Dalış deyince kendi yaptığımı hatırladım.
Milliyet'in sahibi, kolejden ağabeyim Ercüment Karacan boşanmakta güçlük çektiği günlerde "Evlenmek aptallıktır," derdi. Beni bir mavi tur yolculuğuna davet etmişti. Teknede o ara flört etmekte olduğu Semiramis Pekkan ile ablası Ajda da vardı. Kıyılarımızda üstsüz yüzme yürekliliği henüz yaygınlaşmamıştı. Ama o cesareti gösteriyorlardı iki kardeş. Kaptan ve yardımcıları onlardan yana hiç bakmıyor, hatta başaltına inip gözden kayboluyorlardı. Ercüment'le ikimiz o kadar centilmence davranmıyorduk. Bir ara Ajda sudan çıktı, güneşlenerek saçını tararken sedefli tarağını denize düşürünce "Ay!" diye bağırdı. Ben refleksle peşinden atladım, ömrümün en derin nefesini alıp daldım. Tarak on kulaç kadar aşağılarda, yosunların arasındaydı. Bulmam zaman aldı. Su üstüne çıktığımda nefesim tükenmiş, başım dönmeye başlamıştı. Ama Ajda çok sevindi. Ercüment ise biraz sonra alayla gülümseyerek kulağıma fısıldadı: "Sutyen taksa dalar mıydın? Enayi!" Kendisi çok geçmeden Semiramis'le evlendi. Sonra yine boşandı. Hasıl-ı kelam, iyice düşünmeden kimse kimseye aptal demesin.