Kızım Ayşekiraz dün gece sinir krizi geçirdi, nedeni belirsiz... Son günlerde sıkça oluyor bu, nedenini çözemediğim bağırmalar, öfkeler, çıldırmalar... Bazen gülüp geçiyorum, bazen de kızıyorum... Kızımda 'ben' duygusu o kadar yüksek ki karşınızda bir çocuk olduğunu unutup, büyük insan muamelesi yapmak istiyorsunuz kimi zaman. Bakmayın böyle söylediğime, bunlara sebep olan şeyin, bir yaş dönemi olduğunu biliyorum. Nasıl olmaz, hâlâ 'bebeğim' diye sevdiğim kızım, yarın iki yaşını dolduracak çünkü. Biz de 'terrible two' (iki yaş felaketi) denilen şeyi bayağı şiddetli yaşıyoruz, hem de epey! Küçük hanım adam oldu da bize kafa tutuyor, "Onu istemiyorum, bunu istiyorum! O benim, o benim, her şey benim!" diye... Allahım, görseniz küçücük bir çocuğun içindeki birey olabilme gücüne, kendini dünyaya ispatlamak için gösterdiği azme ve dirayete inanamazsınız! Çevreme baktığımda iki yaş civarındaki her çocuğun böyle olmadığını görüyorum ama, daha sakin ve kandırılabilir gibiler. Ayşekiraz da öyleydi kısa bir süre öncesine kadar, sanki artık rüştünü ispatladı ve tamamen özgür olmak istiyor. Bir yanıyla da hoşuma gidiyor bu hali; güçlü, korkusuz ve istediği şeyden asla kolay kolay vazgeçmiyor. Kendim biraz ürkek ve olanla yetinmeye hep razı biri olarak, kızımın bana benzememesinden hoşlanıyorum. İki yaşındaki bu minik canavar bugün hepimize meydan okuyorsa, yarın yetişkin bir kadın olduğunda, gerekirse tüm dünyaya meydan okusun istiyorum. Kız çocuğu annesi olmanın insana getirdiği bir yükümlülük de bu, biliyor musunuz? Kendi ayakları üzerinde durabilen, kimseye eyvallah etmeyen, güçlü ve vicdanlı kadınlar yetiştirmek zorundayız geleceğe. Kadınlığından asla ödün vermeyen ama erkeklerle de rekabet edebilen kadınlar... Ayşekiraz'a her baktığımda bunu düşünüyorum ben, çünkü çocukluk, ergenlik hatta gençlik dediğiniz şey bile gelir geçer... Biraz zor, biraz kolay ama bir şekilde beraberce atlatırsınız o dönemleri. Asıl mesele çocuğunuzun sonrasında hayatla birebir tek başına mücadele edip edemeyeceği, hele ki bir kadın olarak... Kızım daha iki yaşında ama ben nelerle yoruluyorum, öyle değil mi? Ama inanın zaman çok hızlı akıp gidiyor, çocuğunuz doğduktan sonra ise kat be kat hızlı! Yoksa bana kalsa ben daha yeni hastaneden dönmüş gibiyim... Ayşekiraz'ı emziriyordum, ilk ninnimizi söylemiştik, ilk kakasını yapmıştı, ilk kez gülümsemişti vs. Bir yaşını ne zaman doldurdu, ilk yaş gününe nasıl hazırlandım, yemin ederim farkında değilim... Ama durun, birinci yaşı için büyük bir kutlama yapmanın gereksiz olduğunu yazmıştım, hatırlıyorum. Kitaplar öyle söylüyordu çünkü "Evde eşiniz ya da en yakınlarınızla bir şampanya patlatıp bir mum üfleyebilirsiniz... Bir yaşındaki çocuk doğum günü partisinden hiçbir şey anlamayacaktır!" Peki Ayşekiraz ikincisinden bir şey anlayacak mı? Kesinlikle! Çünkü pastasını ve mum üflemeyi dört gözle bekliyor şimdiden. Bekler tabii... Sevdiği herkes yanında olacak, en kankası ve kıymetlisi 'Leyla'sı elinden tutacak, birbirinden güzel hediyeler alacak... Bizse yine şampanya patlatacağız, hayat bize bu kadar olağanüstü bir armağan verdiği için. Nice güzel yaşlara bebeğim, doğum günün kutlu olsun... Ve bugün dünyaya gelen tüm çocukların!