EDEBİYAT ÖĞRETMENLERİ
Takıma, Almanya'daki yarışmada eşlik eden edebiyat öğretmeni Emre Erkorkmaz, öğrencilerin yarışmalardaki özgüvenlerine ve İngilizceye hakimiyetlerine hayran kalmış: "Yarışmalarda dünya politikası, çevre, insan hakları, siyasi ilişkilerle ilgili konular tartışıldı. Takım, kendilerini ifade becerileri, genel kültürleri ve tutkularıyla bu başarıyı hak etti."
TV'DE SEVİYELİ TARTIŞMA PROGRAMI YOK
- Televizyon kanallarındaki tartışma programlarını takip ediyor musunuz? Size yol gösterici oluyorlar mı? - Ş.K: Bakıp bakıp öfkeleniyoruz. Bence insanların televizyonda kamuya açık görüşlerini tartışabilmeleri harika. Ama ne yazık ki bunu faydalı şekilde yapan az. Bazıları da kendi düzensizlikleri, belki de münazara kültürüne aşina olmadıkları için insanların anlayabileceği programlar üretemiyor. Tartışmaların sonunda, ne çözüm bulunuyor ne de izleyicilerin kafasına farklı fikirler giriyor. - K.Ü: ABD'de siyaset tartışmaları, başkan adaylarının politikası, ekonomik programları üzerinden tartışılıyor. 'Bu adamın ekonomik programı, ülkeyi gerçekten ileriye götürecek mi?' deniliyor. Türkiye'de ise siyaset 'Başbakan şunu demiş,' üzerinde dönüyor. Ben siyaseti takip ettiğime inanıyorum ama hâlâ CHP'nin ekonomi politikasını bilmiyorum. Ama bana ABD'deki partiler sorulsa, onları biliyorum. Biz hâlâ ideoloji tartışıyoruz. Kim kime daha yüksek sesle bağırıyorsa, o haklı gibi oluyor. - A.B: Bence de tartışmalar daha çok bireye dayalı ve konuşmacılar, seviyeden daha çabuk kopuyor. Birbirlerinin bireysel yönlerine takılıp, asıl tartışmadan kaçıyorlar. - M.Z: Münazaraya başladıktan sonra artık izlemiyorum. Çünkü yapılanın kısır bir döngü olduğunu görebiliyorum.
ESPRİ YETENEĞİ, JÜRİYİ GÜLDÜRÜYOR
- Yarışmalarda mizah yeteneğiniz de etkili oluyormuş. Takımın mizah ustası kim? - K.Ü: Şafak. (Hepsi gülmeye başlıyor) - Bu bir taktik mi? - Ş.K: Daha çok üslup meselesi. Taktik olarak komik olmaya çalışan takım yok mu? Herhalde vardır. Biz 'Komik olalım da puan toplayalım,' yerine, izleyiciler gülüp alkışlayınca daha başarılı olduğunu düşünen bir takımız. - K.Ü: Mizahı hem kendimiz hem de seyirci için maçı daha zevkli hale getirmekamacıyla kullanıyoruz. Maçta arada sırada gülmek her zaman yararlı oluyor. - Stres altında bile bu kadar rahat espri yapabilmeyi nasıl başarıyorsunuz? - K.Ü: Aslında konular çok ciddi. Mesela kürtajın yasaklanması veya izin verilmesi, hayati bir konu. Ama mizah, rahatlamayı sağlıyor. Türkiye'de mizah korkulan da bir şey, alınanlar oluyor. Biraz kendimizle dalga geçebilsek, siyaseti çekilebilir kılmak için mizah çok yararlı. Şafak'ın kullandığı mizah, insanları münazaraya çekiyor. - Finalde en çok hangi espriyle jüriyi güldürmeyi başardınız? - Ş.K: Hükümet tarafı 'Kalem, kılıçtan keskindir. Çünkü demokrasi geldi, anayasa asıl önemlidir,' dedi. Ben de 'Siz 'Demokrasiyi kalemle yazarak aldık,' diyorsunuz, ama Magna Carta nasıl oldu? Baronlar krala, 'Biz sana geleceğiz ama hak istiyoruz,' dedi. Kral da 'Tamam,' dedi. Ondan sonra baronlar 'Tamam, sen bize haklarımızı ver,' deyince, kral 'Hop, ben geri gittim,' dedi. Bunun üzerine baronlar 'Biz de senin kafanı keseriz,' diyerek eninde sonunda oğluna Magna Carta'yı imzalattılar. Bu yorumum pek çok kişiyi güldürdü.