Konser kontenjanı

Della Miles Band @ Monk By Babylon, 24 Ağustos Salı

Leyla Gencer Şan Yarışması Finali @ Aya İrini Müzesi, 26 Ağustos Perşembe

MFÖ @ Ataköy Open Air Show Center, 27 Ağustos Cuma

Oldies But Goldies @ Babylon Aya Yorgi, 28 Ağustos Cumartesi

Zip (Perlon) / Dandy Jack & Sonja Moonear / Mark Ernestus (Basic Channel) @ minimüzikhol, 27 Ağustos Cuma
Yapılacak listesi

Japonya Medya Sanatları Festivali, Pera Müzesi'nde. Gidilecek. Super Mario'lara, dokunmatik ekranlara bakılacak.

Aslı Vural Kişisel Sergisi "Sky is the Limit?" Balat Kültür Evi'nde. Görülecek.

Hüseyin Çağlayan'a İstanbul Modern'de bitmeden hayran olunacak. Kafede oturup limonata içilecek, dükkâna yeni kimlerin malları gelmiş öğrenilecek.

İstanbul'dan iki hafta ayrıldım. Millet Hayvansaray hastası olmuş. Konserler öncesi dinlemeler yapılacak. Sincaplar hakkında söyledikleri dikkate alınacak.

Haftaya İstanbul Fashion Week'te herkesler podyuma çıkacak. Simay Bülbül, Zeynep Tosun, Özgür Masur defileleri kaçmayacak. Avva da kimmiş, neymiş diye bir soruşturulacak.

Gece yarısı müziği aranırsa eğer Dörtxdört Hayal Kahvesi'nde. Çıkacak.

Kozyatağı'nda Açıkhava sineması sefasına geçilmiş. Çekirdek çitlenir mi, şişeden kola içilir mi diye düşünmeden vakit olursa ayak atılacak.

Fournier'nin Ou on va, Papa? kitabı Türkçe'ye çevrildi mi? Robinson'a gidip de sorulacak.

Yeni müzik keşfetmek istiyordum Twitter'dan. Yonca demiş Zaz, Je veux. Dinlenecek. Bütün albüm olarak.

Zaytung. Okunacak. Okunacak. Okunacak. Okunacak.
İstanbul günlükleri
Gün bir: Eve vardım. Yarım saatlik kısa rötar, az trafik ve sıcak ertesinde. Elektrikler kesik. Komşuyu, kapıcıyı, marketi arıyorum. Ne zaman gelir? Bilinmez. 21. yüzyılda, çok klima çalıştırmaktan atmış şalterler. Pes. Diye geçiyor aklımdan. Gün iki: Boğaza düştü yolum. Denizin kokusunu içime çektim. Bankta oturdum yarım. Koşanları izledim. ATM'ler bozuk. Para çekilmiyor. Yürüdüm geri. Kim takar sıcağı. Gün üç: Tarlabaşı. Adam çocuk arabasıyla yolun ortasından gidiyor. Az ileride siyah araba taksiye çarpıyor. Galata tepelerinde vapur sesi. Ruhani durum kaotik. Gün dört: Seviyorum. Tanıdıkları aynı masalarında görmeyi. Ama şu da durumu bozuyor: Çöp arabasının gündüz cazırdayan sesi, tiner kokusu, turistten 10 yerine 100 lira almaya çalışan taksi şoförü. Gün beş: Galata - İkitelli arasını taksiyle gidip servet; otobüs, minibüs, metroya binip sıcaktan bayılma çelişkisi. Sonunda takside karar kılıp elbette uzun uzun yolları aşma. Gün altı: Sergi gezmesi, taksi beklemesi, sıcak söylentisi, panel, basın toplantısı, elektrik faturası, telefon parası, aidat ve diğerleri. Gün yedi: Bitse de gitsek.
Festival notu
Geçen hafta Macaristan'daydım. Budapeşte'yi az gördüm ama Sziget'in hastasıyım. 10 bin kişilik çadırlarda drum&bass çalarken hopladığım, Chuck Norris Bar'da zencefilli kokteylleri beşe tamamlayıp tişörtleri kaptığım, devasa hamburgerlerden tattığım, tertemiz tuvaletlere girdiğim, ana sahne karşısında dans ettiğim, yeni indie müzisyenler keşfettiğim, basın alanında dünyanın her yanından medya mensubuyla tanıştığım, gecenin 03.00'ünde hâlâ yorulmadığım, sabahın köründe heyecanla kalktığım... Daha sayayım mı, yoksa bunlar seneye sizi Sziget'e gidip kamp kurmaya ikna etti mi? P.S: VIP kamp alanından alırsanız biletleri, iki saatte bir hijyen ölçümleri yapılan havuzu da var.
-miş, -muş
Beşiktaş'ta Şampiyon Kokoreç yanında Ramiz Köfte açılıyormuş; Ankara'da 80 çeşit hurma satan bir dükkân varmış; Vogue, İstanbul Fashion Week'te Pera Palas'ta parti yapacakmış; Tünel Otto önünde bistro muhabbeti başlamış; Harbiye Piyasa'da Türkçe sözlü hafif müziği çalarmış; İstanbul'un boşluğunu cumartesi Odakule'de trafik olmayınca, açık otoparka gece 01..'de araba koyunca anlamışız. Kahvaltıda Etiler Marmaris Büfe'den gelme Rambo (dil, kaşar peyniri, amerikan salata, turşu) pek güzel gitmiş. La Duree (Fransızların meşhur makaroncusu) Bebek'te Paul'ün kapanan yerinde açılacakmış, bu arada Özgür Şef de Bebek sahilinde mekân açmış.