KUDÜS - Bir ay önce, sol eğilimli İsrail gazetesi Haaretz'in tecrübeli köşe yazarı Aluf Benn, birçok insanı şok eden bir makale yazdı. Benn makalesinde, sağ kanatta yer alan Likud partisi lideri, Başbakan Benjamin Netanyahu'nun, Filistinlilere imtiyazlar verilmesi konusuna çok ciddi yaklaştığını ve iki devletli çözüm ile ilgili bir anlaşmaya varacağına inandığını yazdı. Benn telefonla verdiği mülakatta, "Bugüne kadar yazdığım hiçbir şey bu kadar tartışma yaratmamıştı" diyor. İşgal altındaki topraklarda İsrail yerleşimlerini desteklediği ve Filistin devletini reddettiği uzun kariyerinden sonra Netanyahu geçen Haziran'da iki devlet fikrini kabul ettiğini açıklamıştı. Kasım ayının sonunda, şimdiye kadar hiçbir İsrailli liderin yapmadığı yaptı ve Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimlere 10 ay süreyle inşaat yasağı kararı aldı. Yerleşimciler ayaklandı ve Netanyahu partisinde bir isyanla karşı karşıya kaldı. Fakat Filistin ve dünya kamuoyunun büyük kısmı atılan adımları ya geç yapılmış ufak hamleler ya da gerçekten yapmak istediğini örtmeye yarayan zaman kazanmak için alınmış kararlar olarak algıladı. Buna rağmen, Benn yalnız değil. Hem burada hem de Washington'da bazıları Netanyahu'nun Menachem Begin, Ariel Sharon ve Ehud Olmert gibi şahinlerin başbakan oldukları zaman daha uzlaşmacı kimliğe büründüğü gibi bir değişim yaşadığını düşünüyor. Uzun süredir iki devletli çözümü destekleyen İsrail Cumhurbaşkanı Shimon Peres, Netanyahu'nun Filistinlilerle temel ilkeler üzerinden bir anlaşma sağlamak istediğine inandığını ama onun siyasi tabanından endişe ettiğini söyledi. Peres, Netanyahu için "İki devletli çözüm çağrısı ideolojik açıdan riskli bir atılımdı. Barış getiren adam olarak anılmak istiyor. Fakat bunun bedelinin ne olacağı konusunda emin değil" şeklinde konuşuyor. Bedel ortaya çıkmaya başlıyor. Maliye Bakanı Yuval Steinitz da dâhil olmak üzere Likud üyeleri, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın bir yıl önce İsrail Gazze'yi işgal etmesiyle kesilen görüşmelere katılmayı taahhüt etmezse, yerleşimlerdeki yasağın iptal edilmesi çağrısında bulunuyor. Ancak Filistinliler, İsrail hükümeti ile görüşmelere geri dönmektense uluslararası topluma hitap ederek daha fazlasını elde edecekleri sonucuna vardı. Abbas geçenlerde, Filistin Kurtuluş Örgütü'nün Merkez Konseyi'nde kapsamlı bir inşa yasağı olmadan görüşmelere katılmayı reddettiğini tekrarladı. Üst düzey İsrailli bir yetkili, inşaat yasağının geçen ilkbaharda talep eden Obama yönetimine de yönelik olduğunu kabul etti. İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili yasak kararını, "ABD başkanının güvenirliliği İsrail için önemli. Bu yüzden olumlu bir şekilde karşılık vermek zorunda kaldık" şeklinde açıkladı. Yasak, Amerikalı ve Filistinlilerin talep ettiğinden daha dar kapsamlı olarak çıktı. Karar yaklaşık 3 bin konutun tamamlanmasına izin verirken, Doğu Kudüs'ü kapsamıyordu. Yine de üst düzey Amerikalı yetkililer yasağın inşa edilecek konut sayısını 15 bin kadar azaltacağını söylüyor. Başbakanlık döneminde Sharon'un üst düzey yardımcılığını yapan Dov Weissglas, geçenlerde Yediot Aharonot gazetesindeki bir makalede bu yolu seçmenin gerekliliği konusunu yazdı. Weissglas, "Dünyada hiç kimse İsrail'in Judea ve Samaria'da büyük kısmında olmasını kabul etmiyor ve buradaki inşaatın devamına da karşı çıkıyor" şeklinde yazdı. Weissglas, "İsrail'in bu konuda ısrarı diplomatik tecrit getirecektir ve İsrail bu riski alamaz.
Yasak, bundan kaçınmanın bir yolu. Plan kendi içinde önemli değil ama anlaşma ve ılımlılık sürecinin ilk göstergesi olarak da çok anlamlı" şeklinde konuşuyor.