Bir
dönemin fenomen dizilerinden
Avrupa Yakası'nın Şesu'sunu kim unutabilir ki? Dizide derginin çaycısı rolünü başarıyla canlandıran Bülent Polat, daha sonra
Buzda Dans yarışmasıyla da dikkatleri üzerine çekmişti. O programın ardından bir daha kendisinden haber alınamayan Polat'ı Manhattan'da, Sweet&Vicious adlı barı işletirken bulduk ve ABD macerasını konuştuk.
- Türkiye'de kariyer sahibi biri her şeyini bırakıp ABD'ye geldiyse, ona 'Neden kaçıp geldin?' diye sorulur...
- Oyunculuğu bir meslek olarak değil de bir yaşam biçimi olarak algılıyorum. Bu yüzden de yaptığım her eylem buna dayanıyor. Dolayısıyla beni buraya ya da dünyanın herhangi bir yerine götürebilecek temel neden oyunculuk ve öğrenme arzusu. Öğrenmeyi seviyorum, hızlı öğrenmeye de yatkın bir insanım. Kendimi bir karakter olarak görüyorum. Ve bu karakter burada hem kafasının içini yeniledi hem de yeteneklerini ortaya çıkardı. Herkes buraya küsüp geldiğimi sandı. Buraya gelmemin sebebi şu; kariyerimin istemediğim bir yere doğru gitmesini istemedim.
- En son yer aldığınız Buzda Dans'ta saldırgan biri gibi algılandınız. Şesu gibi sevilen bir karakteri canlandırdıktan sonra bu durum kariyerinizin gidişatını etkiledi mi?
-
Buzda Dans format olarak komik ve eğlenceliydi ancak bir süre sonra reality şov haline geldi. Şesu gibi çok sevilen bir karakterin üstüne, insanların kendi halini yansıttığı bir şovun içinde buldum kendimi. Ben de herkes kadar sinirli bir insanım. Ama burada program orijinal formattan çıkınca, buna çok uzun çalışma saatleri de eklenince sonunda zıvanadan çıktım tabii.
- ABD'ye gelirken korkularınız var mıydı?
- Amerika macerası benim kafamda 2007 yılında başladı. O dönem bana yabancı bir film prodüksiyonundan teklif geldi. Ancak İngilizcem olmadığı için o projede yer alamadım. Ondan sonra İngilizce işini halletmem gerektiğine inandım ve 'Hayatımdan bir yılı bunu öğrenmeye adayabilirim,' diye düşündüm. Fakat bir yıl tabii ki yetmedi. Aslında bu işin çok uzun bir yol olduğunun farkına vardım. Bir de, 'Öyle bir hedefim olsun ki hem ulaştığım zaman mutlu olayım hem de kariyerim için yeni bir sayfa olsun,' dedim.
- Tekrar öğrenci olmak nasıldı?
- Belli bir yaştan sonra çok zor. Neredeyse hocalarla aynı yaştaydım. Özellikle ilk başlarda gerçekten çok zorlandım. Aynı anda üç okula birden gittim, çünkü bir an önce dili öğrenip kendimi ifade etmek istiyordum.
HâLâ OYUNCULUK EĞİTİMİ ALIYOR
- Dil öğrendiğiniz sıralarda 'Deli miyim ben, burada ne işim var?' demediniz mi?
- Bırakıp gitmek istediğim zamanlar da oldu. Çünkü bazen her şeyi yeni öğrenen ilkokul öğrencileri gibi hissettim. Ama oyunculuk adına gitmek istediğim bir okul vardı ve ona ulaşma isteği beni motive etti. Açık yüreklilikle diyebilirim ki, Müjdat Gezen Sanat Merkezi'ne girmek oyunculuğumu ciddi şekilde şekillendirmişti ama Stella Adler Acting of School'a girdikten sonra oyunculuk anlamında büyük değişiklikler gösterdim.
- Los Angeles, sinemanın kalbi. Neden oradan kalkıp da New York'a taşındınız?
- Los Angeles'tan sınıf arkadaşım New York'a taşınmaya karar vermişti. Ben de, her yaz New York'ta yapılan 'Shakespeare in Park' diye bir etkinlik var, ona katılmak istedim. Çünkü en sevdiğim oyuncu Al Pacino, Venedik Taciri adlı oyunu oynuyordu. Ama daha sonra şehri çok sevdiğim için New York'ta kalmaya karar verdim. Burada, Edward Norton'ın hocasının ders verdiği bir oyunculuk akademisi var, onun seçmelerine girdim. O seçmeleri kazandım ve şimdi ayın belli günleri Terry Schreiber'in stüdyosunda oyunculuk dersi alıyorum. Artık drama çalışmak istediğim için, kendisinden bu anlamda çok faydalanıyorum.
- Amerika'da eğitim almak ucuz bir şey değil. Bütün bu süreçte çalışmak zorunda kalmadınız mı?
- Ben oyunculuktan kazandığımı yine oyunculuğa yatırdım. Hiçbir zaman evim olmadı, araba takıntım hiç olmadı. Ben bavuluyla, kitaplarıyla gezen bir adamdım. Hâlâ da öyleyim, her an taşınabilirim, hareket etmeyi seviyorum. İki yıl, hiç çalışmadan sadece öğrenci olmayı başardım. Bu arada bir şeyi üstüne basarak belirtmek istiyorum ki, o da Müjdat Gezen'in ne kadar önemli biri olduğu. Kıymetini çok bilmiyoruz ama onun Türkiye'de oyuncu yetiştirmek için bedava yaptığını, burada dönemine 20 bin dolar alarak yapıyorlar.
TÜRKİYE'DE REKABET ARTTI
- Bar işine nasıl girdiniz?
- New York'a yeni geldiğimde çok fazla arkadaşım yoktu. Bir arkadaşım şu an benim işlettiğim barı işletiyordu. Soho'da, çok güzel bir yer. Gidip gelirken yardım etmeye ve bu işi de sevmeye başladım. Pahalı olan, yani benim alamayacağım dersler vardı. Sonra bir baktım bu iş sayesinde onları alabiliyorum. İstediğim oyunları izleme şansım oluyor. Ufaktan bu işte de kariyer yapmaya başladım. Şaka bir yana böyle bir yeri Türkiye'de açmak isteyecek kadar sevdim bu işi.
- Türkiye'ye dönmek istiyor musunuz yoksa oyunculuğa burada mı devam etmek istersiniz?
- Aslına bakılacak olursa bu yaptığım şey bir çeşit sürgün. Ve bu sürgün zamanla bir öğretiye döndü. Sevdiğim pek çok yazar, pek çok sanatçı hayatlarının belli dönemlerinde zorunlu olarak sürgün hayatı yaşamış. Ben de memleket hasreti ve yalnızlık kavramını, kendi kendimi sürgün ederek öğrenmeye çalışıyorum.
- Bu durumda kendinize ne zaman af çıkarırsanız?
- İstanbul'a olan susuzluğumu New York söndüremez. O zaman zaten kendiliğinden gelecek. İstanbul'a dönmek ve sinemaya ağırlık vermek istiyorum. Burada öğrendiklerimi uygulayıp, ne kadar yol aldığımı görmek en büyük arzum. Ama ne zaman dönerim bilmiyorum, kesin bir tarih veremem.
- Bu arada Türkiye'deki filmleri, dizileri takip ettiniz mi?
- Ne yapıyorlar diye baktım tabii ki. Ben 23 yaşımdaydım Avrupa Yakası'na başladığımda, çok fazla rekabet ortamı yoktu. Türkiye'de inanılmaz büyüyen bir dizi sektörü var, şimdi dönsem 30'larımda olacağım ve başka bir yaş grubuyla, daha fazla yarış olacak. Şu anda binlerce oyuncu var. Bunun anlamı şu: Yarış kızışmış durumda. Ama Amerika'da durum yıllardır böyle...
- O zamana kadar burada oyunculuk anlamında kapıları zorlayacak mısınız?
- Uluslararası bir oyunculuğa temel atmak için buradayım, bu iş için birinci yol İngilizce. Amerika'ya kalkıp da Hollywood filmlerinde oynamak için gelmedim. Ama tabii ki oyuncuysanız seçmelere gireceksiniz. Hazır olunca hem Türkiye'de hem burada kapıları zorlayacağım. Zaten bu işin normali bu. Bütün bu okulları evde teori üretmek için okumadım.
DİLEK SANCILI /USA SABAH