Yeşilçam filmlerindeki kadınlar 'iyi kadın' ve 'kötü kadın' diye ikiye ayrılır. İyi kadınlar her zaman her şeye boyun eğerler, sevdikleri adam uğruna hayatlarından vazgeçmeye hazırdırlar. Kötü kadınlar ise, kendi ayaklarının üzerinde duran, iş güç sahibi, uğradığı haksızlıklar karşısında tepkisini gösteren kadınlardır ve genellikle sarışındırlar. Aslına bakıldığında, 'kötü kadın' olarak nitelendirilen bu kadınlar, Türk Sineması'ndaki en sahici kadın karakterleridir, ama her şeye rağmen onlar 'kötü kadın' olmakla suçlanmışlardır. Melek Özman'ın, 'Filmmor Kadın Filmleri Festivali' kapsamında gösterilen
70-80-90, Masum, Küstah, Fettan adlı filmi, kötü kadınlara yapılan bu haksızlıkları ve ayrımcılığı konu alıyor. Sinemadaki fettan kadınlar üzerine konuşmak için en doğru adres şüphesiz, pek çok filmde bu karakterleri başarıyla canlandırmış, kendine has tavrı, kahkahası, giyim tarzıyla hepimizi etkilemiş olan Lale Belkıs'tı. Sinemadaki bu ayrımı çok yanlış bulduğunu söyleyen Belkıs'a göre, iyi de kötü de yoruma açık. Sinema yanında müzik, tiyatro ve resimle de ilgilenen Belkıs, 18 Mart'ta açtığı sergisiyle tekrar karşımızda.
- 70-80-90 Masum, Küstah, Fettan, Türk Sineması'nda 'kötü kadın' olarak lanse edilen kadınlara yönelik yapılan haksızlıklar üzerine çekilmiş bir film. Bu 'kötü kadın' tiplemesini canlandıran biri olarak, siz bu 'kötü kadın', 'iyi kadın' ayrımı hakkında ne düşünüyorsunuz?
- Hoşuma gitmiyor. Bu çok yanlış bir şey. Böyle bir şeyi katiyen kabul etmiyorum. Filmde, karakter vardır. Sen iyi kadını oynayacaksın, sen kötü kadını oynayacaksın, diye bir şey yok.
Dağınık Yatak filminde mesela, oynadığım kadın bir noktadan sonra iyi bir kadın oluyor. Filmin içindeki psikolojik duruma göre değişir, tamamen tartışılır.
KÖYDEN MİNİ ŞORTLA GELİNİR Mİ?
- Türk filmlerinde sarışın, modern, şık giyinen, sigara ya da alkol kullanan kadın mutlaka kötüdür...
- Bu sene özellikle bu konuya değinildi. Bir mesajı olan çalışma varsa senaryoda, iyi de kendiliğinden çıkar, kötü de.
- Üstelik genelde, filmlerdeki 'masum kız'ın köyden gelip 'kötü kadın' olan kişinin birlikte olduğu kişiyi elinden alması da, garip bir çelişki değil mi?
-
Feride filminde öyle. Ben
Feride'yi film olarak görmüyorum zaten. Metin Erksan gibi çok önemli bir yönetmen çektiği halde, o filmi çok yapay buluyorum. Köyden geliyor mini şortlarla '
Arım, balım, peteğim' i söylüyor, olacak şey değil. İnandırıcı olması gerekiyor. Belki bu filmler, seneler önce yapılmış şeyler diyeceksiniz, ama seneler önce yapılmış başka filmler de var. Mesela Atıf Yılmaz'ın
Ölüm Tarlası, Zeki Ökten'in
Bir Demet Menekşe filmini izlesinler.
- Filmlerde, sevdiği adam uğruna hayatını hiçe sayan, gece dışarı çıkmayan, evinin kadını olmuş, anaç kadın karakterleri hep kahramanmış gibi göstermek, Türk Sineması'ndaki erkek egemenliğinin göstergesi değil mi?
- Yok, öyle düşünmüyorum. Mesela ben şu an onur ödülleri alıyorum. Atıf Yılmaz'ın, Zeki Ökten'in filmlerinden, Selim İleri'nin kaleminden alıyorum. Ben onlar için alıyorum. Onlar olmadan, sanatçı olmaz. Bu kadar zaman ben kamuoyunun önünde kaldıysam, onlara ve yaptığım işlere duyduğum saygıdan, inançtan dolayıdır. Ben hâlâ dimdik ayakta duruyorum. Her zaman aranıyorum.
- Siz zaten giyiminizle, konuşmanızla, tavrınızla Türk Sineması'nda kendi tarzınızı yarattınız. Ve insanlar da bunun farkında...
- Evet, farkındalar. Herkes bana çok saygı duyuyor, çok mutluyum. Ama ben de onlara çok saygı duyuyorum. Benim önüme de bir sürü olanak çıktı, ama ben hiçbir zaman kamuoyunun bana verdiği saygıyı rencide etmek istemedim. O zaman kendime de saygım kalmaz diye düşünüyorum.
BEN TOKAT ATAMAM
- Peki size verilen rollere karşı bir itirazınız oluyor muydu?
- Hayır. O roller zaten kendiliğinden ortaya çıktı. Örneğin,
Sezercik filmi çekilirken, ben Ayhan Işık ile oynuyorum. Sezercik'e tokat atmam gerekti. Yönetmene, 'Yok, ben tokat atamam. İmkânsız bir şey,' dedim. Ayhan Bey de, nur içinde yatsın, 'Lale Hanım üzülmeyin, siz tokat atarken ben kolunuzu tutacağım, vurmayacaksınız,' dedi. Ve öyle çekildi film. Roller kendiliğinden çıkıyor, iyi ya da kötü. O zaman çok gençtim, düşüncelerim, bazı şeyleri kabul edişim hep öyleydi.
- Özellikle Türk Sineması'nda bazı roller, oyuncuyla bütünleşir. Benzer roller oynamanın sıkıntısını yaşadınız mı?
- Benim avantajım yahut dezavantajım, iyi, dolu bir görünüşümüm olmasıydı. Ve bundan evvel de gösterişli bir kadındım. Yerine, saatine göre giyinmeyi bildim her zaman. Einstein 'Bilmek felaketine uğradım,' demiş. Tabii hiçbir şey tam olarak bilinmiyor. Ama bilerek hareket ettim hep. Kokteyl ise kokteyle uygun giyindim, deniz kenarı ise pareomu giydim. Ben ne kendi kurallarımı ne de başkalarının kurallarını bir senaryoda uyguladım. Senaryo neyse onları uyguladım.
- Seyirci, genelde oyuncuların özel hayatlarındaki hallerini, rolleriyle özdeşleştirmeyi sever. Size karşı nasıldı seyircinin tavrı?
- Ben Anadolu'nun her yerini gezdim. Onlar beni nasıl severler anlatamam. En son,
Beyaz Melek filmi için Diyarbakır'a gittiğimiz zaman, beni yemeklere aldılar.
- Sizin çok başarılı bir müzik yaşantınız oldu. Sözlerini sizin yazdığınız kendi bestelerinizin bulunduğu birçok plağınız var ve hepsi hâlâ büyük bir beğeniyle dinleniyor. Müzikte bu kadar başarılıyken, neden devam etmediniz?
- Ben müziği hep keyif için yaptım. Yaşam felsefeme uygun sözler yaptım, anılara sadık kaldım. Balad şarkılar söyledim. Hep devam ettim, ama plak şirketleri devam etmedi. Menajerim de yoktu. Her şeyle kendim ilgilendim. Stüdyo parasını da fotoğrafların parasını da ben verdim. En son plak basıldı. Piyasaya çıkması için, para istediklerinde tokat yemiş gibi oldum. Hepsini topladım, Kızılay'a verdim.
- Peki tekrar bir teklif gelse, düşünür müsünüz?
- E tabii, iyi bir şey çıkarsa. Bende çok güzel de parçalar var. İnşallah olur.
YENİ OYUNCULAR HER ŞEYİ ÇABUK TÜKETİYOR
- Yeni kuşaktaki oyuncuları nasıl buluyorsunuz?
- Şimdiki oyuncular çok şanslı, iyi kazanıyorlar. Ama her şeyi çok çabuk tüketiyorlar. Bu kadar çabuk olmaz. Biz, zorlukları güzelliğe çevirdik. Ağırlığımızın nedeni bu. Çok beğendiğim oyuncular var tabii. Özgü Namal'ı, Demet Evgar'ı, Mehmet Aslantuğ'u çok beğenirim. Köklü oyuncular başka oluyor.
- Siz aynı zamanda, Kenter Tiyatrosu'ndaki Nükte oyunu başta olmak üzere, pek çok tiyatro oyununda oynadınız...
-
Nükte'den kimse söz etmedi. Hiç kimsenin ilgisini çekmedi. Ben, Yıldız Hoca (Kenter) ile keyifle oynadım. Kimse önemsemedi.
- Yaptığınız şeylerin karşılığını yeterince alamadınız değil mi?
- Şu an bütün çalışmalara rağmen, hiçbir şeyin karşılığını almamışımdır. Manen aldığım şey, son zamanlarda bana verilen değer. Hem ödün vermeden. Ben bundan başka bir şey yapamazdım zaten. Onur, çok önemli bir şey. Kimse benden onursuz bir şey isteyemez. Ben de genç oldum. Gayet güzel, maceralı bir hayatım oldu, benim de çapkınlıklarım oldu. Her şeyi canımın istediği için yapmışımdır. Siz neyseniz, osunuz. Ben buyum işte. Resmiyetten de laubalilikten de hoşlanmam. Bakın, ben 50 yıl sonra yine çok şükür ortadayım. Yine yaptığım işler çıkıyor. Yeni sergim başladı.
- Sinema, müzik, tiyatro, resim... Sanatın bir sürü alanında aktifsiniz. Yıldız Kenter sizin için, 'Canının sıkılmasına bile vakti olmaz. Durmadan yeni şeyler peşinde koşar,' diyor...
- Ah canım Yıldız Hoca. Canım sıkılmadı hiçbir zaman. Boş bir günüm geçmedi hiç. Hep sanatla iç içeyim. 1984'ten beri sergi açıyorum. Güzel şiirlerim, yazılarım var. Onları çıkartmak istiyorum