Obama ailesinin Beyaz Saray'ı dekore etmek için Washington'un çeşitli müzelerinden aldığı resimlerin listesi açıklandıktan sonra gündeme gelen sorular, sanat dünyasını yeni bir tartışmaya itti. İnsanlar derin derin düşünüyor, seçimlerine ne değer biçilir, klâs bir tarzları var mı? Jasper Johns ve Ed Ruscha'nın şık bir tarzları var. Mark Rothko ve Richard Diebenkorn ise biraz daha sıradan ve yumuşak bir stile sahipler. Buna rağmen liste çok radikal değil. Peki, niye bu kadar az kadın var? Neden hiç Hispanik ya da Asya kökenli Amerikalı yok? Ve neden Obamalar eski ve sıkıcı resimlere takılı kaldı? Benim önemli bir sorum var. New York'taki evim için, eğer bana bir öneri yapılsaydı Beyaz Saray'ın listesinden hangisi seçerdim? Alma W. Thomas'ı. Thomas 1891 yılında Georgia'da Columbus'ta doğdu, genç yaşta Washington'a taşındı. 1978 yılında öldüğü güne kadar da orada yaşadı. Ailesi, ırkçı şiddetin Georgia'da giderek artması ve Washington'da çok iyi devlet okullarının bulunmasından dolayı taşınmıştı. Thomas burada ayırımcılıkla karşılaşsa bile sağlam bir eğitim aldı ve 35 yıl boyunca bir ortaokulda sanat öğretti. Bu işe girene kadar başka şeylerle uğraştı. 1921'de tiyatro kostümleri üzerine uzmanlaşmak amacıyla Howard Üniversitesi'nde ev ekonomisi programına kaydoldu. Ancak bir öğretmeni ona, bunun yerine sanat okumasını önerdi. Böylece resim ihtisası yaparak, Howard'ın güzel sanatlar branşı öğrencisi oldu. Öğretmenlik yıllarında resme düzensiz bir şekilde devam etti. Kendini tamamen resim yapmaya ancak emekli olduktan sonra verdi. Thomas'ın, Beyaz Saray listesindeki iki resminden birisi olan Watusi'de (Hard Edge), 1963'ten itibaren soyut sanata doğru kaydığını görürsünüz. Bu resim Matisse'in kolâjından çalıntıdır. Thomas sadece parçaların yerlerini değiştirmiş ve renkleri matlaştırmış. Ancak Matisse'i kopyalayarak bundan sonra tekrar tekrar kullanacağı bir formatı da buldu. Bu, renklerin sütunlar üzerine bloklar halinde kısa fırça darbeleriyle sıralanmasından oluşuyor. Şeritler farklı renklerdeki ya da hiç boyanmamış zeminin üzerine yerleşiyor. Listedeki ikinci resmi "Sky Light" (1973), stilinin klasik bir örneği: beyaz bir zemin üzerine birbirine yakın, mavi fırça darbelerinden oluşan bir eser. Thomas 1972'de 80 yaşında, Whitney Müzesinde tek başına sergi açan ilk Afrika kökenli Amerikalı oldu. Eleştirmenler hayran kaldı. 1977'de ikinci retrospektif sergisini açtığında Jimmy Carter kendisini Beyaz Saray'a davet etti. Ulaşılabilir bir sanatı vardı. Eserlerindeki soyutluk hiçbir zaman gerçekten soyut değildi: her zaman içerisinde doğayı, çiçekleri, rüzgârı görebilirdiniz. Irkçı yaklaşımlarla dolu bir çağda, onun sanatına siyaset bulaşmamıştı. Kendisini siyah bir sanatçı olarak görüp görmediği sorulduğunda "Hayır, görmüyorum, ben bir ressamım. Ben bir Amerikalıyım" diye cevap verirdi. Kızgınlığını değil renkleri konuşurdu: "Renkler sayesinde insanların zalimliği yerine güzelliğe ve mutluluğa odaklanmanın yollarını aradım." Ama Thomas esas anlatmak istediği şeyin renkler olduğunu söylerken ne demek istiyordu? Irkından dolayı müzelere girişinin yasaklandığı çocukluk günleri canlı bir şekilde hafızasındaydı. Bazı şeylerin hala zor olduğunu çok sonra kabul etti. Bir röportajında, "Eşit haklar elde etmek için uzun süre uğraşacağız. Ama beyazlar tüm okul ve kütüphaneleri bu kadar uzun bir süre bize yasakladıktan sonra ne beklentiniz olabilir ki?" diyordu. Birçok yönden o, Obama'nın Beyaz Saray'ı için ideal bir sanatçı ve bir güç örneği: radikal değil, ileri görüşlü; ırkçılığı geride bırakmış ama ırk bilincine sahip, yeniye âşık, eskiyle temas halinde bir sanatçı.