Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HAŞMET BABAOĞLU

Anneler ve oğulları

Otuzlarına yeni basmıştı ikisi de.
Belki bundan, ellerini çabuk tutmaları gerektiğini düşünerek flört dönemini kısa tuttular.
Nihayetinde birbirlerini sevmişlerdi işte!
Zaten "birbirini tanımak" dedikleri flörtle değil, ancak zaman zaman aileleri de içine alan bir ortamda yaşayarak gerçekleşen bir şey değil miydi?
Evlendiler.
Bir iki ay geçti, genç adam işten çıktıktan sonra eve bir saat kadar geç gitmeye başladı. Her seferinde "iş çıktı, toplantı vardı" gibi bahaneler uyduruyordu.
Eve geldiğinde dalgın oluyordu!
Ve yemek yemekten kaçınıyordu. Her akşam nedense karnı tok oluyordu.
Bir buçuk yıl sonra bir akşamüstü..
Birlikte doktora gitmek zorunda kaldılar. Genç kadın gebe kalabilmek için tedavi görüyordu.
O gece eve gelen telefonda bir kadın sesi genç adamı bir çocuğu azarlar gibi azarladı!
Karısı sesleri işitti ama bir anlam veremedi.
Ertesi sabah sudan bahanelerle çok ciddi biçimde fiziksel şiddetin kıyısına gelen bir kavgaya tutuştular.
Gece telefondaki kadın kim miydi?
Genç adamın annesiydi.
Evlendiklerinden beri hafta sonları hariç her akşamüstü önce annesinin evine uğrayan, hatta orada bir güzel karnını doyuran oğlu o akşamüstü doktor ziyareti nedeniyle uğrayamayınca ortalığı birbirine katmış ve hem oğlunu azarlamış hem de gelinini suçlu çıkartmıştı.
Sonuç...
Ayrıldılar!

***

Bu anlattığım geçmişte uzaktan tanık olduğum gerçek bir hikâye!
"Canım onlarınki de çok patolojik bir durummuş" diyecekler olabilir elbet!
Ama fena halde yanıldıklarını; benzer hallerin pek yaygın olduğunu söyleyip esas konuya geçeyim.
Ne zaman "erkek olmak" ve "günümüz erkeklerinin kadınlarla içinden şiddet geçen ilişkileri" üzerine yazsam, okurlarımdan mektuplar gelir...
"Bu erkekler bir ölçüde annelerin eseri" diyen mektuplar...
"Neden erkeklerden çok çeken annelerin oğulları hiç sevmedikleri babalarına benziyor ve kendi kadınlarına da çektiriyor?" diye soran mektuplar...
Erkek şiddet kültürünün toplumsal kaynaklarını bu açıdan ele alamaz ve anlayamayız ama okurlarım da haklılar!
Çünkü "anneler ve oğulları" hem kritik hem de sonuçları çok pratik bir sendrom!

***
Konunun psikanalitik yanlarına; malum "Oedipus kompleksi"yle ilgili sorunlara falan hiç takılmayacağım!
Annelerin oğullarına yaklaşımıyla ilgili tek bir noktaya eğilip konuyu şimdilik kapatmak istiyorum.
Anneler evlatlarını çok ve bambaşka bir kalple severler.
Ve elbette seven, sevdiğinden bağlılık bekler.
Ama bakıyorum da...
Sanki anneler oğullarından bağlılık değil, bağımlılık bekliyorlar. Bunun için özel bir çaba gösteriyorlar.
Şunu da bilmek gerekir ki...
Sevmek, sevdiğine dünyanın kapılarını açmaktır. Kapatmak değil!
Annelerine çok bağlı "paşa oğulları" neden kadınları sevmiyor da nefret ediyorlar?
Bir an için olsun bu soru üzerinde durup düşünelim.
Başlangıç olarak...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA