Belki de ben safım, ama Kopenhag'daki iklim toplantısına dair iyimser düşünüyorum. Dünyanın en çok karbondioksit yayan ülkesi Çin'in de aralarında bulunduğu gelişmekte olan ülkelerin, en azından prensipte, çözümün bir parçası olmayı kabul ettiğini görmek cesaret verici. Tabii, Kopenhag'da işler iyi giderse olağan şüpheliler çıldıracak. Küresel ısınma kavramının, çalınan e-maillerin gösterdiği üzere -aslında bu e-maillerin gösterdiği tek şey, bilim adamlarının da insan olduğudur, ama siz buna aldırmayın- büyük bir bilimsel aldatmaca olduğunu haykıranları duyacağız. Ayrıca, iklim değişikliği politikaların istihdama ve ekonomik büyümeye zarar vereceğini haykıranlar da olacak. Gerçek şu ki, sera gazı salınımlarını azaltmak hem ulaşılabilir hem de gerekli bir amaç. Ciddi bilimsel çalışmalara göre, ekonomik büyümeyi çok az ölçüde etkileyerek gaz salınımlarında büyük düşüş sağlanabilir. Durgun ekonomi beklemek için bahane olamaz; aksine, Kopenhag'da varılacak bir anlaşma ekonomik düzelmeye yardım edebilir. Gaz salınımını azaltmanın uğraşmaya değdiğine neden inanalım? Birincisi, mali teşvikler işe yarar. İklim için alınacak önlem, eğer gerçekleşirse, "tavan sınırlaması ve ticaret" şeklinde olacak. Şirketlere neyi nasıl üretecekleri söylenmeyecek, ama karbon dioksit ve diğer sera gazı salınımları için ruhsat almaları gerekecek. Bu durumda, daha az karbon yakarlarsa karları artacak. Şirketlerin bunu başaracak kadar akıllı ve yaratıcı olduğuna inanmak için birçok neden var. McKinsey & Company'nin kısa süre önce yaptığı çalışma, gaz salınımını düşürmek için göreli olarak düşük maliyetli birçok yöntem bulunduğunu gösterdi: iyi yalıtım; daha verimli elektrikli aletler; yakıtı verimi daha yüksek otomobil ve kamyonlar; güneş ve rüzgar enerjisi ile nükleer enerjiye ağırlık vermek ve nice başka yöntem. Doğru teşviklerle bu çalışmada gözden kaçan başka birçok çare bulunacağından emin olabiliriz. İklim değişikliğiyle mücadelenin ekonomik bir felakete yol açacağını iddia eden muhafazakarlar, aslında kendi ilkelerini yadsıyor. Bunlar, kapitalizmin sonsuz bir uyum sağlama yeteneği olduğuna, piyasanın sihrinin her sorunla başa çıkabileceğine inandıklarını söyler. Ama nedense, piyasa teşviklerinin gücünü çevre sorunlarına aktarmak için özellikle tasarlanan "tavan sınırlaması ve ticaret" sisteminin işe yaramayacağında ısrar ediyorlar. Yine yanılıyorlar. Çünkü daha önce bunları yaşadık. 1980'lerde yaşanan asit yağmuru tartışması, birçok açıdan bugünkü çatışmanın provasıydı. Sağ ideologlar şimdiki gibi o zaman da bilimi reddetti. Yine şimdiki gibi, sanayiciler gaz salınımını sınırlama girişimlerinin ciddi ekonomik zararlar doğuracağını söyledi. Ama ABD 1990'larda kükürt dioksit için bir "tavan sınırlaması ve ticaret" sistemi kabul etti. Tahmin edin ne oldu? Sistem işe yaradı ve öngörülenden daha düşük bir maliyetle kirlilikte büyük bir düşüş sağlandı. Sera gazlarını azaltmak daha büyük ve karmaşık bir görevdir; ama bir kez başlayınca muhtemelen bunun ne kadar kolay olduğuna şaşıracağız. Kongre Bütçe Komitesi, yakın zamanda getirilen yasa teklifinin koyduğu gaz salınım sınırlamalarının, 2050'de GSYİH'in sınırlamalar yokken ulaşacağı değerden %1 ile %3,5 arasın bir oran kadar az olacağını hesapladı. Aradaki farkı bölersek, gaz salınım sınırlamalarının ekonomideki yıllık büyümeyi önümüzdeki 40 yılda %2,37'den %2,32'ye çekeceğini -yani bir yüzdelik puanın yirmide biri kadar- görürüz. Bu oran büyük değildir. Asit yağmuru deneyimi örnek alınırsa, gerçek maliyet daha da düşük olabilir. Yine de, ekonomi durgunken böyle bir projeyi başlatmalı mıyız? Evet, bunu yapmalıyız. Aslında başlamak için özellikle uygun olan bir zamandayız, çünkü iklim değişikliğiyle ilgili yasa beklentisi daha fazla yatırımı teşvik edebilir. Mesela, ofis binalarına yatırım yapılmasını ele alalım. Boş ofislerin sayısının hızla arttığı ve kiraların baş aşağı gittiği şu anda, yeni inşaatlara başlamak için neden yoktur. Varsayalım ki, elinde binaları olan bir şirket önümüzdeki yıllarda bunları enerji kullanımı açısından daha verimli kılacak yatırımlara teşvik verileceğini öğrendi. Bu durumda şirket tadilatı, işçi bulmak kolay olduğu ve malzeme fiyatları da düştüğü için şimdiden başlatabilir. Aynı mantık ekonominin çoğu kısmında da geçerli olacaktır ve böylece iklim değişikliği yasası daha fazla toplam yatırım anlamına gelebilecektir. Daha büyük yatırım harcaması, tam da ekonominin ihtiyaç duyduğu şeydir. Bu yüzden umalım ki, benim Kopenhag'a ilişkin iyimserliğim haklı çıkar. Oradaki bir anlaşma, gezegenimizi kolayca karşılanacak bir maliyetle kurtaracak ve bu aslında ekonominin mevcut durumunda bize yardım edecek.