İlk on yılının bitimine yaklaştığımız 21.yüzyıl giderek netleşiyor. Kıt kaynaklara sahip serbest piyasa demokrasileri petrol, gaz ve diğer hammaddeler açısından zengin serbest piyasa otokrasileri (diktatörlük niteliğini taşımayan otoriter sistemler) ile karşı karşıya geliyor. Kimin kazanacağı belirsiz, ama demokrasi ideali için son on yıl zor geçti. Otokrasiler, totaliter sistemlerin 20. yüzyıldaki başarısızlığından ders aldı. Seyahat özgürlüğüne ve ekonomik çıkar arayışına (özellikle iktidara yakın ahbaplar için) ve sisteme doğrudan bir tehdit oluşturmadığı sürece bireylerin fikirlerini açıklamalarına izin veriyorlar. Ancak hala korkuyu toplumu bir arada tutan bir tutkal olarak kullanıyorlar. Çin, İran, Venezüella ve Rusya bu modeli uyguluyor. Yüzyılın ana meydan okumalarından birisi iklim değişikliği etrafında şekillenecek. Eğer küresel ısınma durdurulabilir ise, bu zarar hafifletme çabasının maliyetini ve giderek azalan kaynaklar üzerindeki etkilerini kim üstlenecek? Buradaki sorunlar, önümüzdeki hafta yapılacak Kopenhag zirvesini daha şimdiden bir karar alma çalışmasından çok oyalama idmanına dönüştürdü. Ancak hangi kararlar alınırsa alınsın, küresel ısınmanın bazı etkileri zaten geri çevrilemez hale geldi. Buzların erimesiyle birlikte 2030'da kutup denizi rotasının açılacak olması, bu etkilerden birisi. Antarktika buzla kaplı bir kara. Kuzey Kutbu ise donmuş su. Buzlar eriyince "yüksek kuzey" deniz ulaşımına uygun hale gelecek, Asya'dan Avrupa'ya ve Kuzey Amerika'ya deniz ulaşımını binlerce kilometre kısaltacaktır. Örneğin, Japonya Yokohama'dan Hollanda limanı Rotterdam'a giden kuzey deniz rotası, şimdikinden yaklaşık 6 bin 500 kilometre daha kısadır. Eriyen buzullar bu yaz iki Alman gemisinin kuzeydoğu koridorundan geçmesini sağladı. Tarih coğrafyadır ve deniz yollarındaki değişim dünyayı değiştirecektir. Norveç Savunma Bakanı Yardımcısı Espen Barth Eide bana, "Yakında Kuzey Kutup bölgesini konuşacağız. Yüksek kuzey, Norveç için daima birinci stratejik önceliktir," dedi. Eide gerçekçi birisi olduğu için Kuzey Kutup yoluna odaklanıyor. Ekonomilerinin çoğu ülkeninkinden güçlü oluşunun bir nedeni de, Norveçlilerin planlamayı sevmesi. Buzların erimesi iyi bir şey değil. Ama sonuçlarına hazırlanmak en doğrusu. Norveç, Danimarka ve İsveç gibi demokrasilerin, ganimetler konusunda Rusya gibi otokrasilerle uzlaşma zorunluluğu bu sonuçlardan birisi. Temel kurallarda uzlaşılmazsa, bölgedeki petrol, gaz ve henüz keşfedilmemiş kaynaklar çatışma başlatabilir. Eide, "Sloganımız 'Yüksek kuzey, düşük gerilim'. Bölgede sıcak çatışma istemiyoruz," diyor. Neyse ki, Kuzey Kutbu çevresinde başarısız devlet yok. Ayrıca ana aktörler Rusya, Kanada, ABD, Norveç ve Danimarka 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin, anlaşmazlıkları çözmede "Büyük Oyun"un Kuzey Kutbu versiyonundan daha iyi olduğunda büyük ölçüde uzlaşıyor. Rusya'nın iki yıl önce Kuzey Kutbu'nda deniz tabanına bayrak dikmesi umut kırıcıydı, ancak Eide'ye göre Moskova artık görüşmelerde yapıcı rol oynuyor. Bu görüşmeler, Norveç ile Rusya'nın "yüksek kuzey"in yaklaşık 176 bin kilometrekarelik kısmıyla ilgili anlaşmazlığını çözmedi. Ama Churchill'in dediği gibi, çene çalmak savaşmaktan iyidir. Kuzey Kutbu'nun önem kazandığı bir dünyaya yumuşak geçiş yapmak için işbirliği önemli. ABD, artık Deniz Hukuku Sözleşmesi'ni imzalamalıdır. Çin, kutup geçişi konusuna yakın ilgi gösteriyor. Eide yakın zamanda iki kez Çin'e gitti. Çin'in bölgede toprağı yok. Ama uzun vadeli planlar yapıyor. Hammadde satın almasının nedeni de bu. Ana pazarlarına giden yeni bir yol Çin için büyük stratejik önemde. Bu da bizi tekrar demokrasi-otokrasi çatışmasına getiriyor. Norveç-Çin diyalogu, işbirliğinin bu çatışma için köprü olabileceğini gösteriyor. Ama ben insanların yalnız zengin değil özgür de olmak istediklerine inanıyorum. Daha açık toplumlar uğruna verilen yumuşak güç mücadelesini kazanmak, demokrasilerin kısa vadeye odaklanmak yerine stratejik düşünmesini gerektirecek. Norveç bunun güzel bir örneği.