Demokratik açılım süreci uzun zamandır Türkiye'nin gündeminde. Oyuncu Sermiyan Midyat da, yazıp yönettiği ve başrolünde oynadığı 'Aylavyu' adlı sinema filmi ile açılıma farklı bir yönden bakıyor. Sinan Çetin'in yapımcısı olduğu 'Aylavyu'da Amerikalı oyuncular Steve Guttenberg, Mariel Hemingway, Kathie Gill, Josh Folan ile Fadik Sevin Atasoy da rol alıyor. Aralık ayında vizyona girecek olan 'Aylavyu' bir süredir tartışılan demokratik açılım sürecine komik bir hikayeyle yaklaşıyor. "Ben de bir Kürt çocuğuyum. Bizim gündemimizde, çocukluğumuzdan beri bu açılım meselesi vardır. Filmin, bugünkü açılım tartışmalarına denk gelmesi ise tamamen tesadüf oldu" diyen Midyat'la filmini konuştuk.
SANIRIM BU BENİM KADERİM
'Aylavyu'nun hikayesini, 'demokratik açılım' konusu tartışılmaya başlandığında mı yazdınız?
Hayır, tam beş yıl önce yazdım ben bu filmin senaryosunu. 2006 yılında, canlı bombalarla ilgili, 'Dokuz Ay Son Gün' diye bir oyun yazmıştım. 2007'de bu oyunu sergilediğimizde de canlı bombalar gündemdeydi. Yani sanırım bu benim kaderim; gündeme denk düşüyor hikayelerim... 'Aylavyu'yu da 2004'te yazdım. Açılım konusuna denk gelen bir hikayesi var. Ama 'Kürt açılımı' ben hikayeyi yazdıktan beş sene sonra, şimdi moda oldu. Bu da tamamen tesadüf. 30 yılı aşkındır Türkiye'nin sorunu bu zaten. Kürtler, yasadışı örgütler, Meclis'e girmeleri...
Siz bu konularla yakından ilgileniyorsunuz o zaman...
Politika yapan bir aileden geldiğim için küçüklüğümden beri hayatımın içinde oldu Kürt konusu. Turgut Özal sonrası gençlik gibi apolitik bir genç olarak yetişmedim. Hep politik bir taraftan baktım hayata. Dolayısıyla yazdığım her şeyin içine yansıdı bu. Ama evet, bu senaryo tesadüfen böyle bir döneme denk geldi. İyi de oldu bence. Herkes bu konuyla ilgili konuşurken filmin de bu konuya dair bir şey söylemesi ve evrensel boyutta bir sözünün olması beni mutlu ediyor. İnsanların dikkati bu konu üzerineyken, filmde söylediğim sözün heba olmayacak olması beni mutlu ediyor.
POLİTİK AİLEDEN GELİYORUM
Filmin hikayesinde konuyu güncellemek için değişiklikler yaptınız mı?
Hayır, hiçbir değişiklik yapmadım. Plato Film'le şubat ayında anlaştık. Nisan ayından sonra da ben gazeteleri bile okuyamadım. Çünkü filmle ilgili inanılmaz yoğundum. Son üç-dört aydır Türkiye'de Kürt açılımı çok ciddi şekilde konuşulduğu için, 'bu filmi o konuya yatırayım' diye planlamadım. Bu sadece büyük ve iyi bir tesadüf oldu. Ben Kürt bir ailenin çocuğuyum zaten. Benim içine doğduğum bir konu bu. Babam bu ülkede bayındırlık müdürlüğü yaptı. Amcalarım belediye başkanlığı yaptı. Babaannem Türkiye'nin ilk kadın belediye başkanı. Böyle politik bir aileden geliyorum. Bu meseleler bizim gündemimizde her zaman vardı. İsmim de zaten Kürtçe, aşiret reisi anlamına geliyor. 15 yaşıma kadar okullarda adımın Kürtçe bir isim olduğunu söyleyemedim. Ailemizin gündeminde bir Kürt meselesi her zaman vardı yani.
DEVLETE NET BİR LAFI VAR
'Aylavyu'nun senaryosunu Kültür Bakanlığı'na sundunuz mu?
Evet, geçen yıl sundum ama reddedildi. Kültür Bakanlığı'nın kurullarının çok objektif ve yeterli olduğuna inanmıyorum. Bize fikrimizi soran insanlar, sonra oturup bizim senaryolarımızı değerlendiriyor ve ona göre ödenek çıkarıp çıkarmamaya karar veriyorlar. Belki benim filmimi çok kötü bulmuşlardır. Çünkü film, gündemdeki açılım sürecini desteklemekle birlikte, devlete de çok net bir laf söylüyor aslında. Devlete karşı bu kadar sert bir cümle kurup, sonra onlardan ödenek almak çok büyük çelişki olurdu zaten.
Filmde taraf tutuyor musunuz?
Ben yazar olarak taraf tutan senaryolardan hiç hoşlanmam. Filmde de konuya çok objektif baktığımı düşünüyorum. Ben sadece bir durum tespiti yaptım. Anadolu'da bilerek ya da bilmeyerek, 'yok' sayılan köyler var. Bu film de, o olmayan köylerin hikayesini anlatıyor. Yıllardır devlete mektup yazan bir adam var filmde, "Sayın devlet büyüğüm, biz varız ama galiba yokuz" diyor. Türk devletinin yıllardır görmediği, bilmediği bu köye daha sonra Amerikalılar geliyor. Var olmakla yok olmanın hikayesi başlıyor böylece. Film çok sıcak bir komedi filmi ama alt metni bu kadar masum değil. O kadar suç ve günahın içinde yaşarken kimse masum olmamızı bekleyemez zaten.
Filmi ne amaçla çektiniz?
Ben komedi eğitimi almış bir adamım. Ferhan Şensoy'un yanında yetiştim. Dokuz yıllık bir Haluk Bilginer serüvenim oldu. Filmde de komedi üzerine iddialı olmaya çalıştım. Benim hayattaki kişisel amacım; komedinin peşinde ama politik bir tavır içerisinde olmak. Politik komedinin siyasileri taklit ederek yapılacağına da inanmıyorum. Aziz Nesin hayatı boyunca müthiş politik komediler yapmıştır. Bence söyleyecek bir sözünüz yoksa, hiçbir şey yapmanın anlamı da yoktur. Söyleyecek sözü olmayan, otursun evinde, hiçbir şey yapmasın, televizyon seyretsin!
ÖFKE ÖNEMLİ BİR DUYGU
İnsanları bu filmle siyasi bir duyarlılığa mı davet ediyorsunuz?
Tabii ki ediyorum. Burada bir durum tespiti var; insanları uyandırmak, farkına vardırmak istiyorum. Biz çok öfkesiz yaşayan ve böyle yaşamak zorunda bırakılan bir toplum olmaya başladık. Bence öfke, dünyanın en önemli duygusu... İnsan, öfkesi sayesinde sanat yapar. Ben öfkelendikçe yazıyorum, film yapıyorum, şarkı sözü yazıyorum. Öfkeyi doğru kanalize ettiğiniz zaman çok değerli bir duygu haline geliyor. Filmi izlerken insanların çok gülmelerini, çok eğlenmelerini ama salondan çıkarken akıllarında bir fikirle çıkmalarını hedefliyorum.
Siyasi ve dramatik bir konuyu neden komediyle anlatıyorsunuz?
Hollywood'lu usta senaristler, "Hikayenizin komik olmasını istiyorsanız trajik bir altyapı döşeyin" der. Komedi zaten trajediden beslenir. Bizim ülkemiz de o yüzden çok komik bir ülke. Komedyenlerimiz de bu yüzden çok başarılılar. Türkiye'de elimizi nereye atsak bir sorun çıkıyor, bu da ciddi bir komediye yol açıyor.
Filme gelecek seyirciye ne vaat ediyorsunuz?
Çok sivri dilli ve gerçekten çok eğlenceli, lunapark gibi bir film vaat ediyorum. Görüp de şaşıracakları çok şey var. Çok gülecekler ama bir yandan da kafalarına pek çok soru işareti takılacak.
'ÖNCE DİŞİMİ YAPTIR SONRA LAFIMI SÖYLEYEYİM'
Köylülerin ve yabancı oyuncuların yönetimi konusunda büyük zorluklar yaşadınız mı hiç?
Oyuncular, ilk geldiklerinde köyü bir plato sandılar, 'gerçek olamaz' diye düşündüler. Yarım saat sonra "Burası gerçek köy mü?' demeye başladılar. Olayı köylülere anlatmak çok daha zor oldu. Birkaç tanesi film çekimine tepki gösterdi. Kameranın karşısına kadının geçmesini ayıp buluyorlar. İzliyorlar ama 'kamera önünde kadın olmaz' diyorlar. Mesela Emine Abla diye bir kadın vardı. Genel çekimini yaptım, yakın çekime gireceğim sırada, "Dişlerimi yaptır ondan sonra söyleyeceğim lafımı" dedi. Çok üzücü durumlar da oldu. Aynı Emine Abla'yı ertesi gün çekime çağırdık, kocası göndermemiş. Sete geldiğinde de bir baktık gözü mosmor.
FİLM KENDİ NESLİME ÇOK FAYDALI OLACAK
Sizce bütün siyasiler filme hoşgörü ile yaklaşabilecek mi?
Nasıl yaklaşacaklar bilmiyorum ama bu onların problemi. Filmi yasaklayacaklarını da sanmıyorum; açılım konusunda artı bir şey söylüyor çünkü, negatif bir tavrı yok. 'Aslında çok geç kalındı, keşke daha erken olsaydı' fikrinde birleşiyor. O yüzden onların da pozitif olmalarını bekliyorum. Filmimin kendi jenerasyonuma çok faydalı olacağını da düşünüyorum. Hem çok komik ve eğlenceli bir aşk filmi izleyecekler, hem de birçok şeyden haberdar olacaklar. Bu kadar komik ve bu kadar politik bir duruşu olduğu için bu filmi ölen babama ithaf ettim.
Drama çekseydiniz ağır tepkiler alabilirdiniz, komediyle kendinizi garantiye mi aldınız?
Komedi cesurca yapılır ve zeki adamların yaptığı bir iştir. Antik Yunan'dan bu yana krallara sadece soytarılar küfredebilmiştir. Komedi çok büyük bir silahtır. Bir şey söylemek istediğinizde komediyi kullanmalısınız. Dramla itici olursunuz, acıtırsınız ve söylediğinizin bir anlamı kalmaz. Durumu da gereksiz yere büyütmüş olursunuz. Komedinin ülkemde sadece güldürmek amaçlı kullanıldığını düşünüyorum. Ama komediyle çok şey söylenebilir. Charlie Chaplin de bunu yaptı, Woody Allen da yapıyor.
KATHİE GİLL'LE TAM SEKİZ KEZ ÖPÜŞTÜK
Yabancı oyuncular sizi zorladı mı?
İlk günlerde özellikle kadın oyuncular biraz zorluk çıkardılar. Çünkü çok sıcak bir ortamda çalıştık. 68 derece sıcağın altında Kathie Gill'le bir öpüşme sahnesi çektik mesela... Sıcaktan sürekli aksilikler çıktı, belki sekiz kere öpüşmek zorunda kaldık. Her defasında da yüzümdeki siyah makyaj kızın yüzüne olduğu gibi geçti. Onlar sendikalı oyuncular oldukları için sette on saat çalışıyorlar. Kesin kuralları var. İlk bir hafta bunu uyguladılar sonra bu da kırıldı. Oyuncular senaryoya gerçekten aşık şekilde oynadılar. Hepsiyle çok iyi dost olduk. Mesela Steve Guttenberg'in benimle ilgili bir projesi var Amerika'da. İkimiz 'bitirim ikili' filmi çekelim istiyor. 20 saat çalıştı sette, gıkı bile çıkmadı. Çok da inandı filme. Çok zevk aldım onunla çalışmaktan.