Yazıyı Dinle
Bu haberin ses dosyası henüz hazır değil.
- İletişim
- Fax: 0212 354 36 19
- SMS: EA yaz boşluk bırak mesajını yaz 4122'ye gönder. (1,60TL) MH:02165317373
- BUGÜNKÜ TÜM YAZILARI
- Kopuşu engellemek gerek
- Yenisini bulurlar
Kopuşu engellemek gerek
Herhalde
iki, üç yıl önce böyle olmazdı:
Uludere faciasının ardından,
muhafazakâr kesim,
TSK'yi yoğun biçimde eleştirirdi.
Örneğin köşe yazılarında bıkmadan usanmadan sorulurdu: "Nedir bu? Fahiş bir hata mı, korkunç bir sabotaj mı?" Sonra ortak talep yüksek sesle dile getirildi: "Gerçeği ortaya çıkarın, sorumluyu bulun!"
Ancak
12 Haziran seçimleri havayı değiştirdi. Üst düzey komutanlar rest çektiler; emekliliklerini istediler.
Restleri görüldü, "Etmeyin, eylemeyin" yerine, "Kapı açık, gülen güle gidin" dendi.
O arada barış masasına tekmeyi vurmuş olan
PKK tekrar savaşa girişti. Bunun üzerine sivillerle askerler ortak hareket etmeye başladı. Dişe diş, göze göz politikasına dönüldü.
Eskiden asker,
Güneydoğu'da bildiğini okurken, siyasetçilere de "
Bana karışmayın, elimi soğutmayın" derdi. Ancak devletteki iki başlılık ortadan kalkmaya yüz tutunca, roller farklılaştı.
Asker görüntüde de olsa, seçilmişlerin emrine girince, sorumluluk Hükümetin omuzlarına bildi. Askeriye bünyesinde yapılan korkunç hataya (ya da vahim sabotaja) yönelik eleştirileri Başbakan
Erdoğan göğüslemek zorunda kaldı. Başbakan kendini siper edince...
BDP de Uludere faciasını siyasi ranta dönüştürmeye çalışınca, muhafazakâr kesim neredeyse sessizleşti.
Yarın neler olur, bilemem. Ancak şu anda durum hiç iyi değil. Çünkü Türkiye'yi bir arada tutan güç AK Parti... Kürt ulusalcılığı karşısında,
CHP ve
MHP nal topluyor. Güneydoğu'da sadece AK Parti var.
Kürtler, AK Parti'nin dini değerleri ve kalkınmayı vurgulayan politikaları üzerinden sisteme dahil oluyor. AK Parti olmadı mı, Kürt seçmenin gideceği adres belli...
Dolayısıyla Uludere faciası karşısında Hükümetin takındığı tutum bana "
yarım" geliyor: Orduya kol kanat germekle, art niyetlileri, ellerini ovuşturanları, timsah gözyaşı dökenleri teşhir etmek yetmez ki...
Benzetme yapmak gerekirse:
Bu vahim olay, halkla ilişkilerdeki "
imaj" ve "
itibar" yönetimi gibi ele alınmalıydı. Yapılmadı. Israrla ve sadece, "
Biz suçlu değiliz, TSK suçlu değil" dendi...
Tamam ama ortada
34 ölü gibi sarsılmaz bir gerçek var: Onun hesabını kim verecek? O "
yaralar" nasıl, ne zaman sarılacak?
Ben Uludere faciasının hata değil, sabotaj olduğunu düşünüyorum. Korkunç bir plandı ve maalesef başarılı oldu.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın