Dünya tekstil piyasalarında İngilizlerin zor müşteri olduğunu herkes bilir. Özellikle kadınlarının... Tercih ettikleri renkler ve modellerden taviz vermezler, kılı kırk yararlar. Bu titiz müşteri kitlesine 21 yıldır triko takımlar satan iki kız kardeşin öyküsü ise gerçekten alkışlanmaya değer. Çünkü her ikisi de bugün "Cahil cesaretiymiş bizimki," diyerek adım attıkları sektörde o kadar başarılı olmuşlar ki... İzmirli Gülay ve Tülay Kızılöz, biri Antalya'da diğeri İngiltere'de yaşarken, "Neden kendi işimizi kurmuyoruz?" diye düşünerek yarattıkları markalarını bugün İngiltere'de düşeslerin bile tercih ettiği bir marka haline getirdi. İstanbul'da başkalarına ait atölyelerde 52 adet ürünle başlattıkları triko imalatını, artık yüzlerce ürünle ve kendi atölyelerinde sürdürüyorlar. Kızılöz kardeşler, La Confidence adlı markalarını yaratma öykülerini anlattı.
KOTA NEDİR BİLEMEZDİK
70'lerin ortalarında evlenip, İngiltere'de yaşamaya başlayan Gülay Kızılöz, triko imalatına adım atmaya karar verdikleri günleri, sanki dün gibi hatırlıyor: "Ben İngiltere'de yaşıyordum, ablam Antalya'da. 1988'in temmuz ayında bir gün ablama telefon ettim ve 'Gel kendi işimizi kuralım,' dedim. 'Ne yapalım?' diye düşünürken triko kazak yapmaya karar verdik. Çünkü o yıllarda İngiltere'de Türkiye'den en büyük önem taşıyan giysiler, deri ve trikoydu. 'Yapabilir miyiz?' derken sıfırdan başladık ve İngilizleri giydirdik. Kadınların bu sektörde isteyince çok güzel işler yapabileceğini kanıtladık." O tarihe kadar ne dikişle ne de ihracatla ilgilendiklerini söyleyen ablası Tülay Hanım da bu girişimlerinin ardında tamamen cahil cesareti duygusu yattığını söylüyor: "Gülay'ın önerisine önce çok şaşırdım ve 'Ömrümde kendime bir tane kazak dikip giymedim, nasıl olacak?' dedim. Ama o, 'Sen dikmeyeceksin, önemli olan onu dizayn etmek, süslemek, o da sende var,' dedi. Fotoğrafla, renklerle ilişkim hep vardı. 'Peki, deneyelim,' dedim. Bizimki tam cahil cesaretiymiş. Eğer triko imalatı dünyasının iç yüzünü bilseydik, bu kadar cesur atlayamazdık."
HİÇ KOLAY OLMADI
Hemen ertesi gün Antalya'dan İstanbul'a gelen Tülay Hanım, iplikçi aramaya başlar: "Düşünün, iplikçi arıyorum, ama Kürkçü Han'a gidiyorum. Kürkçü Han'da hiç sanayi tipi iplik olur mu? Sonra Gülay İngiltere'den geldi, beraber aradık." Kızılöz kardeşlerin, triko dünyasına adım atmaları iplikçi aramakla başlar, ördürecek atölye bulma çabalarıyla devam eder. Kota alımı işini de çocuklarının üniversiteye başlaması nedeniyle İstanbul'a yerleşen Tülay Hanım üstlenir, ama hiç kolay olmaz: "İlk yıl ürettiğimiz 52 trikoyu İngiltere'ye Gülay'a göndereceğim diye çırpındım. İhracatçılar Birliği'ne gidip kota almam gerekiyormuş. Herkes bin, 3 bin ürün için kota alırdı, ben 52 tane için istiyordum. O kadar çok soru soruyordum ki artık İhracatçılar Birliği'nde çalışanlar beni görünce kaçacak yer arıyordu."
DEDELERİ SARAY DOKUMACISI
Kızılöz kardeşlerin, han han dolaşıp iplik arayarak başlayan serüvenlerinin arkasında aslında birkaç nesillik aile geleneği olduğunu da sohbetimiz sırasında öğreniyoruz. Önce Gülay Kızılöz, 21 yıl önce neden başka bir alan değil de triko sektörünü aklına getirdiğini anlatıyor: "İzmir'de geçen çocukluk anılarımız arasındaki en güzel günler arkadaşlarımızla yaptığımız boncuk alışverişleridir. Renkli boncukları çok severdik. Arkadaşlarımızla da bu boncuk alışverişi sürerdi. Cebimde hâlâ ya bir çakıltaşı ya da yontulmuş tahta parçası taşırım." Tülay Hanım da dedelerinin, büyükannesinin kumaşla, iplikle nasıl iç içe yaşadıklarını hatırlıyor: "Babaannemin babası Şalcızadeler olarak bilinir. İstanbul'da Saray'a kumaş dokurlarmış. Babaannem de şimdi artık makinelerin yaptığı nakışları elde yapardı. Dantel ustasıydı. Kurs da açmıştı, köylerde dolaşıp kızları eğitirdi. Birkaç kez beni de gittiği köylere götürmüştü. Herhalde bizimki de genlerden gelen bir yetenek."
PARMAKLA GÖSTERİLİYORLAR
İlk yıllar hiç de kolay değildir. Üstelik başladıkları yıl bütün dünya ekonomik krizle çalkalanır. İki kardeş, kârlarının tamamını şirketlerine devretme kararı alır. Uzun süre kazandıklarıyla sadece makine ve malzeme yatırımı yaparlar. Bir makine, beş derken 10 olur. Bu arada İngiltere'de yapılan fuarlara girmeye başlarlar. Yılda iki kez ürettikleri trikoları fuarlarda tanıtırlar. Ve hiç kâr etmeden sekiz yıl nefes almadan çalışırlar. Ta ki 1995'e kadar. Gülay Kızılöz, ilk patlamayı yaptıkları 1995 kışının altını çiziyor: "O yıl beklenmedik bir sipariş akını oldu. Fuarların en kalabalık reyonuyduk, parmakla gösteriliyorduk. Öyle haldeydik ki o fuarlarda acenteler edindik. İkimizin de sipariş formlarını dolduracak vaktimiz yoktu. Müşterilere formları dağıtıyorduk, doldurup masaya bırakıyorlardı. O izdihamın nedeni trikoların üstüne koyduğumuz nakışlardı. Koleksiyonlardaki renklerimiz nefti yeşil, oranj, kahve, antrasit, fuşya ve çok hoş bir sarıydı."