Antakya'dan
İstanbul'a gelip işletme eğitimi almış, ardından da başarılı bir borsacı olmuş genç bir kadın... İkizlere hamile olduğunu öğrenince bol stresli işini bırakıp kendini bir süre çocuklarına adar. Ailesinin beslenme düzenine büyük önem veren bu kadın sonunda üç kitap sahibi, bir Antakya restoranının ortağı, Mutfak Dostları Derneği üyesi, aynı zamanda mönü danışmanlığı da yapan bir aşçıya dönüşür... Geçtiğimiz günlerde, Hollanda Başkonsolosluğu'nda düzenlenen Antakya Bienali'nin tanıtım gecesinde yemeklerini tatma şansı bulduğumuz Jale Balcı'yla bir söyleşi yaptık. Yakında yepyeni projelerle karşımıza çıkacak olan Jale Hanım'ın en büyük derdi ise bazı insanların, yemeklerini onun yaptığına inanmaması! Jale Hanım: "Güzel yemek yapabilmek için illa çirkin mi olmam lazım? Yurtdışında kimse bana 'Aaa, sen aşçı mısın?' diye sormuyor, yalnız Türkiye'de garipseniyorum," diyor.
-
Jale Hanım yeme-içme camiasında adınızı duyuyoruz, kitaplarınızı biliyoruz. Peki başka?
- Ben Antakyalıyım. Üniversite için İstanbul'a geldim. İstanbul Üniversitesi'nde işletme okudum. Ama üçüncü sınıfta borsaya girip de çok para kazanıldığını görünce ona kaptırdım kendimi, okulu bıraktım. Yanlıştı tabii. Ama o dönemlerde benim ciddi bir enerji patlamam vardı. Çok seviyordum işimi.
- Ama işi bırakmışsınız çocuklardan sonra...
- İkiz gebelik biraz riskti. Eşim de borsacı. Çok zor bir iş aslında. Her şeyi bıraktım dokuz sene boyunca. 12 yaşında bir kızım ve oğlum var. Bizim evde mutlaka her gün yemek pişer. Ve hep beraber yemek yenir. Aile geleneği, bence toplumun şu anki gidişatı açısından çok önemli bir nokta. Tabii günümüzde yaşam şartları çok zorlaştı. Hem annenin hem babanın çalışması gerekiyor. Ama sonuçta çocuğa bir ailenin verebileceği iki şey var, biri sevgi diğeri eğitim. İyi beslenmeyi de ancak küçük yaşta, alışkanlıkla kazandırabiliriz çocuklarımıza.
- Peki profesyonel yeme-içme maceranız nasıl başladı?
- Benim dört tane kalın defterim var. Çocuklar doğduğundan beri her gün, ne yediler, ne içtiler, nereye gittiler, her şeylerini yazıyordum. Günlük gibi tuttum o notları. İkisine ayrı ayrı.
- Bir tür çocuk gelişimi kitabı gibi yani.
- Evet, hatta şimdi onları düzenleyip bastırmayı düşünüyorum. Onların içinde yedikleri her şey, ne yemeleri gerektiği hep var. Ben bunları doktorlara gidip öğrenerek uygulamadım. Tamamen içgüdüsel bir şey. Benim ailemde de böyleydi. Ayrıca hamileyken çok kitap okudum. Ama tabii iki çocuk zor. Çok uykusuz kalıyordum. Onlara yetişeceğim diye çok zayıfladım. O zaman beni aslında yemekten çok, uykunun beslediğini fark ettim. Sonra hem çocuklar hem de kendim için mönüler yapmaya başladım. Bir arkadaşım beni diyetisyene yollamıştı, çok zayıf olduğum için. 'Ne yediğini içtiğini bir hafta boyunca yaz bana getir,' dedi doktor. Götürdüm. 'Valla ben ikinci sınıftaki öğrencime bile böyle mönü yaptırtamıyorum,' dedi.
- Ve? - Sonra ben çok heveslendim. Akşam evde şunu yapayım, bunu yapayım, kursa gideyim, derken... Bize gelen herkes 'Sanki Thai restoranına gelmiş gibiyim, İtalyan restoranına gelmiş gibiyim,' filan diyordu. Ve Jale'de yemek yemek güzel bir olay haline geldi birden.
- Hangi kurslara gittiniz?
- Çeşitli kursların workshop'larına katıldım. Sonra baktım ki teknik çok önemli. Bir et nasıl kesilir, nasıl pişirilir, bunları öğrenmem gerek. Önce bazı otellerin, restoranların aşçılarıyla bire bir çalıştım. Ama sadece lezzetini beğendiklerimle...
- Nasıl yani?
- Diyelim bir restorana gidiyorum. Çok beğeniyorum yemeklerini. Mutfağa gidip aşçıyla tanışıyorum. 'Ben sizden ders almak istiyorum,' diyorum. Önce şaşırıyorlar tabii. Sonra 'İzin gününüzde ben sizi evde ağırlamak isterim, ben çok hevesliyim,' diyordum. Onlar da kırmayıp geliyorlardı. Birkaç aşçıyla böyle çalıştıktan sonra bana tavsiyelerde bulunmaya başladılar. 'Bak balıkta şu uzman, onunla çalışabilirsin,' gibi. Ben İstanbul'da her restorana gidip yemek yiyemem. Çok yemek seçerim. Toplasanız ancak 10 tane aşçı vardır çok beğendiğim. İnsanların kendilerini çok geliştirmediklerini, çoğu aşçının lezzet fakirliği yaşadığını düşünüyorum.
- Böyle öğrendiniz bu işi yani.
- Evet. Ama yurtdışına da gittim. Paris'te, Londra'da, Brüksel'de birkaç okula gittim. Brüksel'de Sergio Rossi diye tanınmış bir aşçıyla çalıştım.
Aperatif Mönüler adlı ikinci kitabım için barda da çalıştım, sırf bu mönülere uyacak içecekleri öğreneyim diye. Brüksel'de bir arkadaşımın barında çalıştım. Dört yılda üç kitap çıkardım. Bu sürede bin 500 civarı tarif denemişim.