Kısa bir moladan sonra euro krizi yeniden kapıda. "Grexit" (Yunanların euroyu bırakması) konusunda yine ısrarlı fısıltılar duyuluyor. Avrupalılar kızgın. Fransa, Yunanistan ve Almanya'da iktidar karşıtı oylar bu öfkenin su yüzüne çıktığını gösteriyor. Seçmenler kemer sıkmaya son verilmesini ve harcaya harcaya yarattıkları krizi harcaya harcaya bitirecek sihirli bir reçete istiyor. JPMorgan Chase bankasında, başlarda yüksek kâr getiren karmaşık menkul değer işlemleri, sonunda 2 milyar dolarlık bir zarara yol açtı. 2008'deki çöküşün üstünden dört yıl geçtikten sonra anlaşılıyor ki, Amerikan bankaları etkili risk yönetim kurallarını hâlâ yürürlüğe koyamadı. İhmalkârlığın bu kadarı! Yığınla paranın üstünde oturan bankalar yeterince fırsat görmedikleri reel ekonomiye yatırım yapacaklarına dâhili hedge fonları tercih ediyor. Kısacası, Batı'da durum pek parlak değil. İşler kötü görünüyor. İşsizl iğin yüksek olduğu, yolsuzluğun alıp yürüdüğü, suçun azdığı ve yoksulluğun yaygın olduğu Güney Afrika için de bir bakıma aynı şeyler geçerli. Ama ben yine de bu ülkede bir umut pırıltısı görüyorum. Ülkelerin görünmez vasıfları vardır. Onların ilerleme kabiliyetini belirleyen özelliklerini sayılara dökemezsiniz. Bunların arasında göçmenleri özümseme ve şiddete başvurmadan hızlı değişimlere uyum sağlama yeteneği, demokratik kurumların sağlamlığı ve ifade özgürlüğü de vardır. Güney Afrika işte bu konularda hep yüksek not alıyor. Felaket tellallığının şimdiki gibi moda haline geldiği zamanlarda hep burayı düşünüyorum. Bebekliğimin bir yılı burada geçti ve gençliğim boyunca İngiltere'den ebeveynlerimin doğduğu topraklara sık sık döndüm. Güney Afrika kanıma işledi. Çiçeklenen jakaranda ağaçları, begonvillerin dolandığı palmiyeler, sapsarı Cape şeftalileri, kızarmış balık ve ızgara et, güneşin uzak ufuklara kadar uzanan kavsi. İngiltere'nin yağmurları ve gri gökyüzünden sonra buradaki renkler capcanlı, hayat dolu dolu geliyordu. Fakat içten içe tehlikeli bir ters akıntı vardı. Ne olduğunu anlamadığım yaşlarda bile ırkçılığı hissedebi l iyordum. Yakında kilometrelerce uzanan altın kumsallar varken siyahî çocukların Cape Town, Kalk Körfezi'ndeki küçük limanın yağlı sularında yüzmesi kafamı karıştırıyordu. Derken bir gün "Yalnız Beyazlar İçin" yazan bir tabelayı gördüm. Akrabalar, zengin Johannesburg banliyölerindeki yüzme havuzlarının tadını çıkarmamı, çünkü birkaç yıl içinde onların beklenen kıyımla kana bulanacağını söylüyorlardı. B ir g ün a partheid rejimi yıkılacak, siyahîler öfkeyle ayaklanacak ve beyazlar kaçacaktı. Hain düzen hak ettiği cezayı bulacaktı, bundan kaçış yoktu. Olaylar bu şekilde gelişmedi. Siyahî bir adam aklında intikam değil, yeni bir başlangıç fikriyle hapisten çıktı. Bir beyaz da suistimale dayalı bir idareden vazgeçecek cesareti gösterdi. İktidar, dünyadaki en dikkate değer siyasi partilerden Afrika Ulusal Kongresi'ne geçti. Güney Afrika neredeyse 20 yıldır hâlâ mücadele ediyor, ama Batı'da görülmeyen bir yüreklilikle. Brezilya ve Hindistan'da olduğu gibi burada da geleceğe tehlikeli değil, umut verici bir gözle bakılıyor. Geçenlerde annemin eski lisesine gittim. Burası 1887'de, yani sonradan Johannesburg kentinin içinde kalan kayalık Witwatersrand tepesinde altın bulunmasından bir yıl sonra kuruldu. Londra'da Barney Isaac adıyla doğan Barney Barnato, konağını bağışlayınca kız okulu olmuş. Barney Barnato 1873'te Güney Afrika'ya gelmiş ve önce elmas, ardından altın furyasında dev bir servet edinmiş, 1897'de gemiyle İngiltere'ye dönerken gizemli bir şekilde ortadan kaybolmuş. Yahudi göçmenlerin kurduğu Barnato Park L isesi de u zun y ıllar boyunca tavırları ve klasiklerdeki sağlam eğitimiyle düzgün beyaz hanımlar yetiştirmeyi amaç edinmiş. Lise bugün bin öğrencili karma bir okul. Eski konak hemen hemen yok olmuş. Nijerya, Zimbabve ve Kongolu göçmenlerin bol olduğu yoksul bir semt burası. Bin öğrencinin 999'u siyahî. 13 yaşındaki tek beyaz kız öğrenciyle konuştum. Bir yıldır burada. Bana hiçbir zaman sorun yaşamadığını ve tüm sınıf arkadaşlarının siyahî olduğunu artık fark etmediğini anlatıyor. "İlk gün tuhaf gelmişti ama sonra farklı göründüğümü ben de unuttum" diyor. Bugün Güney Afrika'nın da gösterdiği gibi, en kötü senaryolar kaçınılmaz değildir. En iyi senaryolar da mümkün olmayabilir. Avrupa Birliği aslında kendince zaten bir mucizeydi ve nesillerce savaşan Avrupalılara barış getirdi. Ortak para birimi, birliğin perçinlenmesi için gösterilen çabaların en yüksek (ve şimdi geriye dönüp bakınca, en riskli) ifadesiydi. Bu ideallerin bugüne müthiş faydaları olmuştur ve bunları unutmamak gerekir. Yunanistan'ın eurodan çıkışıysa kestirme bir çözüm gibi görünebilir. Fakat korkarım feci bir çözülmenin de başlangıcı olacak.
İSTİHBARAT /ROGER COHEN