Şöhret geçicidir, orası kesin, ama bazıları diğerlerinden uzun sürer. Ölümünün ardından yetmiş seneden uzun bir süre geçmesine rağmen Amelia Earhart insanları büyülemeye devam ediyor. Çok riskli uçuş denemelerine gözü kapalı atlamasıyla tanınan Earhart, 100'den fazla kitaba konu oldu ve ismini köprülere, ABD donanmasının gemilerine ve müzelere yazdırdı. Şimdi de Mira Nair'in yönettiği ve Hilary Swank'in başrolünde oynadığı, kendi hayat hikâyesini anlatan "Amelia" isimli filme konu oluyor. Film ABD'de bu ay, dünyanın pek çok ülkesinde de kış aylarında gösterime girecek. Earhart'ın bu kadar ilgi çekmesinin bir nedeni, 1937'de gizemli bir şekilde ortadan kaybolması fakat isminin günümüze kadar gelmesinin asıl nedeni, kişisel tatminin ötesinde maceralara atılmış bir öncü olması. Earhart doğa kurallarını alt üst etti (insanlar uçamazdı) ve önyargıları yıkmayı başardı (macera erkek işiydi). Hiçbir kadının daha önce başaramadığı bir şeyi neden yapmak istediğini açıklarken "Bunu yapacağım, çünkü bunu yapmak istiyorum" demişti. "Selam Bombay!", "Adaş" ve "Muson Düğünü" gibi Hint temalı filmlere imza atan Nair, Earhart'ı Amerika'nın ilk modern ünlüsü olarak tanımlıyor. Azimliliğiyle protofeminist hareketinin kahramanlarından biri olan Earhart'ın ticari zekâsı da bir hayli gelişmişti. Uçmanın riskli bir spor olarak görüldüğü zamanlarda, onu bu uçma çabalarının tam merkezine yerleştiren şey, çoğunlukla uzun mesafelerde uçak uçurabilme yeteneği idi. "Erkekler Ağlamaz" ve "Milyonluk Bebek" filmleriyle en iyi kadın oyuncu dalında Oscar kazanan Swank, "Geçen hafta Los Angeles'tan İtalya'ya, oradan da tekrar Los Angeles'a uçtum. Birkaç gün sonra Dubai'ye, Dubai'den de Londra'ya uçtum. İki gün sonra da eve dönüyorum. Uçarken aklımıza gelmiyor ama insanlar bunu gerçekleştirmek için bir bedel ödedi. Amelia Earhart sevdiği ve tutkuyla bağlandığı bir şeyin peşinden gitti. Hepimiz, özellikle kadınlar, bugün daha iyi bir yerdeyiz" dedi. Uçmanın büyüsü ve zorluğu, sivil havacılığın Amerikan yaşamında nasıl sıradan bir şey haline geldiğinin izlerini süren "Amelia" filminde gözler önüne seriliyor. Aynı zamanda, modern medyacılığın doğumuna da şahit oluyorsunuz. George Putman Charles A. Lindbergh hakkında çok iyi bir kitap yayımlamıştı ve o zamanlar pek tanınmayan Earhart'tan 1928'de gerçekleştirilen transatlantik uçuş denemesinde yer almasını istemişti. Eski bir gazete sahibi olan Putman'ın, "Etekli Lindbergh" adlı bir kitap yazma düşüncesi vardı ve Earhart'ı da bu kitabın başkahramanı olarak düşünüyordu. "Peş para etmez etmez biriydim" demişti Earhart hüzünle. Ama 1932'de kendi başına uçarak cesaretinden ötürü "Üstün Uçuş Madalyası"na layık görüldü. Earhart ve Putman güçlü bir ekip olmuşlardı ve sonunda birbirlerine aşık olup evlendiler. Fakat Amelia filmi Earhart'ın başına buyruk bir yaşam sürmeye devam ettiğini, havacılığın öncülerinden Gene Vidal'le romantik bir aşka yelken açtığını gösteriyor. 1897 yılında Kansas'ın Atchison şehrinde dünyaya gelen Earhart'ın annesi, Pikes Peak dağının zirvesine çıkan ilk kadınlardan biriydi; babasıysa, alkolizmin pençesinde olmasına rağmen avukat ve mucitti. Uçuş lisansını 1921'de alan Earhart, 1922'de kadınlar kategorisinde yükseklik rekoru kırdı. 1928'de yolcu olarak Atlantik'i geçti ve uçuş macerasını anlattığı "20 saat, 40 dakika'da" isimli kitapla şöhrete kavuştu. Dört sene sonra Atlantik'i tek başına geçmesinin ardından, 1934'te Kaliforniya'dan Hawaii'ye tek başına uçan ilk pilot oldu. Earhart hayatını spot ışıkları altında yaşadı ama ölümü gizemini hala koruyor. 40 yaşında, Pasifik üzerinde uçarken kaybolan Earhart'ın izine bir daha rastlanamadı. 2 Temmuz 1937'de Earhart ve yardımcısı Fred Noonan, Yeni Gine'den havalandı. Dünya turu yapmak için yola çıkan ikili, ancak 35 bin kilometre gidebildi. Pasifik Okyanusu'na 4000 km uzaklıktaki Howland Adası'na gideceklerdi. Bugün bile hemen hemen herkes, oraya ulaşamadıklarını biliyor. Büyük ihtimalle yakıtları bitti ve okyanusa çakıldılar. ABD hükümeti onu bulmak için 4 milyon dolar (bugünün yaklaşık 60 milyon doları) harcadı. Hiçbir arama-kurtarma operasyonu için bu kadar para harcanmamıştı ama uçak yine de bulunamadı. Hindistan'ın küçük bir köyünde doğan Nair "Onun hakkında bir şeyler okudukça, bana ne kadar benzediğini daha iyi anlıyorum. Ölümünün ardındaki gizem bir yana, insanların kendilerini onun yerine koyup, korkularını bir yana bırakarak hayatı dolu dolu yaşamak üzere aldığı kararlar üzerine düşüneceklerini umut ediyorum" diyor.