5 günlük hava durumu
21 Nisan 2011 Perşembe
Dolmuşla Yunanistan'a gitmek

!

  • yeni haber
  • SABAH İNTERNET
  • Giriş Saati: 20.04.2011  23:38
    Güncelleme : 21.04.2011  11:46

Yunanistan'a nasıl gidilir; uçakla, otobüsle? Peki ya dolmuşa ne dersiniz? "Kaptan bir Atina alır mısın?"


Beyza TİRYAKİ

Artık daha iyi anlıyorum ki; bir yere gitmeden önce çeşitli araştırmalar yapmadan duramıyorum. Bu kimi zaman bir şehri araştırmak oluyor, kimi zaman akşam gideceğim cafeyi ya da restoranı... Gideceğim oyun, seyredeceğim film, liste uzayıp gidiyor. İyi mi yapıyorum, kötü mü yapıyorum tartışılır tabi. Ama engel olamadığım bir gerçek.

Yunanistan'a da gitmeden önce; daha önce giden arkadaşlarımla konuşarak, internette gidenlerin yorumlarını sayfalarca araştırarak ve notlar alarak, haritaları inceleyerek yaptığım araştırma geliştirme çalışmaları sonucunda edindiğim birçok kazanım oldu. Öğrendiklerimden biri de sınır ilçelerinde oturanların kendi araçlarıyla iş dolayısıyla sık sık sınırı geçmelerini ticarete döktükleri oldu. Nasıl mı? Araç sahibi sizi veya ailenizi evinizden alıyor ve gitmek istediğiniz Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe gibi sınıra yakın kasabaya belli bir ücret karşılığında götürüyor. Böylece bu durum kendi aracıyla gitmek istemeyenler için bir kolaylık ve iş dolayısıyla bu yolu kullananlar için de bir ticaret kapısı oluyor. Siz de kendi aracınızla gider gibi gitmek istiyorsanız ve araç ile ilgili sınır işlemlerini yaptırmak istemiyorsanız bu yolu kullanabiliyorsunuz.

Genelde de sınırda akrabaları olanlar bu yolu kullanıyor. Bu ihtimali daha önce Yunanistan'a gitmiş çok sevdiğim bir arkadaşımla paylaştığımda ( ki bu yolla sınırdaki akrabalarına gidip gelen kişilerle birebir diyalogum olmasına rağmen) "İyi o zaman Unkapanı'ndaki sarı dolmuşlara binip Yunanistan'a gidelim " diyerek kahkahayla gülüşü hâlâ aklımda... Bu konu geçen süre zarfında o kadar çok konuşulmuştu ki gittiğim tur firmasının da sarı dolmuştan pek de farkı olmayan bir aracıyla karşılaşmam içten içe gülme sırasının bana geldiğini gösterir gibiydi. İşte dolmuş ile Yunanistan'a gitmek böyle oldu.



İstanbul'dan çıkmamız ve İpsala sınırı kapısını geçmemiz 270 km yaklaşık 3-4 saat sürdü. Sınırda işlemlerle ilgili çok fazla zorlukla karşılaşmadık. Genelde de işlemleriniz tamam ise çok sıkıntı yaşanmadığını duymuştum. Sınırda yaşanan ufask tefek sıkıntıları da da ouzo veya birkaç içki satın almakla çözüyorsunuz gibi gözüküyordu. Sınırı 45 km geçtikten sonra Alexandroupolis (Dedeağaç) geliyor, onu Komotini (Gümülcine), Xanthi (İskeçe), Kavala takip ediyor. Bizim ise ilk durağımız Thessaloniki (Selanik) oldu. Ardından Larissa, Kalambaka ( Meteora ), Lamia gelmesine rağmen bu yolu takip ederek ikinci durağımız Athens (Atina), Pireas (Pire), Korinthos (Korint Boğazı) ve dönüşte uğramadığımız sınır şehirlerine de giderek yolculuğumuzu tamamladık.
#Sayfa#

Selanik

Eğer önce Selanik'e gelmeyi planlıyorsanız, gece çıktığınız yolculukta yolun büyük bir bölümünü alarak 625 km sonra öğle saatlerinde Selanik'e varıyorsunuz.

Yunanistan'da yol alırken ilk dikkatinizi çeken, daha sınırda başlayıp mütemadiyen karşınıza çıkan yol kenarlarındaki küçük kilisecikler oluyor. Bunların o yol üzerinde kaza geçip ölenlerin anısına yapılmış kilisecikler-mabetler olduğunu öğrendiğimizde ilginç bulmuştuk.



Selanik'e vardığımızda ilk önce Yunanistan'ın en büyük katedrali olan Aya Dimitros'u ve ardından Atatürk'ün evini gezdik. Aslında Atatürk'ün çocukluğuna dair herhangi bir şey görmek maalesef mümkün değil çocukluk yıllarının geçtiği bu evde. Buradaki eserlerin çoğu Dolmabahçe Sarayı'ndan Selanik'e getirilmiş. 3 katlı evin bahçesi de kendisi gibi oldukça şirin, evin hemen yanında da Türk Konsolosluğu bulunuyor.Buradaki görevliler de geldiğinizi görünce size eşlik ediyor. Sohbet başlıyor.



Sahile indiğinizde ise aslında bir şehri başka bir şehre benzetmek dediğinizde
Selanik = İzmir gibi bir eşleştirmeyi kolaylıkla yapıyorsunuz. Sahilde Beyaz Kule, Döner Kule ve Büyük İskender heykeli ve arkasında arkeoloji müzesini görebiliyorsunuz. Thessaloniki Büyük İskenderi'in kız kardeşinin ismi aynı zamanda yani şehre kız kardeşinin adını veriyor İskender.

Sahilde yine Yunanistan'ın meşhur içeceği frappe içebilirsiniz. Yemek olarak da deniz ürünleri ve salatadan başka bir şey yemeğe gerek yok. Özellikle kalamarlar lezzetli. Ortalama bir fiyat ödeyerek sahildeki restaurantlarda yemek yiyebiliyorsunuz. Tatlı, dondurma ve kurabiyeleri de oldukça güzel, pastanecilik oldukça gelişmiş.

Yine dikkatinizi çeken noktalardan biri de çevrede çok fazla insanla karşılaşmamanız oluyor. Ancak gördüğünüz insanların da bakımlı ve zayıf olduklarını söylemeden geçmemek gerek. Tenhalığın nedeninin yaz aylarında daha çok adalara gidildiğinden kaynaklandığını öğreniyoruz. Haklı da sayılırlar. Başka bir nedeninin de siestaya önem verdiklerinden olduğunu düşünüyorum. Bankalar öğle saatlerinde kapanıyor, hatta 19:00'dan sonra isteyenler dükkanlarını açıyorlar. Yunanistan ekonomisinin neden bu durumda olduğunu anlamak hiç de zor değil...
#Sayfa#


Atina



Selanik'te bir gün konakladıktan sonra sabah yola çıkıyor ve Atina'ya 470 km sonra ulaşıyoruz. Atina, 3000 yıllık geçmişiyle tarihin birçok dönemine tanıklık etmiş bir kent. Siz de şehirde tarihi dokunun yoğun olduğunu görmeyi hayal ediyorsanız yanılıyorsunuz. Şehirleşmenin ve yapılaşmanın yoğun olduğu bir kent olarak karşınıza çıkıyor Atina. Özellikle Akropolis'e çıkıp şehre doğru baktığınızda bunu daha yoğun hissediyorsunuz.

Atina'da şehrin genel dokusun görmek adına birbirini takip eder şekilde bulunan Agora, Zeus Tapınağı, Parlemento Binası, Syntagma - Omonia Meydanları, Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Başbakanlık Konutu, Tarihi Olimpiyat Stadyumu, Ulusal Galeri, Ulusal Kütüphane ve Akademi geçmişi görebildiğiniz başlıca yerler arasında yer alıyor.



Parlemento binası önünde evzon askerlerin törenini çoğu turist gibi biz de izliyoruz. Kıyafetler oldukça ilginç, asker kıyafeti olarak farklı gelebiliyor.

Atina'da yine turistlerin ilgi odağı bölgelerden biri de Plaka oluyor. Plaka'da çok uygun fiyatlara hediyelik eşya alabilir, akşamları da tavernalara katılabilirsiniz. Taverna aslında pek de bizim düşündüğümüz gibi değil. Restaurantlara taverna deniliyor. Kimilerinde tabi ki canlı müzikler oluyor. Tabak kırma gibi bir sahne bekliyorsanız bunun için düzenlenen gecelere katılmanız gerekiyor. Ancak bu tip yerler çok fazla değil ve de çoğunlukla kapalı mekanlarda.

Yaz aylarında gittiyseniz bu tip bir gösteri izlemek yerine tavsiyem geleneksel danslarını izleyebileceğiniz, yunan ezgilerini dinleyebileceğiniz ve yemek yiyebileceğiniz yerlere gitmek. Hatta siz de danslarına katılıp ki çok benzer figürler ile dans da edebiliyorsunuz. Tıp ki danslar gibi yemeklerinde çok benzer olduğunu görmek mümkün ; cacıkı, pilavi gibi isimlerle karşılaşıyorsunuz. İngilizceden ziyade Türkçe konuşarak anlaşmak veya anlamak daha kolay. Neredeyse tabelalardaki yazılar ve konuşulan dil farklı olmasa kendinizi Beyoğlu'nda gibi hissetmeniz mümkün yine şehrin en renkli bölgesi olan Plaka'da.



Özellikle akşamları yemek yenecek güzel yerlerden biri de Pire Limanı. Pire limanında balık yiyebilir ve kıyı restaurantlarında güzel bir akşam geçirebilirsiniz. Restaurantlar birbirinden güzel ama yemek yemek ve deniz ulaşımı dışında limanda fazla bir şey yapmak mümkün değil. Gece yemek, gündüz ise ulaşım konusunda Pire'de olmak ideal. Pire limanından Yunan adalarına da geçmek mümkün. Aslında kendi rotanızı çizerek de Yunanistan'a gitmek oldukça kolay. Başka bir sefer de karadan Atina'ya geçip Pire Limanı'ndan Yunan Adaları'na gitmek ve oradan Kuşadası ile Türkiye'ye dönmek gibi bir fikri uygulama planları yapabilirsiniz. Özellikle bu yolla adaları görmek çok daha uygun bir fiyata size mal olabiliyor. Bu fikri başka bir sefere uygulamak üzere Pire'den ayrılıyorum.



#Sayfa#

Yunanistan'a geldiğinizde Korint Kanalı da görülmesi gereken yerler arasında yer alıyor. Kanal dünyanın ilk kanalı olma özelliğine sahip. 1881- 1893 yıllarında yapılmış ve gemi geçişiyle faaliyetine başlamış. Uzunluğu 6,3 m, genişliği 25 m, derinliği 52 m ve su derinliği ise 8 m olan bu kanal Ege ve Adriyatik denizini birbirine bağlıyor ve 400 km kadar yolu kısalttığı söyleniyor.

Aynı zamanda Mora yarım adasına da bu yolla geçilebiliyor. Özellikle iki kara parçası arasında bağlantı sağlayan tahta köprü kanalın ilgi çeken bir başka noktası. Tahtadan yapılan köprü gemilerin geçişinden sonra denizin yüzeyine çıkıyor ve böylece aracınızla veya yürüyerek tahta bu köprü üzerinden karşıya geçiyorsunuz. Fikir oldukça güzel. Kanal içinden geçiş yapan gemiler ise bu boğazı biraz maliyetli geçiyorlar. Özellikle şık kotraların suda süzülüşünü bu tahta köprü açılmadan izlemek mümkün.



Turistik bir bölge olduğu için yine bu bölgede çeşitli hediyelik eşyalar bulabiliyorsunuz. Özellikle ponponlu patikler çok hoş. Daha sonra bulurum diye o esnada almadım ama pişman da oldum. Yöreye özgü çok fazla bir şey bulunamadığından bence alınmalı. Çünkü alabileceğiniz çok fazla ve farklı bir şey yok Yunanistan'da. Dükkanlarda Türkçe bilen yaşlı dükkan sahipleri sizinle sohbet ediyor. Hatta oturup size hikayelerini, dostluklarını bile anlatıyorlar. Türk olduğumuzu söylediğimizde rahatsız edici bir durumla karşılaşmadık. Hatta gülümseyen yüzleri gördüğümüzü söyleyebilirim. Bunun yanı sıra, Kalambaka'da Manastırlarda dönemi resmeden tablolarda kapıdaki Osmanlı askerini ve içerideki esir Ortodoks rahipleri ve Kavala'nın girişindeki Kıbrıs haritasının KKTC kısmını kanlar içinde gösteren tabelada çok hoş hisler beslenmediğini de görmek mümkün.
#Sayfa#


Kalambaka (Meteora)

2 günlük Atina gezisi şehri genel olarak tanımak için yeterli. Sabah Atina'dan çıkıp yavaş yavaş dönüş yoluna düşmüşken Kalambaka (Meteora) bölgesini geziyoruz. Atina'dan 100 km sonra bu bölgeye varıyorsunuz. Kesinlikle görülmesi gerek bir yer. Atina'dan sonra en çok ziyaret edilen bölge olarak söyleniyor Kalambaka.

Manastırların, 300 m yükseklikte kayaların üzerine yapılmış olması ve 14.yy imkanlarıyla file asansörlerle inşa edilmesi de sizi hayrete düşürüyor. Bu yapıların Unesco Dünya Kültür Mirasları arasında yer almasına şaşırmamak gerek. Hatta genel olarak böyle bir bölgenin varlığından haberdar olmayan çok fazla kişi var.



Toplamda 24 manastırların 6'sı ziyarete açık ve hala burada yaşamını sürdüren ortodokslar var. Bu manastırların zamanında çile çekmek, dünyadan uzak kalmak vb. düşüncelerle keşişler tarafından yapıldığını düşünürseniz amaçlarına ulaşmış olduklarına inanmamak elde değil. Son 30 yıldır yoğun olarak ziyaret edilen bu bölgedeki manastırlara ulaşmak için virajlı ve adından da anlaşıldığı gibi "meteora-gökyüzüne asılı" bir bölgeye doğru yol alıyorsunuz. Bu 6 manastır içinde Megola gezilebilen en büyük manastır. Girişte eğer şort vb. bir şey giydiyseniz ve askılı bir thsırt varsa üzerinizde size bir etek ve bluz veriyorlar. Aksi takdirde manastırı gezemiyorsunuz. Bu uygulama ilk başta ilginç gelse de üzerinize girişteki kıyafetleri giyip manastırı gezmeye başlamaya can atıyorsunuz. İçeride o zamanın koşullarını görmek mümkün. Kiler, yemekhane, mutfak, hatta orada yaşayıp yine yaşamı orada son bulan rahiplerin kafataslarını görmek de mümkün.



Megola'nın dışındaki diğer manastırlar ise Varlaam (Rahibeler yaşıyor), St. Stephanos, St.Triada, St. Nikolaos Anapafsa ve Rausanou. Halen neredeyse amishler gibi çağın getirdiklerini kullanmayarak yaşamını sürdüren rahiplerin orada hemen yanı başınızda olduğunu bilmek hayatı bir kez daha düşünmenizi sağlıyor.
#Sayfa#

Kavala

Kalambaka'dan yola çıkıp artık dönüş yolunda son duraklarımızdan biri olan Kavala'ya vardığımızda saat oldukça geçti.

Akşam yemeği için geç bir saat olsa da ege yemeklerini yiyebileceğiniz hatta damak tadınıza balık dışında da bir şeylerin uyduğunu ve artık Türkiye'ye yaklaştığınızı anlamanızı sağlayan zengin yemek çeşitliliği sizi karşılıyor.



Geç de olsa kendinizi tutamıyorsunuz. Yediğimiz en taze, güzel ve uygun yemekler kesinlikle buradaydı. Sahildeki lokantaların çoğu için bu durumun geçerli olduğu söylenebilir. Yemeklerden bahsetmişken isminin farklı söylemleri olsa da kavala kurabiyesini tatmadıysanız kesinlikle denemelisiniz ve dönüş için almalısınız. Edirne hatta İstanbul'da da bu güzel kurabiyelerden almaya devam edebilirsiniz.




Kavala, sabah saatlerinde güzel bir ege kasabası görüntüsüyle sizi karşılıyor. Kavala denilince akla gelenler arasında Kavalalı Mehmet Ali Paşa oluyor. Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın doğduğu ve tarihte adını sık sık duyduğumuz Mehmet Ali Paşa'nın yaşadığı konak şimdilerde otel olarak işletiliyor ve manzarası ile görülebilecek yerler arasında yer alıyor.


Kavala, berrak ve temiz bir denize sahip, sırf bunun için bile buraya gelinebilir. Ancak aynı şeyi Atina'nın mavi bayraklı! denizi için söylemek pek de mümkün değil. Türkiye'den bu bölgeye daha çok tatil amaçlı geliniyor. Aynı zamanda Kavala; Dedeağaç, Gümülcine ve İskeçe içinde en gelişmişi ve güzeliydi bence. Dedeağaç, Gümülcine ve İskeçe'yi çok fazla gezemesek de Türkiye'den izlerin çok yoğun olduğunu görüyorsunuz. Hatta sınırdaki akrabalar daha çok bu bölgelerde olduğundan ziyaret edilen bölgeler arasında yer alıyor. Sokaklarda bol bol Türkçe konuşan insanların yoğun bir şekilde bu şehirlerde yaşadıklarını görmek sizin de artık yolculuğunuzun bittiğinin göstergesi oluyor.

Yeni yerlerde buluşmak dileğiyle…

Beyza Tiryaki

Etiketler :

kalan karakter 460

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Turizm Haberleri

Hoşap Kalesi gezildi
Vergi indirimi Yunanistan'ı kurtaracak!
Sekizinci harika olabilir
4. büyük havaalanı
Paskalya Antalya'yı doldurdu
Türk turist, dünyanın gözdesi
Charterlar'da indirim işe yaradı
Mardin'de yemek yarışması
Denizde 'kano' keyfi
Kaç turistimiz oldu?
Orada bir yer var, uzak değil! GALERİ
Kaçak rehber avına çıktılar
Urfa Unesco için 'sıra'da!
Libya tahliyesi sınav oldu
Çanakkale 'Anzak' için hazır!
Dünyanın en iyi 50 restoranı GALERİ
Bir gün yaz bir gün kış
Havlu hırzıslığına çipli çözüm
Türk aşçılar altınla döndü
31 milyon turist, 25 milyar dolar
Denizden hoparlör çıktı
Hedef 4 milyon Rus turist
Tevrat'ı satarken yakalandı!
Bir yanı kış, bir yanı yaz
Antik kentte latin dansı
Rafting botuyla kar keyfi
2011 ''Kuzey Kıbrıs yılı''
Avrupa Bayanlar Golf Turnuvası Calista Luxury Resort’te
Hac kayıtlarında elektronik dönem
Uludağ'a tırmanış keyfi
Göcek Boat Expo'dan izlenimler
Yunan elçilerden Ayvalık çıkarması
Çinliler Karadeniz keşfinde
Havalimanlarında Rusya alarmı
Karavancılar sezonu açtı
Manavgat'ta bot sezonu açılıyor
The Madison konsept değiştirdi
Tatilci nelere dikkat etmeli
deniz ayağımızı soktuk
Ölüdeniz sezonu 1 Mayıs'ta açıyor!
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ SABAH BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol