BÜLENT TİMURLENKBir derbinin iki yakasında da armayı öpmeye cesaret edenler. Hagi, Schuster, Luis Enrique, Figo ve diğerleri... Real Madrid- Barcelona rekabetinde sevgiyi de gördüler, nefreti de
İstanbul'un iki büyüğünün bu akşam buluşmasında sahaya çıkacak olan iki teknik adam, Hagi ve Schuster'in ortak yönleri sadece futbolculuk günlerinde birer maestro olmaları değil... Onlar İspanya'nın en büyük rekabetinde adlarını ihanet edenler listesine yazdıran iki yabancı futbolcu aynı zamanda. El Clasico'nun ilk randevusu yarın akşam Barselona Camp Nou'da oynayacak. Dünyanın dört bir köşesinden 400 milyon futbolseverin nefesini tutarak izleyeceği Barcelona-Real Madrid kapışmasında tansiyonun kaynağı, ülkenin etnik yapısı ve General Franco döneminde yaşananlar kadar; iki takım arasındaki transfer rekabeti ve ihanet eden kramponlardır. Futbol dünyasının yetiştirdiği tüm süperstarlara talip olan ve kadrosuna katarken birbirleriyle kavga eden, biri diğerinden futbolcu transfer ettiğinde ise ülkede kıyamet kopmasına sebep olan iki büyüğün de formasını giyen Schuster ve Hagi ile başlasın yolculuk... Schuster, 21 yaşında geldiği Barcelona'da sekiz sezon forma giydi. Katalan kulübünde de yolunun bir zaman sonra A.Madrid'de kesişeceği Aragones ile gemileri yakınca soluğu Madrid'de aldı. R.Madrid, o günlerde has İspanyol bir takımdı. Alman, Barça'ya ihanet etmişti. İki sezon oynadığı R.Madrid'den valizini toplarken kapıdan Hagi giriyordu. Rumen 10 numara, Barça'nın Cruyff ile fırtına gibi estiği dört sezonun ilk ikisinde Real formasıyla top koşturdu. Oradan ayrılıp İtalya'nın yolunu tuttu. İki yıl sonra El Clasico'nun öteki tarafında aldı soluğu. 1994 Dünya Kupası'nın rüzgârı, ona Barcelona forması giydirdi. Schuster o yıllarda gözünü karartmış, Barcelonalılardan sonra Real Madridlileri de kendine düşman etmiş, Atletico Madrid'e "Evet" demişti. 90'ların ortasında biri Alman, B. Leverkusen'in yolunu tutarken, Hagi de Galatasaray'a imza attı. Genç yaşta geldiğin ya da alt yapısında yetiştiğin bir takımdan ezeli rakibine gidersen, eski kulübünün taraftarı dünyanın neresinde olursa olsun Nâzım Hikmet ustanın bu mısralarını kalbinde hissederek uğurlar seni: "Büsbütün unuttum seni eminim /maziye karıştı şimdi yeminim /kalbimde senin için yok bile kinim /bence sen de şimdi herkes gibisin..." Milyonların sevgisine ihanet etmenin bedelini "Ne buralı, ne de oralı olamadım" diye ödetir sana hayat. El Clasico'nun "İhaneti sende gördüm," listesine 90'larda dahil olan bir başka isim ise Luis Enrique oldu. 21 yaşında Real Madrid'e gelen Luis Enrique, İspanya futbolunun son 20 yılda orta saha ve forvet hattında yetiştirdiği en yetenekli isimlerden biriydi. 1995'te Barcelona'ya beş atan Real Madrid onbirinin sezon boyunca değişmez ismi olan Luis Enrique'nin bir yıl sonra biten sözleşmesini yenilemeyen Başkan Sanz nasıl bir hata yaptığını yıllar sonra başkanlığı kaybettiğinde anlayacaktı. Bonservisi cebinde Barcelona'nın yolunu tutan Luis Enrique, Katalan değildi ama 'bir Katalan'dan öte' davrandı Real Madrid maçlarında. Bernabeu'ya çıktığında ıslık sesiyle inledi Madrid. Sekiz yıl formasını giydiği Barcelona'da gün geldi Real Madrid'in 100. yıl kutlamaları için baloya davet edildi. Nazik daveti, "Akşam arkadaşlarıma yemek sözüm var" diyerek geri çevirdi. O şimdi Guardiola'dan bayrağı teslim aldığı Barcelona B takımının teknik direktörü!... El Clasico tarihi yazılacaksa kitabın kapağında olmayı hak eden isim elbette ki Luis Figo. Portekizli yıldızın Barça'ya transferi öncesinde Parma ve Juventus'u da karşı karşıya getirdiğini hatırlayanlar bile ondan bu ihaneti beklemezdi galiba. O buna cesaret etti. Barça'nın kaptanıydı ve Katalanların sahadaki ilahıydı. Real Madrid'de başkanlık koltuğuna oturan Perez'in 'Los Galacticos' projesi onunla başladı. İspanya'da transfer kuralları, Avrupa'nın diğer ülkelerinden farklıdır. Kulüp, futbolcunun satış bedelini kontrata yazmak zorundadır. Bugün Messi için 250 milyon avro olan rakam, 2000 yılında Figo için 60 milyon avro'ydu. Başkanlık seçimi için en büyük kozu "Figo'yu alacağım" olan Perez çokları için hayal görüyordu. "Figo'ya imza attırmazsam, Bernabeu'daki 80 bin kombinenin parasını cebinden öderim" diyen Perez, Figo'yu ikna etti ve Barça'nın hesabına 60 milyon Euro karşılığı Pesata yatırdı. 2000 yazında Barcelona artık başka bir şehirdi. Üç yıl önce aynı yöntemle D. La Coruna'dan Rivaldo'yu alan Barcelona, taraftarıyla fikstür çekimini bekliyordu. Katalanlar, El Clasico'da ilk randevuyu iyi hazırlandı! 21 Ekim 2000 günü Real formasıyla Figo, Camp Nou zeminine ayak bastığında El Mundo Deportivo gazetesi iki kale arkasına ses ölçer cihaz yerleştirmiş, maç boyunca Figo'nun ayağında top geldiğinde 110 desibel olarak ölçülen yuh sesine tribünlerdeki yüzlerce anti-Figo pankartı eşlik etmişti. İhanetin adı Judas'tı ve Katalanların Judas'ı Figo'ydu. Sahaya atılan domuz kafası ve J&B şişesi, yıllar sonra bir sergide sergilenecek kadar özeldi ve kült mertebesine ulaştı futbol tarihinde. Mottası 'bir kulüpten öte' olan Barcelona'nın Figo'yu beyazlar içinde gördüğü ilk El Clasico için 'üç puandan öte' manşetleri atan Katalan medyası, 2-0 kazanılan maçın ardından Portekizliye edilen tüm küfürleri çarşaf çarşaf sayfalarına taşıdılar. Figo beş yıl boyunca El Clasico'ların en çok konuşulan adamı oldu. Michael Laudrup, Cruyff'un rüya takımında Barça'da Iniesta ne ise oydu! Dört yıl arka arkaya şampiyon olan kadronun gözbebeği Danimarkalı, Cruyff ile kavga etti ve soluğu Real Madrid'de aldı. Real Madrid alt yapısında yetişen Dani, Alfonso gün geldi Barcelona'nın yolunu, Barça alt yapısında yetilen Celades, Real Madrid'in yolunu tuttu ama sönük kariyerleri onların ihanetini ihanetten saydırmadı. Prosinecki ve Saviola da aynı yolun yolcusuydular. 1997'de tek sezonda Barça forması giyen Ronaldo, yıllar sonra Real Madrid'in golcüsü oldu ama Bernabeu tribünleri onu Raul aşkından bir türlü kucaklayamadı. Hikâyenin son adamı, 16 yaşındayken Madrid Barajas havalanına tek bavulla gelen bir genç olsun. Onu kimse karşılamaya gelmedi. Yetenekliydi ama görmezden geldiler, Mallorca'ya kiraladılar. Orada R. Madrid'in belalısı oldu, Barça'ya geldiğinde yıl 2004'tü. Rijkaard'la her şeyi kazandı. El Clasico tarihine kendisine ihanet edenlerden intikamını alarak geçti Samuel Eto'o...
Ortak geçmişimiz çatışmadan çok buluşma üzerine kurulu
Her kitabıyla yazarlığının farklı bir yönünü ortaya çıkaran İskender Pala, iki ayda 150 binden çok satan son kitabıŞah Sultan'la Alevi açılımına önemli bir katkı sağladı. Kendisiyle son kitabı ve yazarlığı hakkında konuştuğumuz Pala: "Tayyip Erdoğan'ın başbakan, Kemal Kılıçdaroğlu'nun Ana Muhalefet Partisi lideri olması açılım için bir şans," diyor
Beyazperdenin esmer namlusu
Türk Sineması'nın 'Çirkin Kral'ı Yılmaz Güney, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Paris'teki kabir ziyaretiyle yine gündemde. Güney'in kısa hayatı bir elinde kitap, diğer elinde silah olan bir adamın zıtlık dolu zorunlu trajedisini yansıtıyor
Güzel bir adamın ardından...
Oyuncu-yazar Onur Bayraktar rol aldığı Leyla'nın Evi adlı oyunundan çıkarken trafik kazasında yaşamını yitirdi. 31 yaşına pek çok başarı sığdıran Bayraktar'ın ölmeden önceki son cümleleri herkesin içini burktu
Alevi açılımında 'devrim' kararları
Alevi Açılımı'nın koordinatörü Yard. Doç. Dr. Necdet Subaşı'dan müjdeli haberler: Cemevlerine statü verilecek, Alevi dedeleri maaş alacak, zorunlu din dersi Din Kültürü dersine dönüşecek, her cemaat kendi inançlarını öğretebilecek ve Madımak Oteli'nin bir katı Sivas Katliamı'na dair bir bellek müzesine dönüştürülecek
Moda sektörünün en güçlü ismi:Mert Alaş
Fotoğrafçı Mert Alaş ve ortağı Marcus Piggot, Industrie dergisinin yaptığı 'moda sektörünün en etkili ve ilham veren yaratıcıları' listesinin başında yer aldı. Listede Tom Ford altı, Karl Lagerfeld ise 12. sırada yer alıyor
2000'li yılların beş komedyeni!
Bu hafta gösterime giren Git Başımdan'ın başrol oyuncusu Zach Galifianakis, önümüzdeki yılların da en büyük yıldız adaylarından. The Hangover'la yıldızı parlayan Galifianakis, 2000'li yılların hayatımıza kattığı beynelmilel komedyenlerden sadece biri ama şüphe yok ki yalnız değil
Steak out, sakatat comıng!
Son yılların en belirgin gastronomik modası, 'kırmızı'nın iade-i itibarıydı. Özellikle İstanbul'un dört bir yanında türeyen steak house'larda kolesterol hiçe sayıldı, bonfilesinden T-bone'una kırmızı etle kasap ortamında barışıldı. Peki steak hâlâ in mi, yoksa iniyor mu? New York'taki afili sakatatçı bereketine bakılırsa, bizde de tasarım mekânlarda paçadan uykuluğa uzanma vakti yakındır!
Yardım meleği bir 'star'
Karşınızda sosyal meydanın en yeni fenomeni, işçi anne-babanın son çocuğu, 226 yardım derneğinin 13 yıllık gönüllüsü Yılmaz Morgül. Twitter'da sarf ettiği sözlerle takipçilerini şaşırtan ve tweetlerini kitaplaştırmaya karar veren Morgül'le magazinden hayli uzak bir sohbet gerçekleştirdik
Bu şarkılara en çok kış yakışır
Mevsimler yolunu şaşırsa da müzikleri çok fazla şaşmıyor. Uzun kış aylarında hepimize eşlik edebilecek şarkılardan bir demet hazırladık
New York beni seviyor (musun?)
GÜN BİR...
Kasım. Güneş. Altı yıl önce bavullarımı bir kahvenin bodrum katında rehin bıraktığım şehre yeniden dönüyorum....
Kurban düzenlemeleri yetersiz!
Kurbanın dinsel bir gereklilik olduğunu bilmeme rağmen, kesim merkezinde tanık olduğum ve ekranlardan izlediğim görüntüleri unutmak epey zor
Kasparov Türklere karşı
Gelmiş geçmiş en büyük satranççılardan birisi olan ve satrançta yaşayan efsane tabirini en fazla hak eden birkaç kişiden...
.com.trÜye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.