Nebahat Akkoç, başta Diyarbakır olmak üzere Doğu ve Güneydoğu'da birçok kadın çalışmasına öncülük eden Ka- Mer'in kurucusu. Yıllar önce eşini faili meçhul bir cinayette yitirdikten sonra şiddet ve şiddetsizlik üzerine çalışmaya başlayan Akkoç, olaya şiddet penceresinden bakılması gerektiğini ve Bilge Köyü'nde yaşananların mücadeleyi 'şiddet' yoluyla bastıranlara verilmiş bir cevap olduğunu düşünüyor. 30 yılın sonucunda bunun yaşanmasının kimseyi şaşırtmaması gerektiğini söyleyen Nebahat Akkoç; "Şiddeti meşrulaştıran bütün tarafların eteğine bu olay vesilesiyle kan bulaştı," diyor.
- Bölgede yaşayan bir kadın olarak değerlendirmeniz nedir?
- Olaya şiddet penceresinden bakmak gerekiyor. Hak hukuk mücadelesini şiddetle arayan örgütten de bahsedebiliriz, o örgütle baş etmek için birtakım karmaşık ilişkileri olan insanların eline silah verilmesinden de, bunların hepsinin şiddeti meşrulaştırdığından da. Geriye dönük olarak 30 yıllık sürece baktığımızda bu olayın hiç kimseyi şaşırtmaması gerekiyor. 70 bin korucu var, bunların elinde silahlar var ve bu ilk olay değil.
- Töre cinayeti tespitine ne diyorsunuz?
- Bu katliamı 'terörizm' diye adlandırmak, 'töre cinayeti' olarak tanımlayıp, bu düzeye indirgemek çok yanlıştı. 15 yıldır bölgede şiddet üzerine çalışıyorum ve bütün cinayetleri arşivliyorum. Bu boyutta bir töre cinayeti yok. Bir kere törede hiçbir şekilde masum kadın ve çocuklara silah kalkmaz.
- Öne çıkan başlıklar neler bu olayda?
- Koruculuk sistemi, devletin vermiş olduğu silahlar en baştaki veriler. O kadar pervasızlar ki, yakalanana kadar taziye evine, hastanelere gitmeye, ambulansların içini kontrol etmeye varan bir soğukkanlılık var. Bu da gösteriyor ki, adam öldürmeye çok alışkınlar. Koruculuk böyle bir sisteme dönüştü. Hiç kimse kalmamış olsa, olay PKK'nın üzerine yıkılacak. Bu da çok tanıdık.
- Kadın tarafı ne bu olayın?
- Anlatılan hikâyenin şu tarafı da var: Baba tarafından biri bir kıza talip olmuşsa, o kız başka birine verilmez. Bu mal paylaşımıyla ilgili bir şeydir. Talip olmamışsa dahi, baba tarafına sorulmadan verilmez. Eğer sorulmadan verilmişse, bir de üstelik baba tarafının çok da iyi geçinmediği anne tarafına verilmişse, elinde öyle silahlar olan pervasız insanları çıldırtabilir. Bu açıdan baktığımız zaman toplumsal cinsiyetle ilgili bir bulguya da rastlıyoruz. İkincisi, o gece iki tane nişan yapılıyor, berdel yöntemiyle. Berdelde genellikle kızların rızası olmaz. Bir tane güçlü erkek vardır ve üç tane mutsuz insan.
- Şiddetsizlik için Ka-Mer'in ne tür yöntemleri var?
-Bizim kadına yönelik şiddeti çalışmaya başlamamız da şiddetin nerede sıradanlaştığını, nereden üretildiğini araştırdıktan sonra ve bu yerin, ailenin içi olduğunu tespit ettikten sonra oldu. İnsanlar şiddeti doğduktan sonra taklit yoluyla öğreniyorlar. Cinsiyetçilik bizim içine doğduğumuz bir sistem. Şiddetsizliği kendi geliştirdiğimiz farkındalık yöntemiyle irdeliyoruz. Yöntem ve direnç geliştiriyoruz, yeni bir dil yaratmaya çalışıyoruz, örneğin şiddet içeren sözcükleri hayatımızdan ayıklıyoruz. Duygu, düşünce ve davranışlarımız arasındaki bağın koparıldığına dikkat çekiyoruz.
- Birlikte çalıştığınız kadınlar sonuçta evlerindeler ve babalarıyla, eşleriyle, kardeşleriyle birlikte yaşıyorlar. Sonrasında onlarla neler yaşıyorlar?
- Erkekliğin de senaryosunun hazırlandığının, onların da bunun farkında olmadıklarının, bilerek bu rolü üstlenmediklerinin altını çiziyoruz. Biz elimizde olmayan şeyleri kazanmaya çalışıyoruz ama erkeklik biraz daha üst bir kimlik olduğundan onlarla eşit bir ilişki yakalayabilmek için onların da bu denetim haklarından vazgeçmeleri gerekiyor. Yani erkeklere de içselleştire içselleştire erkeklik meselesini sorgulatıyoruz.
- Ne yapmalı bundan böyle?
- Bence şiddet üzerine konuşmak lazım. Şiddetin hiç kimseyi bir yere götürmediğini biliyoruz. Örgütün silahları bırakması gerek, devletin şiddetsiz yöntemlerle bu meseleye bir çözüm üretmesi lazım artık.
- Sanırım devletin ya da bu konuda çalışma yapanların şiddetten anladığı, sizin işaret ettiğiniz şeyler değil...
- Şiddet ve şiddetsizlik derken bize kulak vermeleri, bizimle aynı masaya oturmaları lazım. Şiddeti en yoğun yaşayan kesim olarak, şiddeti en iyi biz anlatabiliriz. Yoksa olmayacak bu iş.