Bazı kadınlar özgür ruhludur. Evlenmek, bir erkeğe bağlanmak istemezler. Evlilikten kaçarlar. Bazı kadınlar da özgür ruhlu olduklarını düşünürler. Onlar da evlilikten kaçarlar. Ama asıl duyguları çok farklıdır. Aslında içten içe korkuyorlardır. Üstelik neden korktuklarını bilmeden... Günlerden bir gün sarışın, çok hoş bir kadın bana geldi ve kendi hikâyesini anlattı. "Seda Hanım, kocamla hiç anlaşamıyoruz. Zaten çok kısa bir evliliğimiz var. Henüz bir yılımızı doldurmadık bile. Ama evde kedi köpek gibiyiz. Galiba artık ben ayrılmak istiyorum." Bu beraberlikten neden böyle alelacele kurtulmak istediğini biraz sorguladım. Evliliği yürütmek kolay iş değildir. Kadının da erkeğin de öncelikle evlilik kurumunu ve bu tarz bir yaşam stilini sevmesi gerekir. Çünkü aslında ilişkiler, birlikte oluşturulmuş üçüncü bir kimlik gibidir. Karşılıklı uyum sağlamak için zaman ve emek sağlanmalıdır. O yüzden aceleyle verilmiş kararlardan emin olamayız. Fakat genç kadın kendinden çok emindi. "Galiba artık özgür olmak istiyorum. Çok yoruldum." "Peki ben size nasıl yardımcı olabilirim?" "Hayatıma hep kendimden güçsüz, hatta parasız erkekleri çekiyorum. Bunun sebebini bulalım. Evliliğimden önce hayatıma giren tüm erkekler aynıydı. Hatta bazıları beni baskılamaya, kısıtlamaya çalıştılar. Sanki ilişkilerimde kısır bir döngünün içinde hapsolmuş gibiyim. Halbuki ben özgürlüğüme çok düşkün biriyim." Sonunda birlikte çalışma yapmaya başladık. Genç kadın gerçek duygularına odaklandığında bilinçaltından çok değişik bir öykü çıktı. Hatta ağlamaya başladı. "Vücudum çok ağır. Kurşun gibi. Oysa ben uçmak istiyorum. Ama sevdiklerim gitmesin. Beni terk etmesin. Ben gene döneceğim. Yalnız kalmak istemiyorum." Bazen gerçekte ne istediğimizi bilmeyiz. Zihnimiz bir yöne çeker, duygularımız tam ters bir yöne... Ve bu tezat bize acı çektirir. Genç kadın aslında yalnız kalmaktan çok korkuyordu ama özgürlük saplantısını kafasından atamıyordu. Hatta kocasıyla aralarında çıkan tartışmaları büyük ölçüde kendisi yoktan var etmişti.
ÇOCUKLUK KORKUSU
Derken bir gün çalışmalarımız sırasında genç kadının yüreğindeki ağırlığın nereden geldiğini keşfettik. Küçükken yaşadığı bir kaza sırasında anne ve babası yaralanıyor, kendisi çocuk olarak müthiş bir korku yaşıyordu. Yaşı gereği henüz mantığı gelişmediği için, kazadan kendini sorumlu tutmuştu. Ve henüz minicik bir çocukken bir karar almıştı; herkese yardım etmeliydi. Eğer yardım etmezse, başlarına kötü şeyler gelebilirdi. Böylece yetişkin bir kadın olduğunda çok müdahaleci olup çıkmıştı. Bazen öylesine abartıyordu ki, başkalarının sorumluluğunu almak onu yoruyordu. Evliliğinde kocasına da aynısını yapmıştı. Adamcağız kendi hayatına müdahale edilmesinden bıkmıştı. Sonunda genç kadının yükü o denli ağırlaşmıştı ki, evliliğini bırakıp özgürlüğünü istemeye başladı. Oysa genç kadın derinlerde bir yerde sadece yüklendiği lüzumsuz sorumluluklardan kaçmaya uğraşıyordu hepsi bu... Duygusal kararlarımızı verirken, kendimizi çok iyi analiz etmemiz gerekir. Ne kadınlar biliyorum, evlilik içinde sudan sebeplerle sorun çıkartıyorlar. Her şeyde bir kusur arıyorlar. Ama altını azıcık kazıdığımızda, değersizlik korkusu çıkıyor. Böyle bir mutluluğu hak etmediklerini sanıyorlar. Ne kadınlar biliyorum... Kocalarıyla güç savaşına girip, sevginin tılsımını bozuyorlar. Oysa altında güvensizlik korkusu yatıyor. Hemen ayrılmak yerine, gerçek duygularınızı keşfetmelisiniz. Evliliğinize emek harcamak, ayrılıktan kaçmak için her ne olursa olsun alttan almak demek değildir. Gerçek emek, kendi içinizdeki korkuları bulup çıkartmaktır. En derin duygularınızla yüzleştiğinizde hâlâ istemiyorsanız, özgürce hayata uçabilirsiniz.