Tam 30 dakika... Oyunun başından itibaren Kayserispor'un G.Saray'ı kendi sahasına hapsettiği süre bu. Gayet organizeler, birbirlerine yabancı değiller ve istekliler. Sahadaki futbolu bir köşe kapmacaya dönüştürüyorlar. Bütün köşelerin onlar tarafından kapıldığı, Galatasaray defansının ortada sıçan olarak rol aldığı ve ilerideki 4 kişilik ofansif kadronun da cezalı gibi oyundan dışlandığı bir oyun. Gerçi, cumartesinin gelişi çarşambadan belli...
Galatasaray Antalya'da da umut vermedi ama beklenti Kayseri karşısında üzerindeki rehaveti atacağı yönünde! Sonuçta
klasik senaryo vuku buluyor. Bekler oyuna katkıda bulunamıyor, Arda, Keita, Elano ve Giovani de rakip defansın üzerine kabus gibi çökmeleri gerekirken ellerindeki tek özelliği yani tempo yapmayı bile beceremiyorlar. İlk yarım saatten sonra
(o da sarsak sarsak) rakip sahaya gelmeye başlıyor G.Saray. Bu süreye kadar Kayserispor'un baskısı, yoğunluğu var ama net pozisyonu yok.
GALATASARAY GİBİ...
İlk yarının ancak son 5 dakikasında G.Saray, 'G.Saray'ı andıran' bir kurguyla önce 43'te Neill'in vuruşu sonra +47'de Arda'nın denemesiyle rakip kaleyi zorluyor, tabii bunlara zorlama denirse.. İkinci yarı Galatasaray biraz daha istikrarlı, Kayseri biraz daha az şevkli... Ama iki takım adına da uzun süre pozisyon yok!
64'te Hakan'ın kırmızıyla atılması bile Galatasaray'da 'Yaşasın! Baskı zamanı' gibi bir etki yaratmıyor. 73'te Elano'nun Uğur'un ortasına vurduğu şut savunmaya çarpmasa Galatasaray gol sevinci yaşayacak ama net pozisyon dışarı gidiyor. Kayseri, savunmasından ödün vermeyip hem de gol kovalamaya devam ederken Galatasaray'ın gol telaşı oyunun temposunu artırıyor. 88'de Emre Çolak Elano'nun asistine "3 puanı aldık" vuruşunu layıkıyla yapsa belki olacak ama Süleymanou zorlanmıyor 'zayıf' şutu durdurmakta.
+1'de bir de Keita harcayınca G.Saray hakettiği kadarını alarak kapatıyor 90'ı...