Eski bakanlar, büyükelçiler, akademisyenler, gazeteciler! Kimler yoktu ki! Yunan İstihbarat Teşkilatı'nın eski Başkanları bile salondaydı. Yunan siyasetine yön veren herkes Egemen Bağış'ı dinlemeye gelmişti. 50 yıl önce Celal Bayar'ın kaldığı tarihi Grande Bretagne Oteli'nin görkemli salonu tıka basa doluydu Bağış konuşmaya başladığında... Bağış, yıllar önce Papandreu'nun da yaptığı gibi "dostluk" elini uzattı uzun konuşmasında... Türkiye'deki değişimi de uzun uzun anlattı. Sonra da "Savaşı gördük. Artık barış istiyoruz" dedi. Bağış son noktayı koymuştu ki, kırmızı ceketli bir kadın ayağa fırladı. "Kıbrıs'ta işgal ordunuz var. Gelip 'Barış' diyorsunuz" deyince salon dalgalandı. Kadın bağırır gibi konuşuyordu. Herkes homurdanmaya başladı. Bağış ise gülümseyerek dinleyip "Konukseverliğinize teşekkürler" deyince ilk kahkaha koptu. Ardından da "Barış için konuşuyorsunuz dediniz. Ya başka türlüsü olsaydı. Daha kötü olmaz mıydı?" deyince kahkahalar yükseldi. Öfkeli kadınından sonra genç bir profesör ayağa kalkıp "Cumhurbaşkanı Hristofyas ve Mr. Talat" diye söze girince Bağış, "İkisi de Cumhurbaşkanı" diye düzeltti. Profesör ısrar edince, Bağış, soğukkanlılığını bozmadan "İkisini de halk seçti" diye üsteledi. Profesör ise "Askerlerinizi çekip dostunuz Papandreu'ya jest yapmayı düşünmez misiniz?" diye alaycı bir üslupla sordu. Bağış yine gülümsedi ve "Rumlar Annan Planı'nı kabul etseydi askerler olmayacaktı. Askerlerin çekilmesini Türkler kabul etti" deyince salonda derin bir sessizlik oldu. Bağış son sözü ısrarla elini kaldıran bir kadına verdi. Kıbrıslı bir diplomattı. "Limanlarınızı açın" diye söze girince, Bağış yine gülerek "Bugün maaşınızı hak ettiniz" diye takıldı. Yine kahkahalar yükseldi. Gün boyunca Papandreu ve Dora Bakoyanni dahil maraton görüşmeler yapan Bağış, atmosferi yakalamıştı. "Bakın" dedi. "Size Sampson'u, Makarios'u anlatmama gerek yok. Hepsini geride bırakalım. Kıbrıs'ta iki halk ve 30 yıldır demokratik yollarla seçilen iki hükümet var. Güneşin altındaki bu gerçeği kimse değiştiremez." Ve son noktayı koydu: "Gelin çözelim. Geleceği birlikte şekillendirelim." Salon boşalırken birkaç eski dostla karşılattım. Değişimi hissettim. Saldırgan konuşmalardan rahatsızdılar. Amerikanvari Türk bakandan ise etkilenmişlerdi. Bağış'ın Atina'da olduğu saatlerde Talat da Brüksel'de Rehn'le buluştu. Rehn'in çıkıştaki sözleri AB'deki değişimi de yansıttı bence. Diplomatça "Rumlara baskı yapmak lazım" dedi. Gerçek olan şu ki, AB, Rumlardan çoktan yaka silkmeye başladı. Peki bu hava, Aralık'taki AB zirvesine nasıl mı yansıyacak? Kuşkusuz "Limanları açın" diye Ankara'nın kapısını çalacaklar. Ama kimse ipleri kopartmayacak. Esas baskı, Talat'ın süresinin biteceği Nisan 2010'dan önce olacak. Ama sadece Türklere değil Rumlara da! Kıbrıs prangasını Nisan'a kadar kırma şansı var mı derseniz? Bence var. Ama anahtar Papandreu ve YDP liderliğine oturmak üzere olan Dora Bakoyanni'nin elinde görünüyor. Eğer, cesur adım atarlarsa tarihe geçecekler. Kıbrıs'ta hep ayrıntıya dalıp ağaçlardan ormanı kaybettik. Aslında formül belli. 1955'te kurulan cumhuriyet tarihe gömülecek. "Yeni" Cumhuriyet ilan edilecek. Yani, Türkler eski devlete yamanmayacak. Azınlık olmaktan kurtulacaklar. Rumlar da Türk askerinden! Böylece, "mevcut" cumhuriyetin yerini AB'de yeni Federal Cumhuriyet alacak. Neden olmasın? Sadece biraz cesaret!