
Türk çağdaş resminin ustası Ömer Uluç aramızdan ayrılalı tam bir yıl olacak önümüzdeki günlerde. Uluç, iki yıl boyunca mücadele ettiği kansere, 28 Ocak 2010'da yenik düşmüştü. Hasta olduğunun bilinmesine rağmen, ölümü sanat camiasını, sevenlerini şaşırttı. Ne de olsa o hep hayat doluydu, insanları güldürmekten hasta yatağında bile vazgeçmiyordu. Ama 79 yılın ardından, bu dünyadan elini eteğini çekti... Ömer Uluç, 1931 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Kızı Elfe Uluç, babasının çocukken yazar olmayı hayal ettiğini anlatıyor: "Çocukluğunda çok kitap okurmuş. Bir de ona çocukluğunda masal anlatan, kendi hayatını da masal gibi sunan bir de dedesi varmış. Örneğin, dedesi maceralarından birinde Japonya'ya gittiğini ve Japon kralıyla görüştüğünü anlatırmış. Hayalleri gerçeklerin önüne geçen biriymiş dedesi. Babam ondan çok etkilenmiş. Yazar olmayı düşlermiş." Buna rağmen, 1953 yılında Robert Kolej'den mezun olduktan sonra gittiği ABD'de, önce mühendislik, sonra da resim eğitimi aldı Ömer Uluç. Nuri İyem'in öncülüğündeki 'Tavanarası Ressamları'na katıldı, ilk kişisel sergisini 1955'te, Boston'da açtı. Resimlerine yansıttığı, "Cinler, hayaletler ve yaratıklarla dolu," dediği İstanbul'u seviyordu sevmesine, ancak hep 'sadık kalmadı'. Yıllarca yerkürenin farklı bölgelerini mesken tuttu. ABD, Meksika, Paris, Londra, hatta bir dönem Nijerya'da yaşadı. Pek çok sergisini yurtdışında açtı, bienallere katıldı. Sadece Türkiye'de değil, yurtdışında da tanındı.
TANINMA DERDİ YOKTU
Öte yandan tanınmak gibi derdi yoktu. Zira yakınları tarafından hakkında anlatılanlar hep aynı noktada birleşiyor: "Sanatına odaklanmıştı, ne sanat piyasasını ne akademiyi umursuyor, 'ressam' bir ressam olmayı hiç istemiyordu." Entelektüel birikimini, enerjisini, yaratıcılığını, mizahını tuvallere yansıtan Ömer Uluç, 1958 yılında yazar Sevim Burak ile evlendi. Bu evlilikten kızları Elfe dünyaya geldi. 1988'de ise gazeteci-yazar Vivet Kanetti'yle nikah masasına oturdu, ölene kadar da Kanetti'den ayrılmadı. Uluç, vefatinin birinci yılında, İstanbul'da etkinliklerle anılıyor. 27 Ocak'ta, İKSV Salon'da sanatçı için bir gece düzenlenecek. 29 Ocak tarihinde ise Yapı Kredi Kültür Sanat Merkezi'nde, Komet, Ahmet Soysal ve Ali Akay, Ömer Uluç hakkında konuşacaklar, ayrıca Uluç'un yer aldığı bir video gösterilecek. Ömer Uluç Anısına başlıklı sergi ise Mac Art Gallery'de 31 Ocak'a dek sürecek.
Battlestar Galactica hayranıydı
Ömer Uluç'la 1993'te tanışan sanat eleştirmeni Ayşegül Sönmez, onun yakın dostlarından biriydi. Birlikte gezip tozup eğlenmişler. Sönmez, Uluç için, "Hayatta umursamazdı, sergiyi yapmış, işleri satılmış diye. Müzayede sisteminin adamı olmadı. Harika bir mesafesi vardı. Akademik olan şeyin nefes alıp vermeyeceğini biliyordu. Futbol seyrederdi. Takımı yoktu ama yabancı ligleri kaçırmazdı. Battlestar Galactica dizisine takmıştı son yıllarda. Uzayda geçtiği için çok severdi. Çok maceramız oldu. Peyote'de bir gece gitar çalmaya karar vermişti. 'Sen çalmayı bilmiyorsun,' diyenlere, 'Bu gece gitaristim,' dedi ve çıkıp sahneye gitar çaldı mesela, mizah yönü öyle kuvvetli biriydi," diyor.
Yuvarlağın doğuşu
Ömer Uluç, resminin en belirgin figürlerinden biri haline gelen şekli nasıl bulduğunu, bir söyleşisinde şöyle anlatıyor: "Londra'da bir gün 60'lı yıllarda, o günün sanatı ile karşılaştığımda, yaptığım işlerde soyutun jestüel, romantik, lekeci olduğunu düşündüm ve ciddi bir depresyondu bu benim için, 'Ben ne yapıyorum!' diye. Bir otelde, kocaman kağıtlara kendi adımı yazmaya başladım, 'O'. Yuvarlak form yavaş yavaş bir desene, bir harekete, bir olaya dönüştü. Bir an her şey silindi. Sonra baktığımda orada yaptığım iş, resmimdeki uçuşan formların artık sıkışması ve boğumlar halinde ifade edilmesiydi. 'O' bir kopuş olayı idi. Demek istiyorum ki, bu yaşadığım kesin bir andı benim sanatımın oluşmasında."
Adını taşıyan internet sitesi
Uluç'un eşi, yazar ve gazeteci Vivet Kanetti, Uluç için düzenlenen sergi ve gece için Uluç'un dostlarıyla birlikte çalıştıklarını söylüyor: "Onu seven ve hastalığı süresince evde, atölyede, hazırladığı son iki sergi sürecinde, hatta hastanede hep görüştüğü yazarlar, genç sanat tarihçileri, sanatçılarla birlikte dört beş aydır, 27 Ocak akşamı düzenlenecek etkinliği hazırlıyoruz. Mac Art Gallery'deki sergi, Ömer Uluç'un nasıl sanatsal serüveni boyunca sürekli araştıran, yeni ifadeler ve malzemeler deneyen bir sanatçı olduğunu da izleyiciye sunuyor. 27 Ocak gecesinde ise sıkmadan (Ömer sıkıcı şeylerden nefret ederdi ve büyük mizah adamıydı), onun bize seslenebilmesi için uygun ortam yaratmaya çalışıyoruz. 27 Ocak'tan itibaren de www.omeruluc.com'da, Ömer Uluç'la ilgili 2010, 2009, 2007 yıllarında yayımlanmış 50 yazı ve söyleşiye ulaşmak mümkün olacak. Tabii bu işin başlangıcı. Zaman içinde tüm söyleşiler, yazılar eklenecek siteye. Bir insanı, bir sanatçıyı sevmişseniz, cömert olacaksınız. Bildiklerinizi, anladıklarınızı mutlaka paylaşacaksınız. Ölçümüz bu."
Sanatı, 20. yüzyıla ait kavramları içeriyor
Fransız sanat eleştirmeni Catherine Francblin, şöyle diyor: "Uluç'un sanatı, 20. yüzyıl resim sanatının egemenliğini borçlu olduğu kavramların çoğunu içinde barındırır. En başta, gösterme konusunda, bir de özgürlük. Tiranlığına başkaldıran, yarı-insan, yarı-hayvan figürler tek bir şeye benzemez, pek çok anlam içerir."
Resimleri aileyi çağrıştırırdı
Elfe Uluç, babasını şöyle tarif ediyor: "Babam, ressam olarak değil, hep baba olarak vardı benim için. Çok müşfikti, sevgi doluydu. Benim dünyaya gelmemi çok istemiş. Sanıyorum yaratıcılık kısmı onu ilgilendiriyordu. Baba olmayı istemiş. Tablo yapmak ister gibi... Anne babalar için çocukları hiç büyümüyor. Ben de onun gözünde hiç büyümedim. Onun resimleri bana aileyi çağrıştırırdı hep. İç organlar gibi, bütün bir aile, bir annenin karnının içinde gibi. Ama bu düşüncelerimi ona hiç söylemedim."