İstanbul Film Festivali'nin 30 seneyi geride bırakması, kültür sanat alanında sürekliliğin sıra dışı olduğu bir ülkede mucize gibi. Sinema Günleri olarak başlayan İstanbul Film Festivali, bugün 150 bin seyircinin takip ettiği, uluslararası bir etkinlik haline geldi. İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın (İKSV) sindire sindire büyüttüğü festival, malum, farklı bir yönetmenler, sinema yazarları ve seyirci kuşağının ortaya çıkmasını sağladı. Ayrıca Türkiye sinemasının yurtdışına açılmasında önemli bir köprü görevi gördü. Dün başlayan, 30. yaşını görkemli bir programla kutlayan festivalin yönetmeni olarak, 25 yıl boyunca Hülya Uçansu projeksiyon makinesinin başındaydı. 2006'da görevi şimdiki festival yönetmeni Azize Tan'a devretti. Uçansu ile Tan'dan unutamadıkları olayları anlatmalarını istedik.
HÜLYA UÇANSU
ELIA KAZAN SANSÜR İÇİN YÜRÜDÜ
"1988'de yönetmen Elia Kazan'ın Altın Lale Jüri Başkanı olduğu yıl; sansürün beş film birden kesme kararı üzerine Türk sinemacıları Kazan başkanlığında Taksim Meydanı'na yürüyüş düzenledi. Dönemin Kültür Bakanı da çıkarttığı kararnameyle uluslararası film festivallerini sansürden muaf tuttu."
ANTONIONI İSTEDİ, ARA KALKTI
"Film gösterimleri 1996'ya kadar ara verilerek yapılıyordu. 1996'da onur konuğu yönetmen Michelangelo Antonioni idi. Filminin ilk yarısını salonda izledikten sonra çıktı. O çıktıktan üç beş dakika sonra da filme ara verildi. Filmin yapımcısı Felice Laudadio arayı fark edince, 'Maestro, sigara arası verdiğinizi bilseydi filmini festivale vermezdi,' dediğinde çok mahcup olduk. O yıldan sonra film aralarına son verildi."
PAHALI OLSA DA ALT YAZI SİSTEMİ
"Eskiden salona hoparlörle anında çeviri yaptırırdık. İlk yıl itibariyle izleyici sisteme haklı olarak sert tepki verdi. 1989'da İtalya'da aynı sorundan mustarip bir başka festival yöneticisinin, Fabrizio Fiumi'nin, elektronik altyazı diye bir sistem başlattığını duydum. O yıl Cannes'da bütün salonlarda Fabrizio'yu aradım. Çok pahalı olmasına rağmen, yeni sistemi ertesi yıl hemen uygulamaya başladık."
BİLET İÇİN AKM ÖNÜNE HÜCUM
"Festival biletleri bugün artık elektronik ortamda satılıyor. Ona rağmen yine de kuyruklar oluyor. Biletler ilk iki yıl İstanbul Festivali'nin AKM'deki gişelerinden satıldı. 1984'te Sinema Günleri'nin tarihleri nisan ayına alınınca, bilet satışları sinema gişelerinden yapılmaya başladı. O yıllar, öğrencilerin uyku tulumları içinde AKM'nin önünde sabahladığı yıllardı. 1985'te rezervasyon formu diye bir çalışma yöntemi başlattık."
BEŞ DAKİKADA ALTIN LALE
"Ulusal ve uluslararası olmak üzere her iki yarışma da 1985'te Şakir Eczacıbaşı'nın önerisiyle başlatıldı. 1984 yılı sonbaharı olmalı. Şakir Bey'in aramıza katıldığı ilk danışma kurulu toplantısında küçük bir ihtiyaç molası vererek toplantıdan ayrıldığım beş dakika içinde, Danışma Kurulu üyeleri hem iki yarışma yapma kararı almışlar hem de ödülün adını bile o beş dakika içinde bulmuşlardı: Altın Lale. İstanbul Film Festivali'nin iki kurucusu bugün artık aramızda yok. Ulusal yarışmadaki FIPRESCI ödülü, 1995'te The Marmara Oteli'ne atılan bombada yaşamını kaybeden Onat Kutlar, Altın Lale ise 2010'da kaybettiğimiz İKSV eski Yönetim Kurulu Başkanı Şakir Eczacıbaşı adına veriliyor
AZİZE TAN
AZ DAHA BİR SKANDAL YAŞANACAKTI
"Bir yıl, filmlerin kopyalarını getirdiğimiz sırada, festivale üç gün kala gümrük, radyasyon sızıntısı nedeniyle kapatıldı. Kimse fark etmedi ama o sırada gümrükte, ilk hafta sonu (yani iki gün sonra) gösterilecek tam 18 film vardı ve gümrüğün ne zaman açılacağı belli değildi! Gümrük cuma günü açıldı ve filmleri çekebildik. Eğer açılmasaydı festivalin ilk iki gününü iptal etmek zorunda kalacaktık."
AŞK-I MEMNU'YU FESTİVAL KEŞFETTİ
"2007 yılında Fatih Özgüven'in hazırladığı Kızgın Taşlara Düşen Gözyaşları adlı özel bölümümüz kapsamında Halit Refiğ'in Aşk-ı Memnu'sunu göstermiştik. Tüm salon ağzına kadar dolmuştu. Seyircilerin çoğu gençti ve Halit Bey hem bu ilgiden hem de sorulan sorulardan çok mutlu olmuştu. İki yıl sonra da vefat etti. O zaman dizinin yeniden uyarlaması henüz çekilmemişti."
KEBAPÇIDA SİNEMA KONUŞMALARI
"Yönetmen Gus van Sant'ın, Boğaziçi Üniversitesi'nde verdiği sinema dersi, yaklaşık üç saat sürmüştü. Gus van Sant İstanbul'a gelmeye, Christopher Doyle'dan duyduğu güzel şeylerden sonra karar vermişti. İstanbul'u San Fransisco'nun 70'li yıllardaki haline benzetmişti. İlk bakışta hiç konuşmayan, çekingen biri gibi görünüyordu ama söz konusu sinema olunca fikirlerini cömertçe paylaşmaktan çekinmiyordu. Boğaziçi'ndeki söyleşinin ertesi günü öğrendiğimize göre, o gün gece geç saatlere kadar Etiler'de bir kebapçıda öğrencilerle sohbete devam etmiş."
RAKIYLA MALKOVICH'E ROL TEKLİFİ
"John Malkovich, Emek Sineması'nda sinema onur ödülünü alacaktı. İstiklal'de beraber yürürken insanlar yavaş yavaş etrafımızda toplanmaya başladı. Emek'in sokağına geldiğimizde yürümek imkansız hâle gelmişti. Malkovich de şimdiye kadar gördüğüm en uyumlu oyunculardan biriydi. Herkesle tek tek fotoğraf çektirdi. Ezilme tehlikesi geçirirken bile hâlâ gülümsüyordu. Aynı gece Asmalı Cavit Meyhanesi'nde rakı içerken Peter Greenaway ona bir sonraki filminde rol teklif ediyordu. Sanırım kabul etmedi."
KONUKLAR KARAYOLUYLA GİTTİ
"Geçen yıl İzlanda'da meydana gelen volkan patlaması nedeniyle, konuklarımız dönemedi. Altın Lale jüri üyelerimiz Klaus Maria Brandauer, Annamaria Marinca ve Anders Refn'i ülkelerine arabayla gönderdik. Üçü yolda çok iyi arkadaş oldu. Köprüde Buluşmalar'a katılan Alman grup ise bir otobüs tuttu ve 56 saatte Berlin'e vardı. Yolculuklarını Twitter üzerinden takip ettik. Bu yıl Berlin Film Festivali'nde bir otobüs tutup bu olayın anısına bir kokteyl verdiler."
En şahane festival anıları
İstanbul Film Festivali'nin en önemli özelliklerinden biri seyircisini yaratmış ender etkinliklerden biri olması. Festivale tutkun olan bu kitle için İKSV bu yıl www.filmgibi30yil.com adresli bir blog açıp seyirlerden anılarını yazmalarını istedi. Seyircilerin anılarını da yine seyirciler oyladı. İşte en iyi ilk üç anı. '
JOHN MALKOVICH VE BEN MANŞETTE'
Birinci olan yazısında Burcu Soykurum, Malkovich ile Emek Sineması'nın sokağında rastlaşıp fotoğraf çektirmesini ve ertesi gün bu fotoğrafın gazetelerin manşetinde yer almasını anlatıyor.
'EN BABA FİLM FESTİVALİ HİKAYESİ'
İkinci olan 'anı yazısının sahibi Ezgi Eren. 28 yaşında olan Eren, 23 yıldır festivalin takipçilerinden. Çünkü babası onu daha küçük yaşta lunapark yerine festivale götürmeye başlamış. Şimdi de o babasını götürüyormuş.
SAHTEKAR
Üçüncü anının yazarı naçizane ben oluyorum. 1995'te festivale girmek için bir grup arkadaşla sahte SİYAD kartı yapıp yakalanma hikayesini anlatıyordum. Bu anı festival 'seyircidaşlarımın' oylarıyla üçüncülüğe değer görülmüş.
Festivale kimler gelmedi ki!
Oyuncular: Claudia Cardinale, Catherine Deneuve, Gerard Depardieu, Harvey Keitel, John Malkovich, Jeanne Moreau, Sophia Loren ve Jane Birkin Yönetmenler: Bernardo Bertolucci, François Ozon, Paul Schrader, Tsai Mingliang, Park Chan-wook, Neil Jordan, Jane Campion, Alain Robbe-Grillet, Bertrand Tavernier, Carlos Saura, Nanni Moretti, Theo Angelopoulos, Abbas Kiarostami, Jerry Schatzberg, Yusuf Şahin, Emir Kusturica, Cafer Panahi, Elia Kazan, Nikita Mikhalkov, Ken Russell, Roger Corman, Istvan Szabo, Krzysztof Kieslowski, Nagisa Oshima, Ettore Scola, Michelangelo Antonioni, Peter Greenaway, Stephen Frears, Gus Van Sant, Alexander Sokurov, Tony Gatlif