- Koleksiyonlarınız hep böyle cıvıl cıvıl mıdır?
- T.B: Koleksiyonlarımda fosforlu renkler kullanıyorsam çok sıkıntıdayımdır, içim çok daralmıştır. Çünkü içim çok daraldıysa dışıma renkler katarak hayatımı güzel görmek isterim. Yani ruhum daraldıysa, o gün ağladıysam, anneme canım sıkıldıysa, çevremde savaşlar oluyorsa, bilin ki o dönem benim koleksiyonum daha renkli çıkıyor. Yani dünyayı daha renkli görmek istiyorum. Ne zaman ki, sakin tonlar giyilen koleksiyonlar tasarladıysam o zaman mutluyumdur. Kendimle barışık, huzur doluyumdur.
- O zaman kendinizle çok barışık değilsiniz...
- T.B: Kendimle barışık ama dünyası çok karışık biriyim. Çok hızlı bir tempo, yorgunluk... İçimde mutlu bir insan var ama eskisi kadar o huzuru bulamıyor. Neyse ki evimde huzurluyum.
- S.D: Tuvanna kesinlikle mutsuz bir kadın değil ama biraz stresli. Tekstil sektörü de kendi başına çok problemli bir sektör. Kendimiz üretiyoruz. Çok çok az kısmını fason yapıyoruz ve üretmek çok zor. Bir de tasarlamak ve yaratmak, insanın üzerinde çok baskı yaratıyor. Tuvana'nın o kadar çok özel dikim müşterisi var ki, herkes için başka bir şey düşünmek zorunda. Herkesin karşısında aynı şekilde durmak ve pozitif olmak zorunda. Dolayısıyla o bir baskı yaratıyor.
- T.D: Tekstil şirketinde 42 kişi çalışıyor. Organizasyon tarafında da sekiz kişi var. İki annemiz de şirket ortağımız.
- İki aile de mi ortak?
- T.B: Evet, iki anne de ortak.
- Anneler birbirleri ile iyi anlaşıyor mu?
- T.B: Evet. Onlar 'Altın Kızlar'. Eski toprak. Bazen bizden daha fazla çalışıyorlar. Hakikaten onlar olmasa bu günlere gelemezdik. Onların emeği ödenemez. Herkes çok çalışıyor.
- O zaman, kayınvalide korkusunu daha sık mı yaşıyorsunuz? Yoksa hiç yok mu bu korku?
- S.D: Bende hiçbir zaman olmadı. Hep arkadaş gibi olduk annelerimizle.
- Evlilikte sizi ürküten ne oluyor?
- S.D: Biz çok çok uzun zamandır beraberiz. Evlenmeden önce de beş yıl beraber yaşadık. Dolayısıyla evlendikten sona da bizim hayatımızda böyle radikal bir değişiklik olmadı. Dolayısıyla da herkes bize söylüyordu 'Evlilik aşkı öldürür, deli misiniz, niye evleniyorsunuz?' falan diye.
- T.B: Eve taşınmaktan çok korkmuştum. Anne evinden çıktım ve her şeyle ben ilgileniyorum, çamaşırla, ütüyle, her gün yemek pişecek vs. Annemin evinde yemek önüme konuyor, çamaşırım ütüleniyor. Her ne kadar sorumluluk sahibi bir genç de olsam, hayat daha kolaydı. Evlenince hayalim şuydu; Selim'le gece kalkacağız, romantik bir müzik dinleyeceğiz, dans edeceğiz filmlerdeki gibi... Yok, hiçbiri olmuyor. Selim uyuyor, benimse gece uykum yok. Şu anda kendime meşguliyet buldum, yoksa onu uyandırıyorum. 04.00'e kadar falan uyumuyorum hâlâ.
- Yetiyor mu?
- T.B: Yetmiyor, hiç kaliteli bir uykum yok, 10 yıldır dikkat eksikliği yaşıyorum. Beynim hep üretiyor, hiç durmuyor. Devamlı cin gibiyim. Bu yüzden psikiyatriste gidiyorum. Dikkat eksikliğine karşı bir ilaç kullanıyorum.