Independent
gazetesinin efsane Ortadoğu muhabiri Robert Fisk'in daha önce İngilizce yayımlanan ve çeşitli dillere çevrilen kitabı
Büyük Medeniyet Savaşı-Ortadoğu'nun Fethi adıyla Türkçeye çevrildi. İthaki Yayınları tarafından basılan ve yazar Murat Uyurkulak'ın Türkçe'ye kazandırdığı kitap, TÜYAP kitap fuarında okuyucuyla buluştu. Fuarda üç gün üst üste düzenlenecek imza gününe katılmak üzere İstanbul'a gelen Robert Fisk'le buluştuk ve ona 35 yılını geçirdiği Ortadoğu'yu sorduk.
- Sizce batılılar on yıllardır Ortadoğu'da ne arıyor?
- Batının öncelikli amacı her zaman Ortadoğu'yu kontrol etmektir. İkinci ve en önemli neden elbette ki petrol. Çünkü petrol demek, para demek. Üçüncüsü de, Hindistan'a giden yolu kontrol altında tutmak. Bugün Müslüman dünyada kişi başına düşen batılı asker sayısı, 12. yüzyılda Ortadoğu'daki Haçlı sayısından daha fazladır. Ama Ortadoğu'da batının kazandığı bir şey yok ve oradan bir an önce çıkması gerekiyor. Batının Ortadoğu'da yarattığı kanlı bir trajedi ve muazzam bir ihanettir.
- Bin Ladin'le üç kez röportaj yapan tek gazetecisiniz. İzlenimleriniz nelerdi ve yıllar içinde geçirdiği değişimi nasıl tasvir edersiniz?
- Bin Ladin'le 1993'te Sudan'da tanıştık. O sırada Sudan'da yol yapıyordu. Tanıştığımızda beyaz cübbesi üstündeydi ve etrafındaki insanlar onu gördüğünde kurban kesiyorlardı. Ama aslında alçak gönüllü biriydi. Ona terörizm ile ilgili değil de Afganistan'da Rusya'yla nasıl savaştıklarına dair bir soru sormama şaşırmıştı. Savaş sırasında ayağının dibine bir bomba düştüğünü ama patlamadığını ve o andan sonra dünyaya, hayata bakışının değiştiğini anlatmıştı. Soruları yanıtlarken uzun uzun düşünür, bu arada elindeki misvakla dişlerini fırçalardı. İkinci kez 1996'da görüştük, çok fazla militanı öldürülmüştü ve kendi tabiriyle çuvallamıştı. Eskiden kısa olan sakalı uzamıştı ve artık tavırları daha peygambervariydi. Son görüşmemizdeyse bana Amerika, İngiltere ve Fransa'nın Ortadoğu'yu mahvetmek istediğini söylemişti, ama tüm bunların içinde Amerikan karşıtlığı en çok öne çıkıyordu. Bana söylediği şu sözü 11 Eylül olduğunda anımsamıştım: 'Bay Robert Afganistan'daki bu dağda Sovyetler'in parçalanmasına yardım ettik. Ve şimdi Allah'a bize ABD'yi kendi gölgesine dönüştürmemize izin vermesi için dua ediyorum.' Gerçekten de 11 Eylül'de Amerika kendisinin gölgesi haline geldi. 11 Eylül'den sonra Bin Ladin bana görüşmemiz için haber göndermişti. Taliban'a ulaştım ve beni ona götürmelerini istedim, ama Taliban bile çok korkuyordu, o yüzden onunla son kez görüşemedim.
- Ortadoğu'yla ilgili batının gizli kalmasını istediği sırlardan bahsediyorsunuz, nedir onlar?
- Batı her zaman Esad'ı, Saddam'ı, Kaddafi'yi göklere çıkardı ve evet burada kimsenin bilmediği sırlar var. Ve bu sırlar Arap istihbarat örgütleriyle, CIA, MI5 arasındaki bağlarda gizli.
- Saddam, Şiilere yönelik suçları nedeniyle idam edildi. Ancak mesela Halepçe Katliamı'yla neden suçlanmadı sizce?
- Elbette Saddam Şiilere yaptığı zulümden asılacaktı. Eğer Kürtlere karşı katliamdan yargılansaydı o zaman mahkemede şu soru sorulacaktı: 'Halepçe'de kullandığın o gazı sana kim verdi?' Ve o kimyasal gazın içindeki içeriğin New Jersey'den geldiğini herkes öğrenecekti.
- Türkiye'de göklere çıkartılan bir 'Arap baharı' tabiri var. Sizin bu tabire ilişkin yorumunuz nedir?
- Bana göre orada yaşananlara 'Arap uyanışı' demek daha doğru. Bunlar hep gazeteci klişeleri. Aynı şekilde 'terörizme karşı savaş' tabirini de yanlış buluyorum.
- 11 Eylül'ü anlamak için Afganistan'a, Sabra-Şatilla'ya, Gazze'ye, ABD'nin İsrail'e verdiği silahların seri numaralarına bakmayı öneriyorsunuz, bakınca ne göreceğiz?
- ABD'li gazetecilerin en büyük korkusu antisemitist olarak damgalanmak. Ramallah'taki o Berlin Duvarı'ndan bile daha büyük duvara 'çit' diyorlar, mülteci kamplarını 'mahalle' olarak niteliyorlar. Her şeyi yumuşatarak yazıyorlar, öyle anlatıyorlar. Netanyahu Hükümeti'ni bile 'sağ kanat' diye yazamıyorlar ve böylece orada yaşananları anlaşılmaz kılıyorlar. Gazeteciler ile hükümetler Ortadoğu'da iş ortağı gibi çalışıyor ve bu çok kirli bir işbirliği.
- Geçtiğimiz günlerde yaşanan İsrail- Filistin rehine takasına ilişkin bir yazı yazdınız ve dediniz ki 'Hani demokratik hükümetler teröristlerle pazarlık yapmazdı'.
- İsrail 2006'de 1400 Lübnanlıyı, 2008- 2009'da 1300 Filistinliyi öldürdü. Ve bu sırada sadece 13 İsrailli öldürüldü ki bunların iki tanesi İsrailli Arap'tı.
- Buradan bir Yahudinin binlerce Müslümana değer olduğu anlamını mı çıkarmalıyız?
- Bana doğu sınırının nerede olduğunu bilmeyen başka bir ülke gösterebilir misiniz dünyada? Bazen bana 'Sence İsraillilerin yaşamaya hakkı yok mu?' gibi sorular geliyor. Bu soruya 'Evet' derseniz tamam kazandınız, ama 'Hayır' derseniz anti semitiksiniz. Bunun karşılığında ben onlara hep şunu diyorum: 'Bana İsrail'in haritasını çizin,' elbette çizemiyorlar.
ORTADOĞU'DA GAZETECİ OLMAK, MERAKLA KORKU ROMANI OKUMAK GİBİ
- Gazetecilerin rolünü 'tarihin ilk tarafsız tanığı olmak' diye nitelendiriyorsunuz. Bunu ne kadar başarabildiniz?
- Ben acı çekenler, zulme uğrayanlar varken tarafsız değilim. Köle ticareti haberi yapıyorsanız kölelerle görüşürsünüz, köle tacirleriyle değil. Nazi kamplarındaki zulmü anlatırsanız, o kamplarda kalanlarla görüşürsünüz, oranın başındaki komutanla değil. 2001'de Filistinli bir canlı bomba eylemi, yemek yediğim yerin hemen ilerisinde olmuştu. Orada göğsüne masa saplanan bir kadın vardı, ben orada İslami Cihat'la görüşmem.
- Şiddetin her türlüsüne karşı olduğunuzu söylüyorsunuz ama şiddete tanıklık eden bir mesleği yıllardır yapıyorsunuz ve Beyrut'ta yaşıyorsunuz.
- Ortadoğu'yla ilgili haber yapmak, içinde bol şiddet olan bir korku romanı okumak gibi. Ben bir sonraki sayfada ne olacağını merak ettiğim için bu işi yapıyorum. İlk kez 1976'da Ortadoğu'ya gittim, Kahire'deydim ve Enver Sedat hakkında bir makale yazmam gerekiyordu. İlk defa Ortadoğu yemekleri yemiştim, yemekler dokundu, dışarı çıktım ve her tarafta binlerce insan vardı, bir banka oturdum ve yediğim her şeyi kustum. Ortadoğu'da asla yaşamayacağımı düşünmüştüm. 36 yıl sonra Tahrir Meydanı'nda özgürlük eylemleri yapılırken yine o banka gittim ve oturdum. Eğer Ortadoğu'da yaşamasaydım, o meydandaki değişimi kaçırmış olacaktım. 35 sene sonra aynı banka oturmak mutluluk vericiydi.
beşar esa d bir süre daha ikti dar da
- Şu anda Suriye'de yaşananlar çok güncel bir uluslararası sorun ve Türkiye de bu sorunun müdahillerinden biri. Ne tür gelişmeler beklemeliyiz?
- Kristal kürem kırıldı. Suriye'den yeni döndüm. Görüyorum ki Suriye'de her şey tersine dönmüş durumda. Rejimin elinde tuttuğu bütün silahlar kendisine dönmüş durumda. İki Suriyeli askerin cenazesine denk geldim ve gördüm ki oradaki hiçbir asker üniformalarını bile giyemiyor korkudan. Ama buna rağmen, oradaki temaslarımdan anladığım Beşar Esad'ın tahmin ettiğinizden daha uzun süre iktidarda kalacağı. Türkiye'nin bir güvenlik koridoru oluşturacağından bahsediliyor ve şimdi sınırdaki Suriyeli askerler, kendilerine 'özgürlük savaşçıları' diyor. Türkiye o koridoru oluşturduğunda o askerleri yanına alacak mı?
- Beşar Esad'ın uzun zaman kalacağını neye göre söylüyorsunuz?
- 35 senedir Suriye'ye gidip geliyorum. Hafız Esad'ı da tanırdım, Beşar Esad'ı da tanırım. Çok zorlu bir rejimi var Suriye'nin. Libya Mısır değildi, Suriye de Libya değil.
bat ı, ka ddafi'yi şeytan gibi göster di
- Kaddafi'nin yaşadığı sonu nasıl yorumluyorsunuz?
- Kaddafi Libya'nın başına geldiği zaman bütün İngiliz basını 'genç albay'ı göklere çıkarmıştı. Ama Berlin'deki gece kulübü bombalamaları olduğunda, IRA'ya silah yardımı yaptığında batı onu Hitler olarak görmeye başladı. Bu arada belirtmek isterim, batı Hitler'i sever. Lockerbee'yi bombaladığında ondan daha çok nefret ettik. Amerika Irak'a girdikten sonra Kaddafi nükleer silah yapmaktan vazgeçtiğini açıklamış, bunun üzerine Blair de Irak işgalinin olumlu sonuçlarının olduğunu söylemiş ve Kaddafi'yi adeta öpücüklere boğmuştu. Kaddafi batının gözünde her zaman bir iyi, bir kötü oldu. Aynı şey şu anda Beşar Esad için de geçerli. Ortadoğu'nun liderleri bazen şeytanlaştırıldılar, bazen de dost gibi gösterildiler.