Ünlü piyanistimiz Fazıl Say, Twitter hesabında içerisinde 'müezzin', 'meyhane' ve 'kerhane' kelimeleri geçen bir cümle paylaştı. Gelen tepkiler üzerine, yazdığı cümlenin kendisine değil 12. ve 13. yüzyıllarda yaşamış Ömer Hayyam'a ait olduğunu iddia etti. Hayyam tartışması böyle başladı.
Habertürk gazetesinden Murat Bardakçı, 'malum piyanist' diye başladığı makalesinde Hayyam'ın böyle bir rubaisinin olmadığını yazdı. Bardakçı, bilip bilmeden konunun üzerine 'atlayan' Türk medyasını da 'cehalet'le suçladı. Acaba Bardakçı haklı mıydı? Ya da onu tarihçi olmamakla suçlayan Fazıl Say?
BİLİMADAMI HAYYAM
Ömer Hayyam olarak bildiğimiz kişinin gerçek adı Ebü'l-Feth Ömer bin İbrahim'dir.
El-Cebr (
Cebir) isimli yapıtında kendisini böyle tanıtır. Şiirlerinde ve kitaplarında kullandığı 'Hayyam' gerçek adı olmayıp, kendisine seçtiği mahlastır. Hayyam, Farsça'da 'çadırcı' anlamına gelir. Şairin kendisine bu adı seçmesinde toplumsal-sınıfsal bir tanımlama, bir tercih vardır. Bugünkü kelimelerle söyleyecek olursak aristokrat olmadığını, 'halk'ın içerisinden geldiğini, onlardan olduğunu anlatır. Hayyam'ın doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, ölüm tarihi 1121-22'dir. Bugün birçok insanın sadece şair yönünü bildiği Hayyam, döneminin önemli bilimadamı ve filozoflarından biriydi. Matematik, astronomi, fizik ve metafizik gibi alanlarla ilgili 10 civarında kitap ve makale yazdı. Kitapları Batı dillerine çevrildi ve yaptığı denklem çözümleri, yüzyıllar boyunca üniversitelerde ders olarak okutuldu. Hayyam, Selçuklu Sultanı Melikşah tarafından Merv'de kurulan gözlemevinin başına getirildi ve Takvim-i Celali adını alan bir takvim hazırladı. Gregorius takviminden daha tutarlı ve ileri olması nedeniyle bu takvim, bilim çevrelerinde beğenildi. Ayrıca Biruni tarafından keşfedilen 'su terazisi'ni de pratiğe aktarmış ve çalışmalarında kullanmıştır.
HANGİ RUBAİLER HAYYAM'A AİT?
Tartışmalar sırasında hangi rubailerin gerçekten Hayyam'a ait olduğu sorusu gündeme geldi. Bunun çok temel bir nedeni var: Hayyam yaşadığı dönemde rubailer söylemiştir ama bunları yazılı hale getirip yayımlamamıştır. Hayyam tarafından söylendiği iddia edilen rubailer ise, dost meclislerinde kulaktan kulağa aktarılan ya da diğer bazı kitapların kenarına düşülen notlardan derlenmiştir. Üstelik Hayyam rubaileriyle ilgili bilinen ilk derleme, onun ölümünden tam 340 yıl sonra Şeyh Mahmud-ı Yerbudaği tarafından yapılmıştır. İçerisinde sadece 158 rubai olan bu dergi, bugün Oxford'daki Bodleian Kütüphanesi'nde. Hangi rubailerin Hayyam'a ait olduğu tartışması o günden beri sürüyor. Bu derlemeyi yeterli bulmamış olacak ki Yar Ahmed Reşidi-i Tebrizi bir yıl sonra
Tarab-Hane adlı yeni bir derleme yapıyor ve 374 rubaiye yer veriyor. Türkçeye
Sevinç Evi olarak da çevirebileceğimiz bu derlemeyi hem İstanbul Üniversitesi hem de Nur-u Osmaniye kütüphanelerinde bulmak mümkün. Fakat aynı adı taşımalarına rağmen bu iki nüsha arasında önemli farklar var. Araştırmalar, İstanbul Üniversitesi'ndeki nüshanın Tebrizi'nin yazdığı asıl nüshadan 23 yıl sonra yazıldığını gösteriyor. Bu 23 yıl içerisinde Hayyam'a ait olduğu iddia edilen rubailerin sayısının 481'e ulaşmış. Bu durumda bugün internette binin üzerinde 'uydurulmuş' Hayyam rubaisinin dolaşmasına şaşırmamalı.
ORYANTALİSTLER HAYYAM'I KEŞFEDİYOR
Türkiye'de ve diğer Doğu ülkelerinde Hayyam'ın yeniden keşfedilmesi, Batılı ve Rus oryantalistlerin çalışmalarıyla oldu. İngiliz araştırmacı Fitzgerald, 1859'da Hayyam'ı İngilizceye çevirdi. Fitzgerald'ı Fransa, Danimarka, Rusya gibi ülkelerde yapılan çeviriler izledi. Özellikle Danimarkalı Arthur Christenson'un ve Rus Zhukovski'nin çalışmaları yetkinlikleriyle ön plana çıktı. Bir not olarak Zhukovski'nin sadece 83 rubainin gerçekten Hayyam'a ait olduğunu söylediğini belirtelim. Hayyam'ın ilk Türkçe çevirisi 1903 yılında Galatasaray Lisesi Farsça öğretmeni Muallim Feyzi Efendi tarafından yapıldı. Hayyam araştırmacısı Yalçın Akçiçek, o dönemden başlayarak 19 farklı çevirinin olduğunu iddia eder.