Pembe, hoş bir renk, değil mi? Deborah Watson için değil. "Dolabımda çiçek desenli ya da pastel renkli bir elbise gördüğüm zaman: 'İğrenç. Bunu hayatta giymem', diyorum" şeklinde konuşuyor. New Yorklu bir moda tasarımcısı olan Watson, dişiliğin kutsal kalıplarına arkasını dönmüş. Bol bir tişört, yıpranmış bir kot pantolon ve rengi solmaya başlamış siyah bir mantoyla elde edilen salaş görünümü tercih ediyor. "Çok kadınsı şeyler bana zayıf geliyor. Ciddi görünmek çok matah bir şey değil" diyor Watson. Seksi bir görüntü veren bilindik takı ve süslere dudak bükme eğilimi, Watson gibi moda tasarımcılarıyla başladı. Artık modayı takip eden tüketiciler de şık geceliklerini, uzun topuklu ayakkabılarını atıp yerine kıyafetlere haşin bir cazibe katan çıtçıtları, deri aksesuar ve bağcıkları, spor ceketleri ve rock yıldızlarına özgü pantolonları tercih ediyorlar. Agresif bir sokak tarzı benimsemiş olmaları, daha cesur olanların, kadın cazibesiyle ilgili ezberleri bozmak istediğini gösteriyor. Eskiden Scarlett Johanson'un omuzlarını açarak büründüğü şehvetli görünüm seksi kabul ediliyordu ama artık siyah ceketi ve uzun "yırtıcı kadın" çizmesiyle Avrupalı moda editörü Carine Roitfeld gibiler revaçta. Bu hafif pejmürde imajı, mankenler ve moda sektöründekiler de tercih ediyor. Moda trendleri üzerine araştırma yapan New York merkezli Stylesight'ın yöneticilerinden Sharon Graubard, kadınların artık kurtarılmayı bekleyen hanımefendiler gibi görünmek istemediğini, daha güçlü bir seksapel yansıtmak istediğini söylüyor. Şimdiki zamanlar için tasarlanmış bu imaj, trendlere güvensizliği ve geleneksel cinsiyet rollerine karşı oluşan şüpheciliği yansıtıyor. Belki de en önemlisi, sendeleyen ekonomiye pragmatik bir yanıt niteliğinde bu moda. Honolulu merkezli Aloha Rag isimli yenilikçi butiğin sahibi Tatsugo Yoda, "Lüksü sevdiği söylenen insanlar bile bıkmış durumda. Asker ceketleri, eşofman, klasik beyaz tişört gibi yılda iki kereden fazla giyebilecekleri daha kullanışlı kıyafetler arıyorlar" diyor. Yoda, bu modanın iddialı ama aynı zamanda diğerlerinden ayırt edilebilir bir tarz olduğunu söylüyor. Aynısı, 1990'ların ruhunu yansıtan ve tanıdık olduğu kadar özgün bir tarzı olan motorcu ceketleri, lateks taytlar ve parmaksız eldivenler için de söylenebilir. Metropolitan Müzesi Kostüm Enstitüsü'nden küratör Andrew Bolton, bu görünümün "pejmürde bir stili" yansıttığını söylüyor. Dağınıklık, ulaşılabilirlik hissi de veriyor. "Mükemmeliyetten uzak bu görünümün oldukça yoğun cinsel çekiciliği var" diyor Bolton. Cinsel çağrışımları bulunan bu tarzlara ait kavramların kökeninde, kendi tarzlarını oluşturan ve büyük felaketlerin ardından hayatta kalmayı hedefleyen mücadelecilerin kullandığı aletler, eski toprak rockçılara ait takılar ve hatta Parisli fahişelerin kullandığı iç çamaşırlar ve deri giysiler var. Bu isyankâr, moda karşıtı stiller yıllar boyunca yavaş yavaş halkça kabullenildikten sonra moda dünyasının öncüleri tarafından da kullanılmaya başlandı. Bugün şekilsiz ve bazen parçalanmış tişörtler, asker botları ve üniformaları, Mad Max filmlerini hatırlatan pilot kepleri, taytlar ve bisiklet şortları podyumları süslüyor. Aynı zamanda perakendeciler, kişiye özel ceketlerin, fazla büyük tuniklerin ve basit elbiselerin, halen bazı podyumlarda görülen rumba fırfırlara ve taş bebek elbiselerine karşı dengeleme unsuru olduğunu düşünerek destekliyor. Geçen sonbaharda, Topshop ve Forever 21 gibi markaların koleksiyonunda çeşit çeşit motorcu ceketi, deri yelek ve dar pantolon bulunuyordu. Bu tarz aynı zamanda gençler veya genç hissedenlerin yarattığı dirençli bir cinsiyet karmaşasını da yansıtıyor. Oakland'da yaşayan Psikolog Diane Ehrensaft, "Cinsiyet konusunda değişen anlayışlara dayanan yeni bir giyim tarzı var" diyor. Ehrensaft, işi gereği ilgilendiği pek çok lise öğrencisi ve gencin, kendilerine biçilmiş rolleri kasıtlı olarak belirsizleştirdiğini söylüyor ve "Gençler artık standart kıyafetleri kabul etmiyor" diyor.