Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HAŞMET BABAOĞLU

Ummadık taşlar başları yarar!

Arap Baharı patlak verdiğinde sonra olacakları hiç aklımıza getirmemiştik.
Suriye krizi bütün hesapların ötesinde derinleştiğinde inanmak istememiştik.
Ukrayna'da patlak veren olayların bir kopuşun öncüsü olacağını düşünememiştik.
Fakat şimdi inkar edilemeyecek bir tabloyla karşı karşıyayız.
20. Yüzyılda şekillenmiş (özellikle Ortadoğu'ya, Afrika'ya ve yakın gelecekte Balkanlar ve Kafkaslar'a dair) bilgiler, fikirler ve varsayımlar işe yaramıyor!
Artık "öngörülemeyen bir dünya"da yaşıyoruz.
Bu tablo diplomasi merkezlerinin, strateji kurumlarının ve kendini "uluslararası ilişkiler uzmanı" olarak tanımlayanların işine gelmiyor.
Fakat hiç değilse biz sıradan okuryazarlar kabul edelim ve olayları öyle yorumlayalım.
Ben kendi adıma boşa çıkan iddialar yerine ciddi ve dürüst şaşkınlıkları tercih ederim.
Bazen bu tavrı resmi kurumlara dahi tavsiye edebilirim.

***

Geçen şubattan sonra, yani El Kaide ve ona bağlı örgütlerle IŞİD'in arasındaki kopuşun ardından Batı'nın önemli strateji kurumları, CIA destekli think tank'lar ve onları kaynak olarak kullanan uzmanlar aynen şöyle iddia ediyorlardı: "Yoğun çatışma ortamında ittifaksız kalan Irak ve Şam İslam Devleti örgütü dağılmaya mahkumdur!"
Hatta bu dağılmanın en geç mayıs ayında gerçekleşeceğini düşünenler bile vardı.
Bu hesapları yapıp geleceği planlayanlar salı günü kafalarını duvara vurdular.
Ne olduğunu gördük!
Suriye'de beklendiği gibi tasfiye olmayıp tersine güçlenen IŞİD bu kez Irak'a döndü ve birkaç saat içinde Musul'u ele geçirdi.
Uzmanlar (!) bu olaydan da ders çıkarmayıp hemen yeni tezler öne sürdü: Onlara göre IŞİD bu eylemi Irak ordusunun ağır silahlarını Suriye'deki cepheye aktarmak için yapmıştı.
Sabah uyandık. Hayır! O çok mantıklı görünen "uzman" tezlerinin bir anlamı kalmamış; çünkü IŞİD Bağdat'a doğru yürüyormuş!
***

Yazıyı kapatırken iki şeye vurgu yapacağım...
Birincisi... Dikkat edin, devletlerin ve istihbarat servislerinin tezgah ve manipülasyonları yok demedim. Sonuçların giderek öngörülemez hale gelmesinden söz ettim.
İkincisi... Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra şekillenen coğrafya ve siyaset düzeninin bitmek üzere olduğunu inkar edebilir miyiz?
Üstelik tam yüz yıl sonra şu sırada!
Hani "zaman başka şey ama takvimler insan zihninin kurgularıdır" deniyor ya, insan durup kalıyor bazen: Yoksa takvimlerin de bir "metafiziği" mi var?

YAZARIN BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA