Londra, moda haftaları takviminin tam ortasında, Avrupa ayağının ise başında yer alır. Ama buna rağmen moda çevrelerince pek önemsenmez. En yaratıcı şehirlerden biri olmasına; dünya gençliğine yön vermiş önemli akımlara beşiklik yapmasına; Stella McCartney, Alexander McQueen, John Galliano gibi isimleri çıkarmış olmasına rağmen, moda haftalarında Londra'nın esamesi pek okunmaz. Satın almacılar ve basın, New York sonrasında genelde direkt Milano'ya devam eder. Veya ederlerdi demeliyim. Çünkü moda göçebelerinin güzergâhına bu yıl Londra da eklendi. Değişimin nedeni, Londra Moda Haftası'nın 25. yılı olması. Bir kere bu özel yıldönümü için birçok marka ve modacı, yuvaya döndü. Matthew Williamson, Luella, Jonathan Saunders, Antonio Berardi ve moda haftasına neredeyse evsahipliği yapan Burberry, sadece defilelerini Londra'ya taşımakla kalmadı, arkalarından da ciddi bir basın ve modasever ordusunu sürükledi şehre. Amaç yaratıcı tasarımcılara evsahipliği yapmasına rağmen sektörde ciddiye alınmayan İngiliz modasını hak ettiği yere taşımak. 'Moda beyni' göçünü azaltmak, yaratıcı potansiyeli satışa çevirmek.
FIRST LADY, ERDEM GİYDİ
Bu nedenle zaten moda haftası kutlamaları, İngiliz First Lady'si Sarah Brown'ın evinde verdiği resepsiyonla başladı. Michelle Obama için Jason Wu neyse, Sarah Brown için de Erdem Moralıoğlu, o. İngiliz modasının dört isminden biri olarak gösterilen Türk asıllı tasarımcıya destek olmak için de, geceye Erdem imzalı bir elbiseyle katılmıştı Brown. Bu yılın önemini yalnızca devlet düzeyindeki açılış değil, modanın first lady'si Anna Wintour'un teşrifi de kanıtlıyordu. İki yıl aradan sonra Londra'ya gelen Amerikan
Vogue'unun editörü defilelere katıldı, röportajlar verdi. Geçtiğimiz perşembe başlayan moda haftasının ilk gününde bizi ilgilendiren en önemli şov, Bora Aksu'ya aitti. Oscar Wilde'ın
Mutlu Prens öyküsünden ilham alan koleksiyonunda en büyük ilgiyi payetli çoraplar ve örme parçalar çekti.
1- EN İYİ KOLEKSİYON KANE'İN
Londra moda haftasının en merakla beklenen defilesi pazartesi gününe denk geldi. İngiliz modasının inanılmaz bir hızla yükselen yıldızı Christopher Kane, Sarah Brown'ın evinde verdiği resepsiyonda da ağırlıklı olarak tercih edilen isim olmuştu. Topshop için hazırladığı koleksiyon geçtiğimiz hafta piyasaya çıkan ve satış rekorları kıran modacı, gingham diye de bilinen yazlık ekoseleriyle herkesi şaşırttı. Masa örtüsüne benzeyen kumaşlar şifonlarla tamamlanmış, dantellerle zenginleştirilerek trendlerden uzak olmasına rağmen ortaya hayli hip ve ama bir o kadar da seksi bir koleksiyon çıkmıştı. Lolita filminden ilham alan Kane, masumiyetle cinselliği çok ilginç bir noktada buluşturmuştu. Aralarında Donatella Versace'nin de bulunduğu izleyicilere verilen Gossip Girl DVD seti ise, son zamanlarda bir defilede verilen en güzel hediyeydi kesinlikle!
2- MODA HAFTASININ YÜZÜ, ERDEM
İngiliz modasının yeni yüzü olarak lanse edilen Kanada doğumlu, Türk asıllı Erdem Moralıoğlu, adanın moda çevrelerince uzun zamandır beğeniyle takip ediliyordu zaten. Bu hayli uluslararası haftayla nihayet dünyanın da dikkatini çekti. Moda eleştirmenlerinin 'couture düzeyinde' diye tabir edilen el işçiliğine en güzel örnek, yüzlerce çiçeğin tek tek dikildiği parçalardı şüphesiz. Twitter'da da Erdem heyecanı yaşandı. Modacıyı yıllardır sahiplenen İngiliz Vogue ve Elle dergilerinin editörleri, kıyafetleri görür görmez sevinç çığlıkları atmaya başladı. Paris'teki ünlü Colette mağazasının satın almacısı Sarah da, "Erdem'i bugüne kadar keşfetmediğime inanamıyorum! İnanılmaz bir defile" diye duyurdu beğenisini. Diğer taraftan Londra Moda Haftası ile ilgili ilanlarda da hep Erdem'in defilelerinden kareler kullanıldığının altını çizmeliyim. İngilizler, Rıfat Özbek ve Hüseyin Çağlayan'dan sonra moda dünyasına bir Türk daha armağan ediyor; bizim yıllardır yapamadığımızı yapıyor!
3- SAPE'LER İLHAM VERDİ
İngiliz modasının ağır toplarından biri de Paul Smith. Smith'in rengârenk yeni koleksiyonunda İngiliz tarzı, Afrika modasıyla karışmıştı. Öğrendiğimize göre Smith'in esin kaynağı, paraları olmadığı halde giyim kuşama çok önem veren ve kendilerine Sape adını veren grupmuş. SABAH okurları 'havalı ve zarif insanlar topluluğu' olarak da bilinen Sape'leri, etiketlerini göstermek için kıyafetlerini ters giyen Kongolu 'moda tarikatı' olarak hatırlayabilir.
4- BÜYÜK BEDEN MANKENLER ORTAMI GERDİ
Mark Fast yeni olmasına rağmen, muhteşem örgü elbiseleriyle birkaç sezondur modaseverlerin radarına girmeyi başarmış bir isim. Ama bu örgü elbiselerini giymek için manken gibi bir vücut gerekiyor. Daha doğrusu biz öyle sanıyormuşuz. Çünkü Fast'ın podyuma yolladığı üç mankenden de görülebileceği üzere, bu Swarovski, inci ve deri detaylı daracık elbiseler büyük bedenlilere de olabiliyormuş. Podyum stilisti bu karara sinirlenip çekip gitse de defilede boy göstermek için belli bir vücut kitle endeksine sahip olmanız şart değilmiş. Zaten Fast'ın bu son dakika kararının altında da aynen bu fikir yatıyormuş: "Kıyafetlerimin sadece ince değil, her beden ve vücut tipindeki kadınlara uygun olduğunu kanıtlamak istedim." Bu arada elbiseler kadar Christian Louboutin imzalı botlara da hayran kaldığımızı eklemeliyim. Defile isyanı Mark Fast'la da sınırlı kalmadı. PPQ'nun 60'lar esintili kıyafetleri eleştirmenlerce çok tutulmadı belki ama, tamamen siyah modellerden oluşan podyum seçkisi hayli beğenildi. John Rocha'nın cici etekleriyle pembe, turuncu, mavi ve krem ağırlıklı defilesine first lady Sarah Brown'ın katılımı heyecan kattı.
5- BURBERRY'DEN OSCAR TÖRENİ GİBİ DEFİLE
Moda haftasının kapanış defilesini, Oscarları andıran bir kırmızı halı geçidiyle Burberry yaptı. Gwyneth Paltrow, Emma Watson, Alexa Chung, Agyness Deyn, Liv Tyler, Vogue editörleriyle fotoğrafçı Mario Testino, sadece benim gözümün seçebildiği isimlerden birkaçıydı. Diğer defilelerde de, 25. yıl şerefine her modacının canla başla çalıştığı belliydi. Ama Burberry'nin baştasarımcısı Christopher Bailey, eve dönüşün şerefine resmen harikalar yaratmıştı. Bir trençkottan bu kadar farklı yorum nasıl çıkarılabilir? Drapeli modeller, trençkot formunda tül elbiseler, şifonlar, ipekler... Omuz vurgusunu, burgularla yapmıştı, Bailey. Trençkot formundan ve renginden ilham aldığını söyledi daha sonra. O yüzden koleksiyona toprak tonları hâkimdi. Aralardan çıkan sarı, yeşil, mavi ve lavanta parçalar ise şovun tuzu biberiydi. Gümüş trençkotun ise gelecek yazın hitlerinin başında geleceğini söylemek hiç de iddialı olmaz!