Önce Die Zeit dergisinde yayınlanan röportaja göz atalım:
Muhabir: Filmde şöyle bir ütopya vardı: Bir çoban Amerika'nın herhangi bir yerinde bir sinemaya gider. Tesadüfen bir Türk sinemacının bir eserini izler.
Bir ilişkinin dağılması üzerine yavaş bir filmdir bu. Ve çoban filmi beğenir.
Joel Coen: Çobanın izlediği film, Türk yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın İklimler filmi. Biz filmi iki sene önce gördük ve olağanüstü bulduk.
Ethan Coen: Bir çobanın bu filmi beğenmesi çok güzel bir tasavvur.
J. Coen: Mesele bir çobanın böyle bir filmi anlayamayacak olması değil.
E. Coen: Mesele, Amerika'da bir çobanın Türk filmi izleyebileceği sinemaların çok az olması.
J. Coen: Amerikalı çobanlar Türk filmleri izleyebilseydi ne güzel olurdu.
E. Coen: Ne güzel olurdu, evet.
H Filmde eğitim seviyesi düşük bir çobanın sanatsal kaygılarla çekilmiş bir Ceylan filmini izleme fırsatı bulmasının güzel bir hareket olacağından bahsediyorlar.
Filmi izleyen kovboyun yaşadığı uyanış da sembolik olarak anlatılıyor.
Evet, bazen bir film çok şeyi değiştirebilir.
Ama Ceylan gibi büyük ustaların filmleri çok salonda gösterilmiyor.
Aslında bu röportaj ve kısa film... Popüler sinemanın sanat sineması üzerine kurduğu büyük baskının tüm dünyada yaşandığını gösteriyor. Ethan Coen, dünya sinemasından örneklerin ABD'de gösterim şansı bulamamasından bahsediyor.
Bizde ise sorun daha büyük. Biz, kendi yönetmenlerimize bile yeterli salon bulamıyoruz! Alkazar gibi sanatı yücelten, alternatif filmlere gösterim şansı bulan salonlar kapandıkça bizim çobanlar hiç uyanamayacak. '