Sağlık hizmeti konusundaki kavga, sağlık sigortasına erişmekle veya yeni meme filmi rehberiyle ilgili kopan türden fırtınalara odaklanıyor. Ya daha geniş ölçekli sağlık sorunları? Peki, ya ABD'de meme kanseri vakaları sağlık sigortası veya meme filminden çok suyumuzdaki ve havadaki atıklarla ya da mutfaklardaki plastik kaplarla ilişkiliyse? Ya astım ve çocukluk çağı lösemisindeki artış kısmen, maruz kaldığımız zehirlerden kaynaklanıyorsa? Kısa süre önce, New York'taki Mount Sinai Tıp Okulu'nda düzenlenen ve belirli kimyasalların göğüs kanseri benzeri hastalıklarla ilişkisini sorgulayan çok ilginç bir sempozyuma katıldım Mount Sinai'de önleyici tıp bölüm başkanı olan Dr. Philip Landrigan, 50 yaşındaki beyaz bir kadının göğüs kanserine yakalanma riskinin 1975'te %1 iken şimdi %12'ye yükseldiğini söyledi. (Bu artışın bir kısmı, daha iyi tanı konulmasından kaynaklanabilir.) Daha genç insanlar da göğüs kanserine yakalanıyor: Bu yıl Kaliforniya'da göğüs kanseriyle mücadele eden Hannah adlı 10 yaşındaki kız mücadelesini bir blogda anlatıyor. Dr. Landrigan'a göre, astım vakaları da son 25 yılda 3 kat arttı. Çocukluk çağı lösemisi vakalarında yıllık %1 artış var. Obezite hızla arttı. Daha az hareket, artan stres ve hazır gıdalar gibi yaşam tarzı değişiklikleri bunda bir etkendir, ama bazı kimyasalların da etkisi olabilir. Göğüs kanserini ele alalım. Şaşırtıcı olan şu ki, Asya'da yaşayan kadınların bu kansere yakalanma oranı düşükken ABD'de doğup büyüyen Asyalı kadınlar bu avantajdan yoksun. Göğüs kanseri üzerine uzmanlaşan cerrah Dr. Alisan Goldfarb, etnik kökene göre göğüs kanserine yakalanma oranlarını gösteren bir grafiğe işaret etti. Goldfarb, "Eğer Asyalı bir kadın New York'a taşınırsa, onun kızları da beyaz kadınlar gibi yüksek risk grubuna girer. Bunun çevre koşullarıyla ilgisi var," diyor. Neler oluyor? İyi bilinen bir gerçeği temel alan bir teori, daha fazla adet döngüsü yaşayan kadınların daha çok östrojene maruz kalmaktan dolayı yüksek göğüs kanseri riski taşıdığını söyler. Batılı kadınların ergenliğe daha erken, menopoza ise daha geç girdikleri de iyi bilinir. Mount Sinai'de pediatrik çevre sağlığı özel birimini yöneten pediyatrist Dr. Miada Galvez, sempozyumda yaptığı konuşmada ABD'de kızların ilk adet görme yaşının 1800'de ortalama 17 iken 1900'de 14'e, günümüzde ise 12'ye indiğini söyledi. Genelde hayvanlar üzerinde yapılan bir dizi araştırma, erken ergenlik ile böcek ilaçları, PCB'ler (poliklorlu bifeniller) ve diğer kimyasallara maruz kalmak arasında bağlantı tespit etti. Kanıtlar kesin olmamasına rağmen kaygı yaratan bir kimyasal grubu ise, iç salgı bezlerinin işlevini bozan kimyasallardır. Bunlar östrojene benzer ve vücudun yanlışlıkla hormonsal değişiklikler yapmasına neden olur. Önceleri itibar edilmeyen bu teori artık ABD'deki hormon uzmanlarının meslek örgütü olan Endokrin Derneği'nce büyük bir ciddiyetle ele alınıyor. Dr. Goldfarb, "İç salgı bezlerini bozan bu kimyasallar, birtakım plastiklerden çeşitli kozmetik ürünlerine kadar her şeyde bulunuyor. Çevremizde östrojen benzeri maddeler içeren bir yığın şey var. Daha genç görünmek için cildinize sürdüğünüz, gerçekten östrojen niteliğinde olan makyaj malzemeleri var," diyor. Mount Sinai Çocuk Çevre Sağlığı Merkezi'ne göre, II. Dünya Savaşı'ndan bu yanan 80 binden fazla yeni kimyasal geliştirilirken temel kimyasalların bile ancak yüzde 20'den azı, çocuklar için yaratacakları zehirlenme tehlikesi açısından test edildi. Temsilciler Meclisi'ndeki tek mikrobiyolog olan Louise Slaughter bu ay iç salgı bezlerini bozan kimyasalları denetleyecek kapsamlı bir program kurulmasına dair bir kanun teklifi getirdi. Bu harika bir fikir; çünkü sağlık sistemimize bakınca zehirli bir maddeye karşı daha önce alınan dikkate değer bir kamu sağlığı önlemini görüyoruz. Dr. Landrigan, benzine kurşun katılmasını durdurmanın kanımızdaki kurşun oranını 1976'dan beri yüzde 80 azaltırken çocukların zeka katsayısını 6 puan artırdığını söylüyor. Doktorlara riski azaltmak için kendi evlerinde neler yaptıklarını sordum. İçlerindeki kimyasalların çözülme riski nedeniyle, gıdaları mikrodalga fırına plastik kap içinde koymaktan ve plastik kapları bulaşık makinesinde yıkamaktan kaçındıklarını söylediler. Sempozyumda, genelde kapların altın konulan 1, 2, 4 veya 5 işaretlerinin "daha güvenli plastikleri" gösterdiğini anımsatan bir bilgi notu dağıtıldı. Bu bilgi notunda, "BPA (bifenil A) içermez" diye işaret taşımıyorlarsa, "kaçınılması gereken plastiklerin" 3, 6 ve 7 numaralarını taşıyanlar olduğu söylendi. Evet, kanıtlar kesin değil; ama ben hafta sonu evdeki plastik kapları kontrol edip 3, 6 ve 7 numaralı olanları atacağım. Sağlık hizmetlerini ele alırken çevremizdeki kimyasalları unutmayalım.