda yapan yoksa modaseverlerin ruh halini düzeltmek mi?
- Aslında moda payetlere hep çok düşkün olmuştur. Son zamanlarda onlardan biraz utanıyorduk, o kadar. 20'li yıllarda çok popülerlerdi; 30 ve 40'larda, Joan Crawford gibi en ünlü Hollywood yıldızlarının gardıroplarının ayrılmaz parçalarıydı. 70'lerde disko günleriyle, 80'lerde
Hanedan dizisiyle özdeşleştiler. Yeni takıntının ise kaçışla ilintili olduğunu düşünüyorum. Şehir hayatından ve sıkıntıdan kaçmak için insanlar özel şeyler giymek, mutlu olmak istiyorlar.