PEKİN - Ai Weiwei, muhtemelen Çin'in yaşayan en ünlü sanatçısı ve iç muhalifler arasında sesi en çok çıkanıdır, ama bu adanmış put kırıcı böyle unvanları ciddiye almaz. Bu da fena bir şey değil; çünkü yakın zamanda iki unvanını da neredeyse kaybeder gibi oldu. Ai, Sichuan Eyaleti'nin başkenti Chengdu'da, kendisi gibi bir siyasi eylemcinin duruşmasında tanıklık yapmaya hazırlanıyordu. Ai, "Sabahın üçünde, koridordan gelen ve Hollywood filmlerindekine benzeyen, çok şiddetli ve güçlü bir gürültü duyduk. Bütün kapılara vuruluyor ve 'Kapıyı açın, Polis!' diye bağırılıyordu" diye anlatıyor. "Kapıyı tekmeyle açtılar. 'Polis olduğunuzu nereden bileyim?' dedim. Polisler 'Sana göstereceğiz' dedikten sonra şurama vurdu" diyen Ai, alnını göstererek, "Çok şiddetli bir darbeydi" diyor. Bir ay sonra Münih'te bir sanat sergisinde bulunan Ai, beynindeki kanın alınması için apar topar ameliyata alındı. Ai neredeyse ölüyordu. Aradan üç ay geçtikten sonra hafızasının hâlâ düzelmediğini belirtiyor. Öte yandan, "Neyse, zaten çok da iyi anılarım yok" diyor. Bu biraz abartılı bir söz. Sanat dünyasında uluslararası üne sahip 52 yaşındaki Ai, on yıl önce kimsenin tahmin bile edemeyeceği kadar başarılı oldu. Ai Pekin'in simgelerinden Kuş Yuvası adlı olimpik stadyumu tasarlayanlar arasında olan ünlü bir mimar, enstalasyon sanatçısı ve filmlerini 100 kişilik bir ekiple çeken bir belgeselci. Ancak şüphesiz, Ai'nin bütün işleri yolunda gitmiyor. Ai olimpiyatlardan uzun süre önce, hükümetin oyunları daha açık bir toplum yaratmak için kullanmak yerine vatanseverlik kutlamasına dönüştürdüğünü söyleyerek, Kuş Yuvası projesindeki rolünü reddetti. Ai hükümeti hayal gücü kıt olmakla, kendi halkından kuşkulanmakla ve tamamen bekasını sürdürmeye odaklanmakla suçladı. Ai, "Özgürlüğe inanmıyorlar. Komünistlerden önceki Çin'e inanmıyorlar. Hükümettekilerin görevi basit ve açık: Hâkimiyetlerini korumak ve yönetmeye devam etmek" diyor. Bu sözleri daha önce defalarca tekrarladı. En kışkırtıcı marifeti ve en son amacı, Mayıs 2008'de Sichuan'daki depremde binlerce çocuğun neden sınıflarında öldüğünü ve hükümetin kamuoyuna neden resmi bir açıklama yapmadığını sorgulamak. Ai Weiwei'in babası Ai Qing, hem sanatçı hem de Çin'in en saygın şairlerinden birisiydi. Ancak Mao'nun yeni Halk Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında, konuşma özgürlüğünü kaldırmasını eleştirdiği Komünist Partisi ile ters düştü. Parti onu önce Mançurya'ya, sonra da Çin'in en kuzeybatısına sürdü. Sonraki 16 yıl boyunca, köyün umumi tuvaletlerini temizlemekle görevlendirildi. Ai, "Bunu babamdan öğrendim. Düşünce gücü anlamında çok güçlüydü. Tuvaleti o kadar iyi temizliyordu ki, bunu bir sanat eseri olarak görüyordu, tıpkı bir müze gibi, MoMa gibi" diyor. İtibarı iade edilmiş olan baba Ai, 1985'te Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand'ın elinden bir edebiyat ödülü alacaktı. Diğer taraftan, oğlu Çin'den kaçmak için sabırsızlanıyordu. Ai 1981 yılında ABD'ye gitti, ama bir gün babasının başına gelen türden bir durumla karşılaşabileceğini bilmesine rağmen 1993'te geri döndü. Her şeye hazırlıklı olduğunu söyleyen Ai, "Toplumdaki kısıtlamalardan kaçmak istediğim için sanata yöneldim. Toplum bütünüyle politikleşmiş. Ama ironik olan şu ki, sanatım giderek daha çok siyasileşiyor" diyor.