BARACK OBAMA'NIN ABD başkanlığına seçilmesini, Avrupalılar katıksız bir iyi haber olarak algıladı. Eski başkan George W. Bush döneminde gözlenen tek taraflılığın ve müttefik ülkelerin görüşlerinin umursanmamasının sonu olarak yorumlandı bu. Ancak Obama'nın başkanlığının dokuzuncu ayında şüphe bulutları, Atlantik aşırı ilişkilere yeniden gölge düşürdü. Avrupa ve ABD, kısmen de olsa, Afganistan, Ortadoğu, İran ve iklim değişikliği konularında ortak fikir oluşturamadı. Çoğu Avrupalı, Obama'nın Bush yönetiminde hoşlanmadıkları politikalardan tam anlamıyla kurtulamadığını söylerken Amerikalılar da Avrupalıların pasif kaldığını, Afganistan ve Guantanamo Kampı gibi çetrefilli konularda Obama'yı yalnız bıraktıklarını, somut bir yardım sağlamadıklarını iddia ediyor. Obama'nın Avrupa kamuoyunda popülerliği devam ediyor ancak gizliden gizliye bir sevgi azalması olabileceğinden endişelenen üst düzey bir Avrupalı yetkili, "Bu tehlikeli bir şey. Çünkü iki taraflı sevgi azalmasının yaşandığı bir döngüye girmemeliyiz" dedi. Bu genellemelerin doğruluk payı içermediğini ama "ABD, Avrupa'nın yardım etmek için kılını kıpırdatmadığını düşünüyor; Avrupalılar da ABD'nin acemice davrandığını ve yeterince çabalamadığını" şeklinde eleştirilerin geldiğini söyledi. Başka bir Avrupalı yetkili de, "tüm bu çok taraflılık tartışmalarına" ve 500 Avrupalının ölümüne neden olan Taliban'la mücadele için Avrupa'nın gönderdiği NATO birliklerine rağmen, Afganistan'ın hâlâ ABD'nin ağırlıkta olduğu bir cephe olduğunu söyledi. "Avrupalılar, Afganistan politikalarının ne olacağını belirlemesi için öylece Washington'u bekliyor" dedi. Avrupalılar, özellikle de Fransızlar, Obama'nın, bölgesel ve ikili meseleler üzerine İran'la geniş çaplı müzakerelere yönelik bir tür anlaşma yapabilmek için Iran'ın uranyum zenginleştirmesini (bunu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi istiyor) engelleme prensibini feda edebileceğinden endişeleniyor. İran konusunda ise Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, eylülde toplanan Birleşmiş Milletler Genel Meclisi'nde, "Amerika'nın elinin bu kadar uzun olmasını destekliyorum. Ama uluslararası camia, bu diyalog önerilerinden ne elde etti? Sadece daha da zenginleştirilmiş bir uranyum ve bir sürü santrifüj..." diyerek kamuoyu önünde Obama'yı azarladı. Sorunun büyük bir kısmının, Avrupalıların kendi hatalarından kaynaklandığını söyleyen Fransa'nın eski dışişleri bakanlarından Hubert Védrine, bir röportajda, "Avrupa Obama'nın önceliklerinden biri değil. Onun için ne bir sorun, ne de bir çözüm Avrupa. Araya mesafe koyuyor ve biraz da kibirli davranıyor. Ama bu, Obama bir sürü sorunla baş ederken, Avrupa'nın seyretmesi için yeterli sebep değil. Ona yardım etmeleri gerekiyor" dedi. Avrupalı devletler, Obama'ya gündemdeki ana maddelerle ilgili yardım etme konusunda yavaş hareket ediyor. Obama'nın bir yıl içinde kapatmaya söz verdiği Guantanamo kampından, şimdiye dek bir avuç tutsağı almayı kabul ettiler. NATO'ya üye Avrupa ülkeleri, Obama'ya Afganistan'da ekstra yardımda bulunma konusunda da yavaş kaldı. Bunun bir nedeni, çoğu Avrupalının savaşa şiddetle karşı çıkması ve diğeri de Washington'un Afganistan'da başarılı olmak için akılcı bir strateji belirleyememesi. Sarkozy'nin diplomatik danışmanı ve eski ABD büyükelçilerinden Jean-David Levitte, Avrupa'nın yine de Washington'un en iyi müttefiki olduğunu söyledi. Avrupalıların, Obama'nın seçilmesinden çok etkilendiğini ve birkaç ay içinde ABD'nin imajının değiştiğini belirten Levitte, "ABD'de olanlar hepimizi etkiliyor" dedi. Avrupa'nın yardıma hazır olup olmadığı sorulduğunda, Afganistan'da 35 binden fazla Avrupalı birlik olduğunu hatırlatarak "Tabii ki hazır" diye cevap verdi. "Avrupalılar orada olmasa, başka kim olacaktı? Kimse!" dedi. Yeni bir raporda Avrupa Dış İlişkiler Konseyi, AB'nin transatlantik ilişkileri konusunda kendilerini aldatmamalarını yoksa küresel açıdan güçsüz kalacakları konusunda uyardı. Rapor, Avrupa'nın kritik ve aynı zamanda yıkıcı bir "yanılsama" içinde olduğunu ve bu yanılsamanın "Avrupalılar'ı hallerinden memnun olmaya iten ve aynı zamanda ABD'ye karşı aşırı derecede saygı gösterilmesine neden olan ve on yıllardır süregelen Amerikan egemenliğinın karşısında "kendi ağırlığını taşıyan bir Avrupa'da Amerika'nın süratle azalan çıkarları"ndan kaynaklandığını ileri sürüyor. Yazarlar "ABD'nin, artık başı çekmediğii bir dünyada, Avrupa güçlü partnerler bulmalı" diyor. ABD daha fazla entegre olmuş ve kendi stratejik çıkarları kousunda karar verebilen bir Avrupa tercih etse de, Washington bunun olmasını beklemiyor. Rapora göre AB, ancak ticaret gibi konularda bütünleşince ve güçlenince, Washington dinlemeye geçiyor. Rusya konusunda ve diğer dış meselelerde anlaşmazlığa düşünce ve hükümetler de bireysel hareket edince, "Avrupalılar bölünmeyi ve hükmedilmeyi istiyor" görüntüsü oluşuyor. Obama şahsen anlayışlı bir tavır sergilese de ve politik seçimlerinde bir "Avrupalı" gibi davransa da, rapora göre Avrupalılar, hedeflediği sonuçlara ulaşmasını sağlayacak kim varsa onunla çalışmak isteyen Obama yönetiminin sergilediği pragmatik politikadan bir çıkarım yapamıyor.