5 günlük hava durumu
12 Aralık 2010 Pazar

2010 dünyada Türk şarapları yılı

2010'da çok sayıda ödül ve uzman beğenisi ile onurlandırılan Türk şarapları, yakında Eski Dünya'nın bin yıllık şarap bölgelerindeki klasik şaraplarla boy ölçüşecek. Bir de fiyatları düşse...

Hiçbir zaman "Ah neydi o eski günler!" diye düşünmedim, geçmişe özlem duymadım. Evet, GDO, kısır tohumlar, tarım ilaçları falan yoktu belki ama yine de günümüzde sorun bile etmediğimiz nice başka dertleri vardı insanların. Oldukça uzun gazetecilik yaşamım içinde gözlediğim, beni çok mutlu eden gelişmelerin başında şarap sektörümüzün son 20 yıl içinde sergilediği performans gelir. Yatılı ortaokul yıllarımda en ucuz içki olan Güzel Marmara şarabı ile adım attığım uçsuz bucaksız şarap dünyasında hangi noktadan nerelere vardığımızı hayranlıkla izliyorum. Osmanlı döneminde Anadolu'nun bir şarap cenneti olduğundan söz edenler çok. Kuşkusuz nicelik açısından bunda doğruluk payı var. Yıllar önce Osmanlı şarapları hakkında yaptığım bir araştırma sırasında Osmanlı'nın ilk günlerinden beri Anadolu topraklarında yaygın olan şarabın üretildiğini ve azınlıkların yanı sıra Türklerin de içtiklerini gördüm. Ancak Osmanlı topraklarında yapılıp içilen şarapların günümüz şarapları ile hemen hiç benzerlikleri yok. Yine 16. yüzyılda İstanbul ve Anadolu'ya gelen Alman gezgin Dernschwam anlatıyor: "Bağbozumunda üzümler uzun ve derin bir kap içine doldurulur. Bir tabaka üzüm döşenir, üzerine toprak saçılır ve böylece tekrar üzüm ve toprak olmak üzere kap doldurulur ve ekşimeye bırakılır. Alttan halis şarap alınıp padişaha öşür olarak ayrılır. Artanı da zavallı bağ sahibine kalır. Bu toprak, ev yapımında kullanılan bir tür kireçli topraktır. İstanbul'da bakkallarda satılır, pekmez toprağı denir. Bu toprak üzüm suyunun bozulmadan kalması için şıranın içine katılıyor, şaraba güzel bir renk de veriyor."

19. YÜZYILDA DA ÖDÜL ALIYORDUK
Kuşkusuz bu şekilde yapılan şarapları keyifle içmek kolay değil. "Üzüm ister beyaz, ister siyah olsun, suyu daima kırmızı renkte olur," diyor Dernschwam: "Burada nadiren beyaz şarap bulunur. Hatta iki kat para verilse de bulmak zor. Toprakla yapılan bu şarabın garip ve hoş olmayan bir lezzeti var. Öyle ki, insanı bayağı hasta eder. Kekremsi bir toprak kokusu hissedilir." Sadece Ege adalarından gelen misket ve malveza şaraplarının içilebilir olduğunu de ekliyor Dernschwam. 19. yüzyılın ikinci yarısına geldiğimizde ise o zamanki ülke sınırları içinde bulunan Samos adası, Lübnan, Midilli, Manastır, Girit, Kıbrıs ve bugün Trakya bölgemizdeki Kırkkilise (Kırklareli) ve Erdek'te üretilen şarapların Avrupa'daki yarışmalarda birçok ödül aldığını görüyoruz. Ancak bu yükseliş, yerini acı bir çöküşe bırakıyor. İçki kültürünün duayeni Vefa Zat, "Bütün dünya bağlarını saran filoksera hastalığı bizim ülkemize de uğrayınca, 19. yüzyıl sonlarında 1 milyon litre şarabı kolayca üretip ihraç eden Erdek, 1927 yılında sıfır üretime düşecekti," diye yakınıyor. Mübadele ile yerleştirilip gayrimüslimlerin bağlarını devralanlar Anadolu'da şarapçılığı yok olma düzeyine kadar düşürdüler. Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde Atatürk'ün emriyle Ankara'daki Gazi Orman Çiftliği'nde kurulan şarap tesisleri, yine Atatürk'ün desteğiyle hayata geçen Kavaklıdere, İstanbul'da Doluca, Tokatta Diren, yeni Türkiye'de Müslüman Türklerin kurdukları ilk şarap firmaları oldu. 1940'lardan sonra şarap firmalarının sayısı arttı. Ancak şarapların kalitesi hâlâ bugünkülerle kıyas edilemeyecek düzeydeydi. 1980'lerin sonlarında şarap dünyasında ciddi gelişmeler yaşanmaya başladı. Şarap artık Eski Dünya'nın tekelinden çıkıyor, ABD, Avustralya, Güney Afrika, Şili gibi Yeni Dünya ülkelerinde de kalitesi hızla mükemmelleşen şaraplar üretiliyordu. 1990'ların başlarında rahmetli Tuğrul Şavkay'ın önderliğinde şarabı öğrenmek isteyen bir grup arkadaş düzenli bir program çerçevesinde toplanmaya başladı. Kısa süre içinde aralarına şarap üreticilerinden de katılanlar oldu ve 1994'den itibaren Şarap Dostları Derneği'ne dönüştü. Türkiye'nin ilk kült şarabı Kavaklıdere'nin Kalecik Karası bu derneğin tadımlarında keşfedildi, hakkında çok sayıda yazı yazıldı. Filoksera ile yok olmuş bu üzüm çeşidi yeniden dikilmiş, bağlar henüz çok genç olduğu için üretim piyasayı doyuracak miktara ulaşmamıştı. Kalecik Karası uzun yıllar süfli bir alışkanlık olarak görülen şaraba birden sınıf atlattı. 2003 yılından beri yayımlanan Türkiye'nin ilk içki kültürü dergisi Gusto da, şarabın öğrenilmesi ve sevilmesine büyük katkıda bulundu. Ne var ki şaraplarımız hâlâ istenen düzeyde değildi. Bağcılıkta çağdaş teknikler yeteri kadar bilinmiyor, üretimi üstlenecek uzman bulmakta zorlanılıyordu. Bu süreçte önce Kavaklıdere ve Doluca yatırımlarını yoğunlaştırdı. Rahmetli Güven Nil ilk kez Cabernet Sauvignon, Merlot, Chardonnay gibi dünyada çok tutulan üzüm çeşitlerini getirdi ve Doluca'nın sahibi Ahmet Kutman ile birlikte Sarafin şaraplarını üretmeye başladı.

BUTİK ÜRETİMİN YÜKSELİŞİ
Güler Sabancı'nın dayısı Orhan Türker ile birlikte altında butik şaraplar yapmak üzere kurduğu Gülor firması, butik şarap üretiminin Türkiye'deki öncüsü sayılır. Zaman içinde Güler Sabancı'dan Lucien Arkas'a, Akın Öngör'den Reşit Soley'e, Rıza Kutlu'dan Can Ortabaş-Bülent Akgerman'a dek az miktarda ama iyi şarap yapmayı hedefleyen işadamları Türk şarabının hızlı yükselişine katkıda bulundu. Bu arada Pamukkale şaraplarının sahibi Yasin Tokat, Denizli'nin Güney bölgesi topraklarının şarapçılığa son derece elverişli olduğunu her fırsatta anlatıyor, kendisi de bu bölgenin üzümlerinden kalitesi hızla yükselen şaraplar yapıyordu. Nitekim son 10 yıl içinde belli başlı şarap firmaları buraya bağ yatırımı yaptılar. Alınan sonuçlar tahminlerin de üstünde oldu. Türk şarapçılığının altyapısı giderek dünya standartlarına yaklaştığı halde firmalar arasındaki kıyasıya rekabet şarabın uygun fiyatlarla sofralara gelmesini engelliyordu. Buna hükümetin diğer içkilerle birlikte şaraba getirdiği ağır vergi yükleri de eklenince, şarap iç pazarda kan kaybetmeye başladı. Çözüm pek çok sanayi kolunda olduğu gibi, ihracat olanaklarını araştırmaktı. Şarapla ilgilenmeye başladığım günden beri şarap üreticilerinin bir masa etrafında toplanıp ortak sorunlarına çare aradıklarını görmedim. 2007 yılı bir milat oldu. İlk kez altı üretici birlikte hareket etmek için hazırlıklara başladılar. Aynı yıl Londra'da benim de davetli olarak bulunduğum bir Türk şarapları tanıtımı yapıldı. 2008 yılında aynı üreticiler ilk kez Wines of Turkey logosu altında sektörün en önemli etkinliklerinden biri olan Londra Şarap Fuarı'na katıldı. Burada tek tek firmalar değil yerel üzüm çeşitlerimiz ve şaraplarımız bir bütün olarak tanıtılıyordu. Bence 2010 dünyada Türk şarapları yılı oldu. Nisan ayında platform tarafından ağırlanan dünyaca ünlü "Master of Wine" statüsündeki şarap eleştirmeni ve yazarları, tattıkları 49 şaraba 20 üzerinden 15,35 puan ile "iyi'' notu verirken, dokuz şarabı da "mükemmel'' kategorisinde değerlendirdi. Aynı günlerde bir başka organizasyonda İngiltere'nin en ünlü şarap yazarlarından Jancis Robinson Türkiye'deydi. Dönüşünde tattığı şaraplar hakkında yazdığı son derece övücü yazılar, öteki büyük şarap ustalarının izlenimleri ile birleşince, dünya kamuoyunun gözleri Türk şaraplarına çevrildi. 9 Kasım günü Doluca, Kavaklıdere, Kayra, Kocabağ, Pamukkale, Sevilen ve Vinkara'nın üst düzey yöneticilerinin katıldığı toplantıda bu firmaların yöneticileri, Türk şarapçılığını ileri noktaya taşımak, şarap kültürünün yaygınlaşması ve ülke ekonomisine katma değer yaratmak amacıyla Türk Şarapları Platformu ya da yurtdışında bilinen adıyla Wines of Turkey çatısı altında toplandıklarını bir bildiri ile resmen kamuoyu ile paylaştılar.

DENİZLİ'NİN GÜNEY YÖRESİ, EN İYİ BÖLGELERDEN
Geçende şarap platformu tarafından davet edilen ve Türkiye'nin bütün şarap bölgelerini gezen Alman ve Avusturyalı şarap yazarları ile havaalanına gitmeden önce birlikte yemek yedim. Hepsinin son derece olumlu izlenimlerle ayrıldıklarını gözlemledim. Bu tür ziyaretlerin devam edeceğini de öğrendim. 2010, aynı zamanda Türk şaraplarının yurtdışında sayısız ödüller aldığı yıl oldu. Doğrusu bütün ödülleri saptayamadım. Bir ya da birkaçını atlamaktansa benim en önemli bulduğum tek bir ödülü sizlerle paylaşmakla yetineyim. Viyana'da geçen ay 10 binin üzerinde şarabın değerlendirildiği yarışmada Denizli'nin Güney yöresi dünyanın en iyi 100 şarap bölgesi listesine girdi. Kısacası 2010 için "Türk şaraplarının yılı" diyebiliriz. Bu yükselişin artarak devam edeceğine, yakında Eski Dünya'nın bin yıllık şarap bölgelerindeki klasik şaraplarla boy ölçüşebileceğine inanıyorum. Bir de fiyatlar düşse, şarapçılığımızın önündeki engeller kaldırılıp üreticilerimizin önü açılsa, bizi kimse tutamaz.

Yazarın Önceki Yazıları
Ne yediğimizi bilmek hakkımız ( 05.12.2010 )
Kurban düzenlemeleri yetersiz! ( 28.11.2010 )
Mantar seçmek bir uzmanlık işi ( 21.11.2010 )
Üçüncü Osmanlı saray yemekleri ( 14.11.2010 )
Aceleye hiç gerek yok ( 07.11.2010 )
Toprak için geç kaldık! ( 31.10.2010 )
Parayı veren her zaman düdüğü çalmaz ( 24.10.2010 )
İstanbul Boğazı'nda balık, 150'den 5 çeşide düştü ( 17.10.2010 )
İstanbul simidinin benzersiz lezzeti ( 10.10.2010 )
Şube açmak şart mı? ( 03.10.2010 )

Diğer Pazar Sabah Haberleri

Sinema yapan her fani, eleştiriyi bir gün tadacaktır!
Büyük derbi: Debdebe dengini buldu mu?
Gençlere değer vermenin zamanı gelmedi mi?
MİT'te yaşanan, ciddi bir özeleştiri
Dice Kayek'in Ece'si
Avro kokan formalar
Gomidas'ın müziğini dinlediniz mi?
Tek başına olmanın dayanılmaz hafifliği
Anne-kız birlikte takvim yapıyorlar
Duygularını ifade edemeyenler rahat karar veremez
İstanbul'dan bir ilham perisi geçti
Kadın satranççının Roma mucizesi
www..com.tr
Facebook’un en iyi gazetesi
SABAH’ı beğen,
son dakika haberlerini kaçırma
facebook.com/Sabah
Son dakika haberlerini
Twitter’ın en iyi gazetesi
Sabah’da takip et
twitter.com/sabah
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ SABAH BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol