Bir zamanlar bu memlekette standartlar, seviyeler, kalite düzeyleri vs. taban seviyesindeydi. Ve koyunun ayak basmadığı o sığ sular, kendisini Abdurrahman Çelebi zanneden starlarını yaratmışlardı. Sinemada, müzikte ve tabii basında. Berbat sesli insanlar, abartılı gülünç oyunculuklar, birkaç saatte yazılan uydurma senaryolara birkaç günde çekilen pespaye filmler. Bahsettiğim yıllar 80 ve biraz da 90'lar... O dönemin magazin dünyasına sokuşturulan ve bazılarının hâlâ o dönemin ekmeğini yediği isimlerin hiçbir zaman hak etmedikleri unvanları edinmeleri, gereksiz ilgi görmelerinin en büyük nedeni ise basındaki en az o isimler kadar kalitesiz bazı magazincilerdi. Hatta kimileri söz konusu isimlerin menajerliğini de üstlenmişti.
KÖR CAHİL İSİMLERDİ
Dilbilgisi söz konusu olunca kendi adlarını bile düzgün yazamayacak kadar beceriksiz, dünyadan bihaber, kültürsüz, kör cahil isimlerdi bunlar. Sattıkları şöhretleri yücelttikçe yüceltiyor, isimlerinin önüne abuk subuk sıfatlar ekleyerek daha çok iş almalarını dolayısıyla da kendilerinin daha çok nemalanmasını sağlıyorlardı. Aman neyse işte, hem sahne sanatları hem de magazin basını açısından utanç yıllarıydı o yıllar. O dönemden kalma bir magazincinin ismi ise bugünlerde çok gündemde. İsmini vermeme sebebim bu köşeden reklamı hak etmiyor olması. Hem ayrıca da bu onun kendi yöntemi: O da böyle yazılarında insanların donunun rengine kadar ayrıntı verir ama isimlerini yazmaz! Hiçbir prensibin işlemediği, saygınlığın değil yalamanın, işine gelmediği durumlarda da saldırmanın kabul gördüğü, üç kuruşluk motorların Türk sinemasının starı sayıldığı yılların magazincilerinden biri deyip geçelim biz de! Gerçi bu kişi mesleki anlamda hiçbir gelişme göstermediği, kendini yenilemediği, mikrofon her uzatıldığında hâlâ geçmiş zaman dedikodularından söz ettiği için yeni nesil kendisini pek tanımaz ya neyse...
YÜRÜ GİT İŞİNE AMCAM
O da tıpkı 80'lerin, zorla parlatılıp piyasaya sürülen teneke parçası starları gibi, hâlâ eski günlerin ekmeğini yiyenlerden. Hatır için bir yerlerde karalıyormuş işte bir şeyler. Geçenlerde Beyazıt Öztürk'ün yeni ilişkisi hakkında da atıp tutmuş. 'O kız eskiden Acun Ilıcalı'nın hem asistanı hem de sevgilisiydi. Ama baktı ki Acun karısını boşayıp bunu almıyor, o da inat olsun diye gitti Acun'un yakın dostu Beyaz'la beraber oldu' falan demiş. Amcam o eski dönemlerde kaldığı için, ilişkilerin hâlâ böyle işlediğini, ünlü olmak için evli barklı şöhretlerin yatağına girmek gerektiğini vs. zannediyor. Ait olduğu dönemin berbat filmlerinin berbat senaryolarından birinin içinde sanıyor bu üç ismi... Yürü git işine be amcam... Daha fazla küçültme ismini. Tanem'i tanımam etmem ama senin o içinden çıktığın yılların 'Paraya giden her yol ve her adam mübahtır' diyen kenarın dilberlerine benzemediği bu kadar uzaktan bile çok aşikar. Ayrıca tut ki bu sıktığın palavra gerçek... Adam olan adama yakışır mı bunu ifşa etmek? Haaa ama sizin dönemin gazetecilik okulunda, yatak odası dedikoduları en geçer akçeydi değil mi? Ama artık değil. Geçti sizin devriniz. Bu, senin ekolün olan magazinciler ve yarattığınız çakma kral-kraliçeler tarafından da böyle biline! Kendi kendinize zahmet buyurmayın, âlem sizinle yeteri kadar dalga geçiyor zaten ;)