Allah beni bilhassa lokantacı yapmış. Aslında hiç istemedim lokantacı olmayı, hep kaçtım.
Ama yine lokantacı oldum. Ekmek bulamıyordum ya küçükken, Allah'ın gücüne gitti, inadına lokantacı yaptı beni. Herkese ekmek, yemek veriyorum.
Sokak köpeklerine benzetirim çocukluğumu.
Sokak köpekleri açtır ama kendini sevdirmeyi ister.
Ben de kendimi sevdirmeye çalışırdım hep. Bir sokak çocuğu olarak tuvaletlerde yattım, dünyanın en zenginleri arasında gösterilmeye alışmam zor oldu.
11 yaşımdayken ve Demirel başbakanken okumak için ondan yardım istemiş ve olumsuz yanıt almıştım. Demirel beni okutmadı ama Allah bana onun adını taşıyan üniversitede konferans vermeyi nasip etti. Bugün de Londra'da saygın bir üniversitede 'nasıl milyoner olunur' dersleri veriyorum. Allah'ın işine bakın.
Kadınlar kendilerini hizmetçi yapmaya neden bayılıyor, ben anlamıyorum. Bilmiyorlar mı ki, kadının hizmetçi gibi davrananı makbul değil.
- Haraç mafyası ile sorunlarınız var. - Evet, geçende camlar kırıldı yine. Önemli değil, cam taktırılır ama elemanları sıkıntıya sokuyorlar, yıllardan beri bununla uğraşıyorum. Ama devam edeceğim onlarla uğraşmaya. Şehitlerimiz burada dururken ben onlara kurşun parası vermek istemem.
- En büyük özleminiz okumakmış, değil mi? - Tek dileğim okumaktı. Bir ağaç vardı, onun altında oturur ağlardım, okula gidemiyorum diye. Annem bir yerde evliydi, okutmadı. Babam, 'Öyle bir evladım yok benim, okutmayacağım,' dedi. Dayım, yengemin korkusuyla okutmadı. Yalnız bir öğretmen vardı, çok uğraştı benim okumam için. Mahkemelere gitti, sonunda ben 11 yaşımdayken davayı kazandı ama o zaman da Ankara'ya gittim.
- Okumayı kim öğretti size? - Bir Celal Emmi vardı, o öğretmişti, çok kolay oldu. Dayımın oğlu okula gidiyordu, onun dersini ben yapıyordum. Matematiği de kafamdan yapıyordum.
- Ankara'ya nasıl gittiniz? - Babam beni istemiyordu ya, böyle olunca annem bana 'Babanı vuracaksın,' dedi, 'Ankara'ya gidip tabanca parası kazanacaksın...'
- 11 yaşınızdasınız... Neler yaptınız Ankara'da? - Kızılay'da tuvalette kalıyordum. Çakmak gazı dolduruyordum. Bir ciğerciyle anlaşmıştım, bana 75 kuruşa yarım ekmek arası ciğer veriyordu. Meyhanede çalışıyordum, günde bir kez ciğer ekmek yiyordum ama karnım yine de doymuyordu. Ankara'ya geldiğimde Başbakan Demirel'e mektup yazdım.
- Ne yazmıştınız? - Okula gitmek istediğimi söyledim, başka bir şey değil.
- Demirel'den ne cevap geldi? - Önce gelmedi, sonra bir daha yazdırdım. Sonra 'İş ve İşçi Bulma Kurumu'na git,' diye cevap geldi. Böylece okul hayallerim de sona erdi. Halbuki beni bir yetiştirme yurduna gönderebilirdi. Artık yapacak bir şeyim kalmamıştı. Bunu kabullendim. Para kazanmaya başlamıştım. Kalmak için bir kömürlük tuttum. Hayatımın en güzel günleriydi. Yatağım vardı artık, kömürlük de olsa bana ait bir yer vardı. Buz gibiydi, soba yoktu. Ama yine de mutluydum. Hayatımın en önemli kararlarını o kömürlükte verdim. Mesela İngilizce öğrenmek gibi.
- İngilizceyi nasıl öğrendiniz ? - Para kazanmaya başlayınca, zaten amacım İstanbul'a gitmekti. Bunu başardım da. İstanbul'da bir İngilizce hocasıyla tanıştım. Haftada iki günlüğüne tuttum onu. Param ona yetiyordu. Öyle öyle ilerlettim.
- Evlenmişsiniz o yıllarda... - Evet. Askere gittiğimde çocuktum, orada birden büyüdüm. Ustam beni ziyarete gelmişti. Dedi ki 'Seni evlendirelim artık'. Güzel de bir yeğeni vardı. 'Olur,' dedim. Öyle evlendik.