Sağlıklı
yaşamak için bol bol su içmek gerektiği söyleniyor. Şimdi bir de yaz sıcakları ve Ramazan'da gün boyu susuzluk durumu var. Vücuttaki hücrelerin su ihtiyacı tam olarak karşılanmazsa, hücreler bozuluyor. Bu durum da dokuların hasar görmesine yol açıyor. Bunun halk arasındaki adı ise, yaşlanma! Ancak ne yazık ki sadece su içmek, vücudun ve hücrelerin gereksinim duyduğu 'iyileştirici' suyu yerine koymuyor. Marifet, suyu hücrelere ve bağ dokusuna yaymak ve her bir hücrenin tam kapasite çalışabilmesi için suyu orada tutmakta. Eğer suyu hücrelerimizde tutamazsak, günde sekiz, 10 veya 20 kez tuvalete gidiyoruz. Bozuk paraların delik cepte durmaması gibi su, hücrelerimizden sızıyor ve atık su haline geliyor. Suyu yemek, hidrasyonu sağlamak için, içmekten daha iyi. Meyve ve sebzelerin ana maddesi su ve bu su, onun kolay ve hızlıca hücrelere gitmesini sağlayan moleküllerle çevrili. Mesela karpuz ve salatalığın yüzde 97'si, domates ve kabağın yüzde 95'i, kızarmış bir tavuğun yüzde 65'i, pişmiş bir somonun yüzde 62'si ve hatta rokfor ve cheddar gibi peynirlerin bile yüzde 40'ı su... Her ne kadar çiğ sebzeler daha sağlıklı olsa da pişirilen tohumların, mesela bir kase kaynatılmış fasulyenin ve pandispanya gibi hamur işlerinin yüzde 77'si de sudan oluşuyor. Yapılan araştırmalara göre su zengini yiyeceklerle daha çok beslenenlerin, kendilerini 10 gün sonra daha enerjik hissettikleri ortaya çıkmış. Vücuttaki her hücrenin düzgün çalışabilmek için tuza (sodyum) ihtiyacı var. Ama hücreler, yenilen her gram fazla tuzu etkisiz hale getirmek için 23 gram suya ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle tuzu azaltıp, sağlıklı yiyeceklere yönelmek gerek.