Arap Baharı'nın Tunus'ta, ruhsatı olmayan bir manavın tartaklanmasıyla başlaması ilginç değil mi? Üstelik tam dünya gıda fiyatlarının rekor düzeyde seyrettiği sıralarda. Ya Suriye'deki isyanın, sınıra yakın arazileri yolsuz güvenlik görevlilerinden izin almadan alıp satmak isteyen güneydeki Deralı köylülerle başlamasına ne demeli? Ya da Yemen'deki gelişmelerin (dünyada suyunun tükenmesi beklenen ilk ülke), hükümetin birçok konudaki yetersizliklerinden dolayı patlak verdiğini ve yönetimin güya yasakladığı bir dönemde üst düzey yetkililerin kendi arka bahçelerinde kaçak kuyu açmaları yüzünden olduğunu? Yeni Yemen hükümetinde su bakanı olan Abdüsselam Razzaz'ın geçen hafta Reuters haber ajansına açıkladığı gibi, "Kuyuları en pervasızca açanlar hep yetkililerin kendileriydi. Neredeyse her bakanın evinde bir kuyu vardı". Toprak, su ve gıda konusunda yaşanan onca gerilim bize bir şey anlatıyor. Arap uyanışının arkasında yalnızca siyasi ve ekonomik sıkıntılar değil, çevre, nüfus ve iklimle ilgili sorunlar da var. Dolayısıyla yalnızca siyaset ve ekonomiye yoğunlaşıp diğer faktörleri ihmal edersek bu toplumların istikrara kavuşmasına asla yardımcı olamayız. Francesco Femia ve Caitlin Werrell, Washington İklim ve Güvenlik Merkezi için hazırladıkları bir raporda, "Suriye'deki toplumsal huzursuzluk ilk b akışta g addar v e h alka duyarsız bir rejime gösterilen bir tepki. Fakat konu bundan ibaret değil. Son yıllarda Suriye'de halkla hükümet arasındaki toplumsal mutabakatı zayıflatan önemli sosyal, ekonomik, çevresel ve iklimsel değişiklikler yaşandı. Uluslararası toplum ve Suriye'nin müstakbel yöneticileri ülkedeki huzursuzluğun kaynaklarını ele alıp kurutmak istiyorsa bu değişimleri daha iyi araştırmaları gerekecek" deniyor. Raporda belirtildiğine göre, Kasım 2006'dan bu yana Suriye topraklarının yüzde 60 kadarı tarihinin en kötü kuraklıklarından birini ve en kötü hasatlarını yaşadı. Raporda, "Geçen yılki Afet Riskinin Azaltılması Hakkında Küresel Değerlendirme Raporu'nun özel bir vaka çalışmasına göre, tarımla geçinen Suriyelilerin, özellikle de kuzeydoğudaki Hassake vilayetinde (ama aynı zamanda güneyde de) yaşayanların 'yaklaşık yüzde 75'i hiç ürün alamadı'. Kuzeydoğuda hayvancılık yapanlar sürülerinin yüzde 85 kadarını yitirdi ve bundan 1.3 milyon insan etkilendi" deniyor. Birleşmiş Milletler'e göre bu kuraklık 800 bin Suriyeliyi geçim kaynağından etti ve onların çoğu iş bulmak için şehirlere göç etmek zorunda kaldı (dolayısıyla zaten yetersiz kalan hükümetin yükü daha da arttı). Femia, "İklim tahminlerinde bir değişiklik olmazsa Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki kuraklık giderek kötüleşecek. Bu da peş peşe istikrarsızlık döngülerine yol açacağı için ileride otoriter sonuçlara tanık olabiliriz. Gelişmelere olumlu destek vermek istiyorsa ABD'nin yapması gereken birkaç şey var. Bunlardan biri demokratik hareketleri desteklemektir. Bir başkası da iklime uygun altyapılara ve su yönetimindeki ilerlemelere yatırım yapmak, böylece iklim değişikliklerinin istikrarsızlığa yol açabildiği bir çağda bu ülkeleri daha istikrarlı bir hale kavuşturmaktır" diyor. ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi'nin geçen Ekim ayında İklim Dergisi'nde yayınlanan ve Joe Romm'un climateprogress.org adlı blogunda alıntılanan bir analizine göre, Ortadoğu'da kış mevsiminde (yani bölgenin normalde en çok yağış alan ve yeraltı su kaynaklarını besleyen döneminde) yaşanan kuraklıklar artıyor ve bunda kısmen insan kaynaklı iklim değişikliklerinin de payı var. İdareye bağl ı Dünya Sistemi Araştırma Laboratuvarı'ndan analizin baş yazarı Martin Hoerling, "Kuraklığın büyüklüğü ve sıklığına bakılırsa bunu yalnızca doğal değişkenlikle açıklamak mümkün değil. Zaten su kıtlığı yaşayan bir bölge için bu kötü bir haber, çünkü buradan çıkan sonuca göre yalnızca doğal değişkenlikle bölge ikliminin normale dönmesi de muhtemel görünmüyor" diyor. Sorunlar yalnızca su kıtlığından ibaret değil. Londra'daki Politika Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü'nün Başkanı Nazif Musaddık Ahmed, Şubat'ta Beirut Daily Star gazetesindeki yazısında, dünyada suyu en kıt olan 15 ülkeden 12'sinin (Cezayir, Libya, Tunus, Ürdün, Katar, Suudi Arabistan, Yemen, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Bahreyn, İsrail ve Filistin) Ortadoğu'da olduğuna dikkat çekiyor. Otuz yıllık bir nüfus patlamasının ardından bu ülkelerdeki "sorunların daha da derinleşmesi kaçınılmaz. Doğum oranları düşmekle beraber toplam nüfusun üçte biri 15 yaşın altında ve çok sayıda genç kız doğurganlık yaşına ya geldi, ya da çok yakında gelecek". İngiliz Savunma Bakanlığı'nın araştırması, "Ortadoğu nüfusunun 2030'a kadar yüzde 132 artacağı ve bunun görülmemiş bir 'gençlik şişmesine' neden olacağını" tahmin ediyor. Yani daha az suyla daha çok boğazı beslemek gerekecek. Dünya Politikaları Enstitüsü'nün başkanı ve "Uçurumun Eşiğindeki Dünya" kitabının yazarı Lester Brown'un da belirttiği gibi, 20 yıl önce petrol sondaj teknolojisiyle çölün çok derinlerindeki yeraltı sularına erişen Suudiler bu sayede kendi buğdaylarını yetiştirmişti. Fakat artık o suyun neredeyse tamamı bitti, tabii Suudi buğday üretimi de. O yüzden Suudiler şimdi Etiyopya ve Sudan'da tarım arazilerine yatırım yapıyorlar, ama bu da sulama için Nil'den daha çok su çekileceği anlamına geliyor. Oysa tarım zengini Nil Deltası'yla Mısır, deniz seviyesindeki herhangi bir artışa ve tuzlu suyun işgaline hassas bir ülke. Brown, "Günümüzde en somut güvenlik tehdidinin ne olduğunu sorarsanız, listenin başını iklim değişikliği, nüfus artışı, su kıtlığı, artan gıda fiyatları ve dünyadaki aciz devletlerin çokluğu çeker. Bu liste kabarıyor. Uygarlığın aciz duruma düşmesi için kaç tane aciz devlet olması gerekiyor?" diyor. Umarız o noktaya gelinmez. Öte yandan, Leon Troçki'ye atfedilen bir sözü de unutmamamız gerek. "Siz savaşla ilgilenmiyor olabilirsiniz, ama savaş sizinle ilgileniyor". Aynı şekilde, siz iklim değişikliğiyle ilgilenmiyor olabilirsiniz, ama iklim değişikliği sizinle ilgileniyor. Ey insanlar, bu bir şaka değil. Bizler de, Araplar da işbirliği yapmanın çarelerini bularak çevresel tehditleri azaltabildiğimiz yerlerde azaltmalı, azaltamadığımız yerlerde de bununla nasıl başa çıkabileceğimizi bulmalıyız. Hem de hemen. Bundan yirmi yıl sonra başka hiçbir şeyi konuşacak bir halde olmayabiliriz.